'Demokrasi'mizin gerekleri ve gerçekleri

Türkiye'de dün olup bitenlerin normal bir demokraside yaşanması mümkün değil. Bunları, Meclis'teki iktidar çoğunluğunun hareketsiz bir şekilde izlemesi de kolay değil.

Böyle bir durumda atılacak ilk adımlar bellidir:

1) Soruşturmayla dolaylı da olsa ilgili oldukları iddia edilen bakanlar istifa ederler. Yerlerine başkaları atanır.

2) Soruşturmanın ilk aşaması devam eder. Savcıların iddiaları ve talepleri en kısa zamanda ortaya çıkar. Şüpheliler hakkında dava açılıp açılmayacağı, açılacaksa hangi iddialarla açılacağı mahkeme kararıyla belli olur.

3) Hükümet, bütün bu süreçte soruşturmayı etkileyebileceği izlenimini veren tutum ve davranışlarda bulunmamaya özen gösterir.

4) Meclis, o süreçteki gelişmeleri izler ve usullere aykırı davranışları önleyici tedbirleri alır.

Bunlar, demokratik ülkelerdeki kuralların da, geleneklerin de gereğidir. Gerçi bizde son sıralarda büyük ölçüde gözardı edildikleri görüldü. Ama ‘kuvvetler ayrılığı’ ilkesinin ‘olmazsa olmaz’ları arasındadırlar.

Bu gerçeğin her zaman hatırlanmasında ve hatırlatılmasında sayılamayacak kadar fayda vardır. Hele dün sabahtan itibaren ortaya çıkan gelişmelerden sonra, bunun önemi daha da artıyor.

***

Dünkü gelişmelerin özeti şu:
1) Söz konusu bakanlar henüz istifa etmedi. ‘Henüz’ diyorum. Çünkü, tahmin ediyorum ki, Başbakan’a, en azından ‘istifaya hazır’ olduklarını bildirmişlerdir. Başbakan bunu, kısa bir süre sonra gerçekleştireceği ‘bakan değiştirme’ hareketi sırasında, kendi takdirini kullanarak yapmak istemiştir. (Bu, Bülent Arınç’ın dün akşam yaptığı açıklamadan da anlaşılıyor.) Ancak bu gecikmenin büyük bir sakınca oluşturduğu dün sabahtan itibaren görülmüştür.

2) Dün sabah başlayan gelişmelerden en önemlisi, emniyet örgütünde yeni bir ‘tasfiye’ hareketinin başlamış olmasıdır. İstanbul Emniyeti’nde, aralarında soruşturmaları başlatan ekibin mensuplarının da bulunduğu beş şube müdürü görevlerinden alınmıştır. Arınç’ın dün akşamki açıklamasına göre haklarında soruşturma da açılmıştır.

(Bu haberi akşam saatlerinde, İstanbul Emniyeti’nin beş mensubunun daha görevden alınması ve Ankara dahil, bazı illerde de benzeri operasyonlar yapıldığı haberleri izlemiştir. Ankara’da da 18 emniyetçinin görevden alındığı bildirilmiştir.)
Bu ‘görevden alma’ işlemlerinin yapıldığı birimlerin bağlı olduğu bakanlık, İçişleri Bakanlığı’dır. İçişleri Bakanı ise, son soruşturma sırasında gözaltına alınanlar arasındaki bir gencin babasıdır. Soruşturmanın daha başlangıcında, ‘soruşturmanın selameti’ için görevinden ayrılmayı istese bile, Başbakan buna imkân vermeyince, emniyette yapılan görevden almalar ve bazı müdürler hakkında başlatılan soruşturmalar, sanki onun tercihiymiş gibi bir durum ortaya çıkmıştır.

Bu gelişmenin dışında, İstanbul Başsavcılığı’nın aldığı karara göre, soruşturmayla görevli iki savcıya iki yeni savcının daha eklenmesi de, tartışmalara yol açmıştır. Arınç, başsavcının açıklamasına dayanarak, bunun, soruşturmayı bir an önce bitirme amacına yönelik bir tedbir olduğunu söylemiştir ama, bu açıklama da, soruşturma sürecinin etkilenmek istendiğine inananların kaygılarını gidermemiştir.
3) Bütün bunların üstüne, dün akşamın geç saatlerinde, Başbakan Erdoğan’ın, bu soruşturmayı başlatanları çok açık bir şekilde karşısına alıp çok ağır şekilde suçlayan konuşması, tüm televizyonlarda canlı olarak yayınlanmaya başladı.

Tabii, Erdoğan, sadece o soruşturmayı yürütenleri değil, onlarla birlikte tüm muhalefet çevrelerini, bir kısım basını, yurtiçindeki, dışındaki tüm odakları, malûm üslubuyla suçlamayı da ihmal etmedi. Etrafındaki belirli kadronun ve destekçilerinin dışındaki herkese veryansın etti.

4) Sonuç olarak: Ülkemizde demokrasinin ‘kuvvetler ayrılığı’ ilkesinin işlemekte olduğunu iddia etmek, zaten güçtü. Ama bu imkân artık tamamen ortadan kalktı.

Peki buna demokrasinin ‘üç kuvvet’inden birini oluşturan ve hükümetin yanlışlarını düzeltmesi gereken Meclis ne diyor?
Meclis’teki muhalefetin tutumu belli, bu durumu yoğun şekilde eleştiriyor. Ama asıl önemli olan, o Meclis’in içindeki iktidar çoğunluğu. Hükümetin yanlışlarını, en kısa yoldan düzeltmek onun elinde. O ne diyor?

O çoğunluktan -Hakan Şükür’ün istifa mektubu dışında- dün de bir ses çıkmadı.