CHP'nin 'parti içi demokrasi' ihtiyacı...

Dün CHP Kurultayı'ndaydım. Benim orada iki 'kart'ım var: Biri, CHP'nin eski Genel Başkanı olarak onur üyesi kartım. İkincisi, basın kartım. Dünkü kurultayda birincisini kullandım.

Dün CHP Kurultayı'ndaydım.
Benim orada iki 'kart'ım var: Biri, CHP'nin eski Genel Başkanı olarak onur üyesi kartım. İkincisi, basın kartım. Dünkü kurultayda birincisini kullandım. Sayın Deniz Baykal'ın üç saate yakın süren konuşmasını, delegelerin ve dinleyicilerin arasından izledim. O sayede, eskiden parti örgütlerinde birlikte çalıştığım arkadaşlarımı görmüş oldum. Biraz sohbet ettik. Ayrıca, sıra gündemin 'çalışma raporu görüşmeleri'ne gelince ben de 10 dakikalık söz hakkımı kullanarak birkaç söz söyledim.
Baykal, AKP iktidarının gidişini kapsamlı ve coşkulu bir şekilde eleştirdi. Koyduğu teşhisler büyük ölçüde isabetliydi. AKP yöneticileri, özellikle son sıralardaki söylem ve eylemleriyle, halkın geniş kesimlerinde haklı kaygılar uyandırıyorlardı. Seçimin erkene alınması suretiyle gerçekleşebilecek bir iktidar değişikliği, Türkiye'yi bu kaygılı durumdan kurtarabilirdi.
Peki ama, erken veya geç, yeni bir seçimde, o değişiklik gerçekleşebilecek miydi?
Bugün ana muhalefet partisi durumundaki CHP, yeni bir seçime -en azından- 'birinci parti' olma iddiasıyla katılmak için gerekli hazırlıkları yapmış mıydı?
Baykal, bu konuda, kurultaydan sonra hemen harekete geçeceğini, yeni Parti Meclisi'ni seçim sürecine sokacağını söylüyordu.
Radikal'in Ankara temsilcisi arkadaşım Murat Yetkin'in yorumu, Baykal'ın seçim stratejisi içinde, güçbirliği arayışlarının da bulunduğu kanısındaydı. Yetkin, Baykal'ın konuşmasında bunun ipuçlarını görmüştü. Bugünkü Radikal'de okuyacağınız yorumunda bunları anlatıyor.
* * *
Bence, böyle bir güçbirliği hareketinin önce solda gerçekleştirilmesi denenmelidir.
Bugün, evvelce CHP'nin üyeleri olan pek çok değerli politikacı, ya ayrı sol partilerin içinde veya bağımsız olarak faaliyet gösteriyorlar. Ayrıca CHP'de de, parti yönetiminin antidemokratik tutumlarına haklı olarak tepki gösteren ve parti faaliyetlerinden uzak kalanlar vardır.
CHP, dünkü Kurultay'la birlikte seçim sürecini başlatacaksa, önce bu dağınıklığı giderip, partili partisiz sol politikacıların mümkün olduğu kadar geniş bir kesimiyle kucaklaşmaya bakmalıdır.
Tabii, bunun 'olmazsa olmaz' bir şartı var: Parti yeniden demokratikleştirilmelidir.
Ben de kürsüden yaptığım kısa konuşmada bu noktaya değindim. Genel Başkan'ın son günlerde sık sık demokrasinin öneminden söz ettiğini, CHP'nin ülkemize demokrasiyi getirmekte ve onu savunmaktaki hizmetlerini vurguladığını hatırlattım. Ama 'CHP içindeki demokrasi'nin durumunun Baykal'ın sözleriyle tam bir çelişki içinde olduğunu belirttim.
Son kurultaylarda yapılan ve parti içi demokrasiyi büyük ölçüde ortadan kaldıran tüzük değişikliklerinin iptal edilmesini önerdim. Partide adayların il genel meclisi üyelerine kadar tümünün genel merkezden seçilmesinin artık bir usul haline getirildiğini belirttim. Bunun, son milletvekili transferleriyle de ortaya çıkan çeşitli sakıncalarını anlattım.
* * *
Partilerimizde demokrasi dışı uygulamalar, tabii, sadece CHP'de değil. CHP, son tüzük değişiklikleri yüzünden Anayasa Mahkemesi'nden ihtar almıştı. Dünkü gazetelerde haberi vardı: Anayasa Mahkemesi, benzeri bir ihtarı AKP'ye de göndermiş. AKP de daha önce yaptığı 'parti içi demokrasi'ye uymayan ve 'lider sultası'nın yerleştirilmesi sonucunu veren tüzük değişikliklerini düzeltmemekte 'inat' ediyormuş.
Bu inadın sürdürülebilmesi şunu gösteriyor: Partilerin yönetimleri artık, 'parti içi demokrasi'ye 1961 Anayasası'yla getirilen güvencelere aldırmamayı marifet sayıyorlar. Sonradan sık sık değiştirilen Siyasi Partiler ve Seçim kanunlarında da, o konudaki yaptırımlar önemini kaybettiği için, partilerinde demokrasiyle bağdaşması mümkün olmayan işlemleri kural haline getirmekte tereddüt etmiyorlar.
Yani, bu gidişin kökten değiştirilmesi için Siyasi Partiler Kanunu'nun da değiştirilmesi gerekiyor. Ama onu kim yapacak?
Meclis'teki yasama gücünü ellerinde tutan partilerin yönetimlerinin şimdiki durumdan şikâyetleri yok...
Ama konuya öteki partilerin bakış açıları ne olursa olsun, Cumhuriyet Halk Partisi, kendini öteki partilere benzetmeye devam etmemelidir. "Demokrasiyi Türkiye'ye getiren ve bugün de savunan parti" odur. Demokrasiyi Türkiye için savunup da kendi içinde yok etmek, başka partiler ne yaparsa yapsın, CHP'ye yakışmaz.
Yakışmamak bir yana, CHP, böyle bir çelişki içinde kalmaya devam ederse, kayıpları büyük olur. İçtenliğine inanılmaz. Katılımcılığın sağlayacağı imkânlardan faydalanamaz. Yönetimindeki hataları azaltamaz... Seçimlerdeki başarı şansını artıramaz.
Özetle: 'Parti içi demokrasi' her partiye gereklidir ama, CHP'ye, öteki partilerden çok daha fazla gereklidir.