CHP'deki 'fiili kurallar' sistemi

Baykal'ın yeniden genel başkan seçildiği 2000'den beri oluşturulan 'fiili kurallar' sistemi CHP'ye en büyük zararı veriyor.

CHP kurultayının ilk günü yazdığım yazının başlığı şuydu: 'CHP'nin parti içi demokrasi ihtiyacı'. O ihtiyacı, Kurultay'da yaptığım 10 dakikalık konuşmamda da belirtmiştim, pazar günü çıkan yazımda da özetlemeye çalışmıştım: CHP yönetimi, Deniz Baykal'ın yeniden Genel Başkan oluşundan bu yana, parti içi demokrasiyi aşama aşama ortadan kaldırmaktaydı. Bu gidiş de, diğer birçok olumsuz etkisinin yanı sıra, partinin genel ve yerel seçimlerdeki başarı olanaklarını ortadan kaldırmaktaydı.
Kurultay'da, parti yönetiminin bu konuda, yeni bir değerlendirme yapmasını ve partide 'yeniden demokratikleşme'nin kapısını açmasını önermiştim. Başta Genel Başkan olmak üzere yönetimde görev alanlar, bunu yapmadıkları sürece, kamuoyu önündeki inandırıcılıklarını kaybetmeye devam edeceklerdi.
Bu da doğaldı: Bir Genel Başkan ki, kurultay kürsüsünden yaptığı konuşmada demokrasinin faydalarını saya saya bitiremiyor. AKP ile yapacağını bildirdiği siyasi mücadelede de en güçlü dayanağının 'demokrasi' olduğunu söylüyor.
Ama demokrasiyi kendi partisinin içinden uzaklaştırmak için aklına ne gelirse yapıyor.
O Genel Başkan'ın 'demokrasiciliği'nin samimi olduğuna kimi, nasıl inandırabilirsiniz?
Kurultayda, Genel Başkan ile yakın çalışma arkadaşlarına 'yeniden demokratikleşme' yoluna yönelmelerini önerirken, bunu hatırlatmıştım.
* * *
Aynı konuda partinin kıdemli üyelerinden Metin Tüzün, Semih Eryıldız, Bedri Baykam da hatırlatmalar yapmışlardı. CHP'de, demokratikleşmenin gereğine inanan daha pek çok üye olduğu muhakkaktı. Ama onlardan Kurultay'a gelenler çok azdı. Bir kısmı, eski görevleri dolayısıyla söz hakkı sahibi olsalar bile, gelmemişlerdi. Gelip konuşmanın faydasız olacağı kanısındaydılar. Bunu kamuoyuna da açıklamışlardı.
Onur üyesi veya delege olarak söz hakkı bulunup kurultaya gelenlerin çoğu da, gene 'Faydası yok' gerekçesiyle, söz istememişlerdi.
Tüzün, Eryıldız ve Baykam, benim gibi, 'iyimser'ler arasındaydı. Bu kurultaydaki son olanağı kullanarak yöneticilerden ve delegelerden, partinin yanlış gidişini düzeltecek adımlar atmalarını istemişlerdi.
Bu gidişin şimdiye kadarki bölümünün bilançosu şuydu: Deniz Baykal'ın yeniden Genel Başkan olduğu 2000 yılı ekiminden itibaren, gerek tüzük değişiklikleriyle, gerek uygulamalarla şöyle bir 'fiili kurallar' sistemi oluşturulmuştu:
1- CHP'nin genel ve yerel seçimlerdeki milletvekili adaylarının, belediye meclisi adaylarının, il genel meclisi adaylarının seçimi, Genel Başkan ile yakın arkadaşları tarafından yapılır.
2- CHP'nin parti içindeki seçimlerinde belirli yerlere aday olmak için Genel Başkan ve yakın arkadaşlarının vizesini almak gerekir.
3- Kurultayda, blok listeyle seçilen Parti Meclisi üyeleri ile Yüksek Disiplin Kurulu üyeleri, Genel Başkan ve yakın arkadaşları tarafından belirlenir.
4- Genel Başkan ile yakın arkadaşlarını eleştirenlerin, genel ve yerel seçimlerdeki herhangi bir yere aday gösterilmeleri mümkün değildir.
5- Genel Başkan ile yakın arkadaşlarını eleştirenlerin parti içi seçimlerde adaylıklarını koymaları halinde, onları destekleyen il başkanları veya yönetim kurulları görevden alınır. Onlara oy veren delegelerin de yeniden seçilmemeleri için her türlü önlem alınır.
6- Görevdeki Genel Başkan'a karşı genel başkan adayı olmak en yüksek parti suçudur. Alınan tüm önlemlere rağmen, imza barajını aşıp genel başkan adayı olabilenler, Yüksek Disiplin Kurulu kararıyla partiden ihraç edilir. Ona bu girişiminde destek verenler disiplin cezasına çarptırılır. Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinden bu kurala aykırı oy verenler çıkarsa, onların da Disiplin Kurulu üyelikleri sona erdirilir.
* * *
Evet, kurultayda -çok az sayıda konuşmacı tarafından da olsa- bu 'fiili kurallar' sisteminin sakıncaları anlatıldı.
Son dört yıl içinde o 'kurallar'ın hepsinin uygulanışının birçok örneği vardı. Bunlar, konuşmaları izleyenler tarafından çok iyi biliniyordu.
Tabii, bu örneklerin CHP'ye ne kadar büyük zarar verdiği de biliniyordu.
Ama bunlar biline biline, kurultaydan çıkan sonuç şu oldu:
CHP tüzüğünde 2003 yılında yapılan ünlü antidemokratik değişikliklerin kaldırılması için sürdürülen bir hukuk mücadelesi vardı. Bunun için parti başkanlığına yapılan usulüne uygun bir 'olağanüstü kurultay' çağrısı, parti yönetimi tarafından uygulanmamıştı. Konu Anayasa Mahkemesi'ne gitmiş, CHP yönetimine ihtar verilmiş ve çağrının gereğinin altı ay içinde yerine getirilmesi istenmişti. Parti yönetimi de kurultay gündemine 'tüzük' konusunu almak zorunda kalmıştı.
O konuda yapılan kısa bir komisyon çalışması sonundaki kurultay kararı şöyle çıktı: Tüzüğe 2003'te konulan antidemokratik maddelerin kaldırılması çağrısı reddedildi.
Bununla da kalınmadı. O antidemokratik maddeleri daha da pekiştiren bir tüzük değişikliği daha yapıldı.
'Demokrasi' isteyenlere karşı "Siz ne derseniz deyin. Benim inadım inattır" der gibi...
Kurultay seçimlerindeki oylamalar da, 'fiili kurallar'ın artık iyice yerine oturduğunu gösterdi. Genel Başkan'a verilen oylar yüzde 95'e kadar çıktı. Geriye kalan yüzde 5'in cezası da, kurultay öncesindeki il seçimlerinde Genel Başkan'dan vize almayan adayları seçen iki ilin milletvekillerine kesildi. Parti Meclisi üyesiydiler. Genel Başkan'ın blok listesinden çıkarıldılar. Üyelikleri sona erdi.