CHP ile MHP milliyetçiliği

CHP ve MHP acaba anayasal milliyetçiliğin dışına taşanları oy tabanları içinde mi görüyorlar?

'Milliyetçilik' ve 'ulusalcılık'... Geçen yazıda bu kavramlar üzerinde durmuştum... Ve bu kavramların siyaset alanına etkileri üzerinde.
Birçok mesaj geldi. Bazısında, yazdıklarıma paralel görüşler vardı. Bazısında da, benim, o iki sözcüğü eşanlamlı saymam eleştiriliyordu. Fakat o konuda görüşler de çeşitliydi.
Bazısı milliyetçiliği olumlu, ulusalcılığı olumsuz buluyordu. Bazısı da bunun tam tersini düşünüyordu.
Mesela, Almanya'dan yazan bir değerli okurum, 'kafatası milliyetçiliğini reddeden bir Atatürk milliyetçisi olduğu'nu yazıyor, bu akımın asıl temsilcisi olarak MHP'yi görüyordu. Şöyle diyordu:
"MHP dışında milliyetçilik taslamaya çalışanların hepsinin geçmişleri bellidir. Ulusalcıların da... Aşırı milliyetçilerin de..."
Bir başka değerli okurum ise şu düşüncedeydi:
"Milliyetçiliğin daha ırkçı bir kavram olarak görülmesi nedeniyle, Atatürk'ün milliyetçiliğini kapsayan bir kavram olarak ulusalcılık ortaya atılmakta... Ulusalcılık, Türkiye'de yaşayan tüm etnik kökenleri tek bir anlayış ile kavramaya çalışmakta, etnik yaklaşımları reddetmektedir..."
Bir mesajda da bu anlamdaki 'ulusalcılık'ın, CHP'nin ilkesi olduğu yazılıyordu.
Yani: Vatandaşlık esasına dayanan anayasal 'Atatürk milliyetçiliği'nin sahibi, bir görüşe göre, 'Ben milliyetçiyim' diyenlerdi, öteki görüşe göre de 'Ben ulusalcıyım' diyenler...
* * *
Bunlar, aktif siyaset dışından gelen görüşlerdi. Dünkü gazetelerde ise, biri 'milliyetçi', öteki 'ulusalcı' diye nitelenen iki siyasi parti liderinin açıklamaları vardı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın...
Onlar arasında öyle bir fark görünmüyordu. Vatandaşlık esasına dayalı Atatürk milliyetçiliğine ikisi de sahip çıkıyordu.
Devlet Bahçeli'nin sözleri:
"Türk milliyetçiliği, Türk devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesi Türk sayan, her türlü ayrımcılığı ve dışlamayı reddeden bir fikriyattır."
Deniz Baykal'ın sözleri:
"Biz herkesi kapsayıcı bir milliyetçilik anlayışındayız. Biz Atatürk milliyetçisiyiz."
Bu, kamuoyunda o konudaki algılama değişiklikleri yanında, iki büyük partinin görüşleri arasında bir fark olmadığını gösteriyor.
Geçen yazıda 1961 ve 1982 anayasalarındaki milliyetçilik tanımlamalarını hatırlatmıştım. Bu açıklamalar, o tanımlamalara da uyuyor.
* * *
Bu uyum, şu açıdan olumlu bir görüntü veriyor:
Demek ki, iki partinin de milliyetçilik (veya ulusalcılık) tanımı içinde, Anayasa'daki ilkeyle bağdaşmayan bir eğilimin işareti yoktur.
Ancak mesele şuradadır: İki liderin tanımlamalarında öyle bir işaret bulunmasa da, ülkede o tanımlamaların dışına çıkan 'milliyetçilik' (veya ulusalcılık) faaliyetleri vardır ve bunlardan bazıları, son yemin töreni örneğinde görüldüğü gibi, o işin ölçüsünü hayli kaçırmaktadır.
Bunlara karşı ne yapılacaktır?
Bahçeli, o 'akımlar ve oluşumlar'la kendi partisinin 'fikri ve siyasi hiçbir benzerliği, yakınlığı, birlikteliği' olmadığını özellikle vurguluyor, '(bunun) olması da mümkün değildir' diyor.
Ama onun da, Baykal'ın da, 'o akımlar ve oluşumlar'a daha açık tavırlar almaları gerekmez mi?
* * *
O 'akımlar ve oluşumlar'dan bazılarının, düşünce özgürlüğü kapsamına girdiğini kimse iddia edemez.
Hrant Dink cinayetinden sonra, güvenlik güçlerinin bu konudaki ihmallerini -çok haklı olarak- Meclis'e getiren muhalefet partilerinin, bu konu üzerinde de, siyasal duyarlılık göstermeleri gerekir.
Hrant Dink'in öldürülmesinden önce, öldürüleceği hakkındaki ihbarlarının değerlendirilmemesi, gerçekten çok vahimdir. Tüm sorumlulardan hesabının sorulması gerekiyordu.
Bu konudaki soruşturmaların sonucu hâlâ alınabilmiş değil. Eğer makûl bir zaman geçtikten sonra gene de alınamazsa, muhalefet konuyu yeniden Melis'e getirmelidir.
Ama Türklüğün 'soy-sop' açısından araştırılmasını ve bundan 'ölme, öldürülme ve öldürme'ye kadar varan sonuçlar çıkarılmasını öngören etkinlikler de vahimdir. Bunlar hakkında zamanında tedbir alınmaması, yeni cinayet ortamlarının oluşmasını kolaylaştırır. O konuların da Meclis'te enine boyuna görüşülmesi gerekir.
Bu sütunlarda Almanya'daki 'neonazizm' cereyanlarının yol açtığı cinayetlere karşı, devlet ve siyaset temsilcilerinin nasıl bir araya gelerek ortak bir tavır oluşturduklarını fotoğraflarıyla anlatmıştım.
Türkiye'deki ırkçılık eğilimleri 'milliyetçilik' adı altındaki yeminlerle ortaya çıkarken, bizde de, anayasal milliyetçiliği sahiplenen siyasi partilerin 'Onlar bizden değildir' açıklamalarıyla yetinmesi, yeterli değildir.
Bu konuda, en başta onların katılımıyla, mümkün olduğu kadar geniş bir mutabakat oluşturularak, her türlü ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı hep birlikte tavır ve önlem alınmalıdır.
* * *
Ayrıca, yeni Türk Ceza Kanunu'nun bir 216'ıncı maddesi var. Başlığı, 'halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama'dır. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın mahkûmiyetine dayanak olan eski 312'inci maddenin değiştirilmiş ve demokratikleştirilmiş şeklidir.
Buna dayanılarak -Erdoğan gibi- şiir okuyanların cezalandırılması artık söz konusu değildir.
Ama halkın '...ırk, din veya mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesim aleyhine düşmanlığa alenen tahrik etme...' veya 'aşağılama' fiilleri, belirli koşullar altında -en azından- soruşturma gerektirir.
O madde uygulanır veya uygulanmaz. Onu harekete geçirme yetkisi savcılardadır. Fakat o maddenin varlığı, konunun hukuk açısından da -en azından- inceleme konusu yapılmasını gerektirir.
Soru'nun siyasal boyutunu inceleyip gerekeni yapmak ise herhalde siyasetçilerin görevidir.
* * *
Özetle: Siyasetçiler kamuoyunda, sadece söyleyip yaptıklarıyla değil, söylemeyip yapmadıklarıyla da değerlendirilirler.
Gerek sayın Baykal, gerek sayın Bahçeli milliyetçilik konusundaki tutumlarına açıklık getiriyorlar. Milliyetçi (veya ulusalcı) çizgilerinin, Anayasa'da öngörülen milliyetçilik çizgisinde olduğunu ortaya koyuyorlar. İyi ediyorlar.
Ama konuyla ilgili önlem arayışlarıyla meşgul görünmüyorlar. O yolda siyasi girişimlere geçmekten uzak duruyorlar.
Bu da, doğal olarak şu soruyu akla getiriyor.
Kendileri anayasal milliyetçiliğin sınırları içindedirler. O belli.
Ama acaba, anayasal milliyetçiliğin sınırları dışına taşanları da, potansiyel oy tabanları içinde mi görüyorlar?.. 'Onları fazla gücendirmeyelim' mi diyorlar?
* * *
Konuya daha sonra devam edeceğim.