Dünya basını: İki ayrı Türkiye

Yabancı basına göre Türkiye'de tamamen ayrı yaşam biçimine sahip iki toplum bulunuyor: 'Beyazlar ve zenciler'.

Yabancı basında şu sırada ülkemizle ilgili pek çok yazı yayımlanıyor. Tabii, bunların ana konusu yarınki seçimler... Kimi dergiler (TIME gibi), konuyu kapak yaptı, kimi iç sayfalarında geniş yer ayırdı. (Economist gibi, Spiegel gibi, Stern gibi)... Günlük gazetelere gelince, büyük bir kısmı Türkiye'yle ilgili yazarlarının röportajlarını, yorumlarını yayımladı.
Bunlardan çoğunun ortak paydası şu:
Türkiye'de birbirinden tamamen ayrı yaşam biçimine sahip iki toplum var. Biri AKP'nin, diğeri AKP dışındakilerden bir kısmının temsil ettiği toplumlar... İnanışları, giyimleri, günlük programları birbirinden tamamen farklı...
Bunlar kıyasıya bir çarpışma halinde... Birinin kazanıp, ötekinin kaybetmesi, Türkiye'nin dünya içindeki yönünü belirleyecek...
Yazılarda bu birbirinden ayrı iki yaşam biçimini ifade etmek için kullanılan deyimlerden biri şu:
'Beyazlar ve zenciler'.
Deyim, malûm, Amerikan tarihinin kara sayfalarına geçmiş olan olaylardan kalma:
'Beyazlar' toplumun hali vakti yerinde, 'tuzu kuru' egemen sınıfı... Zenciler, çalıştırılmak için köle olarak getirilen Afrikalılar.
'Gaddar' beyazlar, onlara her türlü eziyeti yapıyor. Sadece kendilerine değil, çocuklarına, torunlarına da ikinci sınıf insan muamelesi uyguluyor.
Bu ayrımcılık, Amerikan iç savaşı sonunda kısmen önlendiyse de, birçok eyalette, 20. yüzyılın ikinci yarısında bile uzun süre fiilen devam ediyor.
* * *
Benzetme, bununla ilgili.
Yani, toplumun ezilen, hakkı gaspedilen, gadre uğrayan insanları zenciler... Onları gadre uğratanlar da beyazlar...
Peki, bu 'zenciler-beyazlar' karşılaştırmasını Türkiye'deki duruma yakıştırmanın patenti, bu yazıları yazanlarda mı?
Hayır, Google'dan bakarsanız, Erdoğan'ın konuşmalarından yapılan alıntılardan görürsünüz. Ben de Murat Birsel'den alıntı yaparak belirteyim, bunu ilk söyleyenlerden biri, Başbakan Tayyip Erdoğan... Kendi temsil ettiği 'mağdurluk' çizgisinin adını "Biz Türkiye'nin zencileriyiz" diye çoktan ilan etmiş bulunuyor.
Yabancı meslektaşlarımız da bunu artık, Türkiye'nin toplumsal manzarasını özetlemek için sık sık kullanıyorlar.
Bazısı, Erdoğan'a bu açıdan hak da veriyor. Türkiye'nin 'beyaz'larının, Atatürk devrimleriyle kurulan düzeni, ülkenin zencilerine zorla kabul ettirdiklerini, şimdi ise 'mağdur' 'zenci'lerin o oyunu bozmaya başladığını belirtiyor.
Stern dergisinin yazarı, ellerinde bayraklarla mitinglere katılan 'beyaz'ların durumunu şöyle anlatıyor:
"Onların görünüşü, Almanyalı Türklere benzemiyor. Başörtüleri yok. Bıyıklı da değiller. Ellerinde seccade, başlarında takke yok. Plastik poşet taşıyanları da az. Ama Chanel çanta taşıyanları çok. Ralph Lauren marka polo gömlekler giyenler de bol.. Şort, t-shirt giyenler de öyle... Yabancı dil bilme durumları da şöyle: Eğer akıcı bir İngilizceleri yoksa, ya Fransızcayı, ya Almancayı çok iyi biliyorlar. Onların arasına katılınca insan sanabilir ki, bir akademisyenler defilesinin içine girmiştir. Bu sanı, bir bakıma yanlış da sayılmaz. Çünkü bu 'Çağdaş Hayatı Destekleme Derneği' adlı kulubün organize ettiği bir toplantıdır..."
Yazıyı okurken, karşılaştırdığı iki görüntünün ikisiyle de alay ettiği belli... Hem Almanya'daki başı örtülü, bıyıklı, poşetli 'Alman-Türk'lerle, hem de kısa kollu, marka gömlekli, dil bilen akademisyen tipli Türklerle...
Biraz daha okursanız yazarın ikinci tip Türklerle ilgili görüşünün daha da olumsuz olduğu görülüyor. Onların iyi okuduklarını, Dior gözlükleriyle ve yaşam biçimleriyle dünyaya açık bir görüntüleri olduğunu, ama ellerinde Türk bayraklarıyla 'Biz laikiz, demokratız' derken, inandırıcı olmadıklarını vurguluyor.
Ekonomist yazarı bu iki grup arasındaki mücadeleyi 'İslamiyet ile sekülarizm' arasındaki bir savaş olarak görüyor. AKP'nin çizgisini daha demokratik görüyor.
* * *
Der Spiegel yazarı ise, 'laik'lerin başörtüsü konusunda tedirgin olmaları nedeninin mantıklı olmadığını yazıyor. Şöyle:
'Modern Türklerin kâbusu haline gelen türban, aslında bir metrekarelik bir örtüden ibarettir. Çoğu defa viskos veya polyester kumaştandır. Ticari ölçüsü 1 metre 10 santimetre tutar. Bir yağmurdan korunma başlığı gibi, kafaya örtülür. Çengelli iğneyle tutturulur'
* * *
Evet, bu cümlelere de bakınca sanırsınız ki, o dergiler Türkiye'de kendilerine 'zenci' diyerek 'mağduriyet' maskesi takmış olan siyasetçiler grubuna sempati duymaktadır. Onların giyim kuşamlarını, yaşam biçimlerini ve türbanlarını benimsemişlerdir.
Asıl yadırgadıkları görüntüler, 'modern' dedikleri giysiler içinde olan başı açıklardır, kolsuz gömlek giyenlerdir. Marka-çanta kullananlardır...
Böyle sanabilirsiniz...
Ama ben daha önceki yazılarımda, aynı yayın organlarının başka yazılarından da örnekler vermiştim. O yazılarla birlikte Avrupa sokaklarından başı örtülü kadın ve takkeli erkek fotoğrafları yayımlanıyor ve bunların yorumu olarak da, "Türkiye bu manzaralarla mı Avrupa Birliği'ne girecek?" sorusu soruluyordu. Mesela Der Spiegel'in
-yukarıda tekrar yayımladığımız kapağında görüldüğü gibi- 'Almanya Mekkeleşiyor mu' diye, Almanya'daki Müslümanlık propagandasının tehlike oluşturduğunu söyleyenlerin görüşlerine yer veriliyordu.
* * *
Özetle: AKP'li siyasetçi dostlarımız, bazı dış basın organlarındaki bu çeşit yayımların havasına kapılmasınlar... Yarın benzeri fotoğraflar aynı dergilerde, 'Bunların Avrupa Birliğinde' ne işi var? Dışarda kalsınlar. Akdeniz ülkeleriyle hemhal olsunlar...' tezinin gerekçesi olarak da yayımlanır.