CHP'nin genlerinin ?demokrasi'ye müsait olmadığı iddiası...

Yerel seçim sonuçları, AKP ile birlikte, ana muhalefet partisi CHP'nin durumunu da gündeme getirdi. Gazetelerimizde, televizyonlarımızda onunla da ilgili yorumlar, tartışmalar var.
CHP'nin genlerinin ?demokrasi'ye müsait olmadığı iddiası...

ATATÜRK, İNÖNÜ, ECEVİT: CHP?nin Atatürk?ten Baykal?a kadar tüm genel başkanları ?halkın içinde?ki mütevazi ailelerin çocuklarıydı. Partinin kuruluşu sırasında ?halkın dışında? denilebilecek olanlar, eski ?saray erkânı? ve çevresindekiler ile onların ?evet efendim?cileriydi... Türkiye?nin İkinci Dünya Savaşından sonra demokrasiye geçen ilk ülke olması da CHP?nin kararı ile gerçekleşti.

Yerel seçim sonuçları, AKP ile birlikte, ana muhalefet partisi CHP’nin durumunu da gündeme getirdi. Gazetelerimizde, televizyonlarımızda onunla da ilgili yorumlar, tartışmalar var.
CHP, 29 Mart günü, AKP gibi ‘oyları azalan’ değil, ‘oyları artan’ bir parti. Gerçi o oy artışı fazla değil. 2 puan civarında. Ama belediye seçimlerinde de kazandığı belediye başkanlıklarını önemli ölçüde artırdı. İstanbul’da Kemal Kılıçdaroğlu ile büyük bir oy artışı sağladı. İlçe belediyeleri sayısını üçe katladı.
Ama, tabii, bununla yetinip rahat edecek durumda değil. Bazı yerlerde, seçime katılamadı, bazı yerlerde de, katıldı ama, aldığı oy çok düşük kaldı.
Bu açıdan, ülkemizin tüm illerinde ve belediyelerinde aldığı sonuçları, nedenleriyle birlikte objektif bir değerlendirmeden geçirmesi gerekiyor.
Ve daha da önemlisi, o değerlendirmelerin ışığında, iki yıl sonraki genel seçime hazırlanmak için, hiç vakit geçirmeden, çok ciddi bir çalışma dönemine girmesi gerekiyor.
***
Değerli okurlarım biliyor, benim öyle bir çalışma dönemi için en gerekli gördüğüm ‘açılım’, yeniden ‘demokratikleşme’ ve ‘katılımcılaşma’...
Bu seçimde, başta İstanbul olmak üzere, birçok yerde örnekleri görüldü. Parti üyeleri ve yandaşları arasında, görev üstlenmeye hazır olanlar az değil.
Bu potansiyel, CHP’nin, başta gençler ve kadınlar olmak üzere, toplumun her kesiminden daha geniş çevrelere açılmasıyla, çok daha büyüyebilir. Ve ülkenin -başarısız kalınan yerleri dahil- birçok ilinde, yerel sorunları gözeten politikalarla, olumlu sonuçlar sağlayabilir.
Tabii, genel politikalar açısından da, yapılması gereken çok şey var. Gerek ülkenin, gerek dünyanın içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal krize karşı inandırıcı projeler hazırlamak, sosyal demokrat politikacıların ve ekonomistlerin yapabileceği bir iştir.
Tabii, onun için de, demokratikleşmeye ve katılımcılığa ihtiyaç var. Ayrıca, CHP’nin dışındaki tüm sosyal demokrat hareketler ve uzman kadrolarla ilişkileri geliştirmeye ihtiyaç var.
Özetle: CHP, önümüzdeki genel seçime kadarki 27-28 aylık zamanı iyi kullanırsa, parti içinde artık yapılması şart haline gelmiş reformları yapıp uygulayabilirse, o seçimdeki başarı şansı büyük ölçüde artar.
***
Yukarıda yazdıklarım, benim CHP ile görüşlerimin özeti. Siyasette bulunduğum zamanlarda da, gazetecilik-yazarlık yaptığım zamanlarda da böyle düşündüm.
Tabii, CHP hakkında, benim gibi düşünmeyen değerli yazar arkadaşlarım da var. Konuya başka açılardan da bakıyorlar.
Onları da dikkatle izliyorum.
Elbette, izlemek gerekir. Özellikle de bugünkü CHP yönetiminde bulunan arkadaşlarımın izlemesi gerekir. Çünkü en eleştirici olanların bile yazılarında faydalanabilecek gözlemler ve yorumlar olabiliyor.
Ben bugün o yorumlardan biri üzerinde duracağım.
Özeti şu:
“CHP düzelemez. Başarılı olamaz. Çünkü ‘gen’leri müsait değildir.”
Peki, nedir o ‘gen’lerinin özelliği?
“CHP halkın dışındadır. Halka yakın değildir. Demokrat değildir.”
Bu yorum acaba doğru mu? Önceki gece Haber Türk’teki televizyon tartışmasında da Zafer Arapkirli’nin sorusu üzerine, düşüncemi belirtmeye çalıştım. Bence yanlış.
Yaşım gereği, CHP’nin daha önceki nesillerini de tanıdığım için, o ‘gen’ meselesinde ‘görgü tanığı’ sayılırım. Şunu söyleyeyim:
CHP’nin kurucularının, genel başkanlarının, genel sekreterlerinin -Atatürk dahil- hiçbiri halkın dışında değildi. Doğdukları günden beri halkın içindeydiler. Hemen hepsi, mütevazı ailelerin çocuğuydular.
Zamanın, ‘halkın dışında’ sayılabilecek kişileri, halifeliğin kaldırılmasından önceki saray erkânıydı... Padişah-halife ailesinin fertleri, damatları, sadrazamları, vezirleri, imtiyazlı memurları, çoğu saraydan geçinen köşk sahipleri, mal-mülk sahipleri... Ve onların her kesimdeki ‘evet efendim’cileri...
Ötekilerden, halkın içinde olup da CHP kadrolarında yer alanlardan bir kısmı askerdi. Askerliği seçmelerinin başlıca nedenlerinden biri, askeri okullarda okumanın, ‘parasız yatılı’ olmasıydı.
Sivil mesleklere yönelenlerin çoğunun da nedeni oydu. Başarılı öğrencilerin Muallim Mektebi, Mülkiye gibi okullarda (parasız yatılı) (eski deyimle ‘leyli meccani’) okumaları imkânı vardı.
Halkın diğer kısmından ayrı oldukları tarafları, ‘okumuş’ olmalarıydı. Ama aileleri ve çevreleri gibi kendileri de, halkın içinde kalmaya devam ediyorlardı. Ankara’daki Meclis’te de, Türkiye’nin her yerindeki halkın çeşitli kesimlerinden gelen milletvekilleriyle birlikteydiler.
Zaten, kurdukları partinin adını koyarken akıllarına ‘halk’tan başka bir şey gelmemişti. Ona ‘Halk Fırkası’ dediler. Cumhuriyet’in ilanından sonra ona bir de ‘Cumhuriyet’ kelimesini eklediler. Partinin adı önce ‘Cumhuriyet Halk Fırkası’, sonra da, uluslararası terimlere uygun olması için ‘Cumhuriyet Halk Partisi’ oldu.
Kısacası: ‘Gen’lerinde en hâkim olan unsur, ‘halk’tan başka bir şey değildi ilk CHP’lilerin...
***
Tabii, Cumhuriyet’in ilanından hemen sonra devrimler dönemi başladı. Medeni Kanun’la başlayan hukuk devrimine, eğitim devrimine, takvim değişikliğine, kadın haklarına, yazı devrimine kadar birçok çağdaşlaşma hareketi, ülkede o zamana kadarki alışılmış yaşam biçiminde bazı değişikliklere neden oldu.
Tek partili dönemin CHP’li kadroları, bunlara herkesten önce uymak durumundaydı. Bunun yarattığı farklılıklar dolayısıyla, başka bazı ülkelerde de örneği görülen ‘yönetenler-yönetilenler’ çelişkisi ortaya çıktı. CHP’liler için de, daha o devrimler döneminde ‘halktan koptular’ yorumları yapıldı. ‘Demokrasi istemezler’ yorumu yapıldı.
Ama bu bir ‘gen’ meselesi değildi. Nitekim, 1945’te -İkinci Dünya Savaşı’nın bitişiyle birlikte- tek parti dönemini kapatıp, ‘çok partili demokrasi’ye geçen yönetim, İsmet İnönü’nün cumhurbaşkanlığındaki CHP yönetimi oldu.
***
1950’de seçimi Demokrat Parti kazandı. CHP kaybetti. Ama bu sonucun nedenini, CHP’lilerin ‘gen’lerine bağlamak çok mantıksız olur.
Çünkü, kazanan Demokrat Parti’nin yöneticileri ve çoğu üyeleri de eski CHP’lilerdi. Partinin dört kurucusundan DP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Celal Bayar, CHP’de uzun yıllar bakanlık görevlerinde bulunmuş, daha sonra da hem Atatürk’ün, hem İnönü’nün başbakanlığını yapmış bir politikacıydı. DP’nin Başbakanı Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü, Meclis Başkanı Refik Koraltan da kıdemli CHP milletvekillerindendi.
Yani, CHP de kalanların ‘genetik’ sistemi neyse, DP’lilerinki de oydu. Başarıları tamamen başka faktörlerle izah edilebilirdi.
***
Daha sonrasına gelelim. CHP, ondan sonra da aynı yolda devam etti. Türkiye’nin şimdiye kadarki en demokratik Anayasası’nın esaslarını hazırlayan parti oldu.
Kuvvetler ayrımı, yargı bağımsızlığı, basın özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkı gibi demokratik hak ve hürriyetler ile, sosyal güvenlik hakkı, sendikalaşma, toplu sözleşme ve grev hakkı gibi sosyal haklar, onun zaten, ‘ilk hedefler programı’ içindeydi.
Hepsi, 1960’larda İsmet İnönü’nün başbakanlığındaki, Bülent Ecevit’in Çalışma Bakanı olduğu hükümetin girişimleriyle gerçekleşti.
***
Daha sonralarından sadece ikisini örnek vereyim...
Ölüm cezasının kaldırılmasını, 1970’lerden itibaren savunan, o konuda yasa önerileri veren parti CHP’dir, Kürt sorunuyla ilgili reformları uzun yıllar öncesinden gündeme getiren parti de...
Bunlar, o zamanlar öteki partilerin karşı çıkmasıyla, geciktirildikçe geçiktirilmiş, neden sonra kısmen gerçekleştirilebilmiştir.
***
Özetle: ‘Gen’ler açısından, hiçbir engel yok CHP’nin, ‘halk’la birlikte ‘demokrasi yolunda’ çok daha ileri adımlar atmasında... Tam tersine, hiç kimse tereddüt etmesin, o işe ‘gen’leri açısından en müsait olan parti, CHP’dir.
İş, CHP’de, bu yazının başında değindiğimiz sorunların çözülebilmesi, reformların yapılabilmesindedir.
O, tabii, tamamen başka bir konudur. Yeri geldikçe değiniriz.