Eğer AKP dışındaki partiler güçbirliği yapmazlarsa...

367 sorunu ne şekilde sonuçlanırsa sonuçlansın, şu gerçek meydanda: Artık seçim sürecindeyiz.

367 sorunu ne şekilde sonuçlanırsa sonuçlansın, şu gerçek meydanda: Artık seçim sürecindeyiz.
Anayasa Mahkemesi kararı şöyle olmuş, böyle olmuş, Gül cumhurbaşkanı seçilebilmiş ve seçilmemiş... İkisi de aynı kapıya çıkıyor:
Genel seçim..
Hem de, büyük ihtimalle 4 Kasım'dan da öne çekilecek olan genel seçim...
Onun sonucu ne olacak?.. İşin esası o...
Bu sütunda pek çok defa hatırlattık: Belki de artık bıktırdık. Ama bugün 'mahkemelik' haline de gelen siyasi sorunlarımızın başlıca nedeni, seçim sistemimizdeki 'yüzde 10'luk barajdır.
O barajdır ki, oy kullanan seçmenlerin yüzde 45'inin iradesini geçersiz kılıyor. Hatta, o 'yüzde 45'in büyük kısmını, 'en istemediği' partiyi seçmiş gibi bir duruma sokuyor. Çünkü sisteme göre, barajın altında kalan partilere verilen oylar, barajın üstünde kalan partilerin puanlarını yükseltiyor. En başta da birinci partinin...
Bu durumda da, bu 'yüzde 10' barajlı sisteme göre oluşan Meclis'teki partilerin milleti temsil oranları, çok tartışmalı hale geliyor. Bunun millet iradesini yansıtmaktan çok uzak olduğu belirtiliyor.
* * *
Cumhurbaşkanı seçiminin 'birinci tur'unun Anayasa Mahkemesi önüne gitmesinin temel nedeni budur.
Önceki günkü yazımızda bir varsayım tablosu yayımladık: Bizdeki -başka demokratik ülkelerde benzeri görülmemiş yükseklikteki- 'yüzde 10'luk baraj, mesela Almanya'daki gibi 'yüzde 5' olsaydı, böyle bir şeye hiç gerek olmayacaktı.
Çünkü AKP, 2002 seçimi sonrasında, büyük ihtimalle gene, hükümeti kurabilecek ve beş yıl süreyle iktidarda kalacaktı ama, bugünkü gibi, cumhurbaşkanını tek başına seçme iddiasını taşıyamayacaktı.
Anayasa'nın öngördüğü vasıflara uygun olduğuna itiraz edilemeyecek bir aday üzerinde diğer partilerle ve milletvekilleriyle uzlaşmak zorunda kalacaktı.
Bu da, hem Anayasa'daki 'cumhurbaşkanı tanımı'yla, hem de 'temsilde adalet' ilkesiyle bağdaşır bir sonuç olacaktı.
Özetle: Bu yüzde 10 barajı, bazılarınca hâlâ küçümseniyor, ama demokrasimiz açısından çok büyük bir tehdit oluşturmaya devam ediyor.
Önümüzdeki seçimde de, aynı tehlikeyle karşı karşıya bulunduğumuz muhakkaktır.
* * *
Bu konuyla ilgili yazılarımızda, bu barajda ısrar edilmesinin ne kadar yanlış olduğunu hep anlattık.
Bunu bugün, bir tek somut soruyla özetleyelim:
"Önümüzdeki genel seçimde de sonuç, bugünküne benzerse ne olacak?.. Yani, ya AKP gene yüzde 25-30 civarındaki oyla birinci parti olur ve barajın altında kalan partilerin oylarının da kendi hesabına işlemesi sonucunda, tek başına hükümet kurarsa?..
Meclis'e giren diğer partilerin sayısı bir veya ikide kalır, ama AKP'nin Meclis'teki sayısı, gene de 300'ü aşıp 350 civarına ulaşırsa?.."
Benzeri sonuçlar gene ortaya çıkmaz mı?
* * *
'AKP artık yıpranmıştır, oy kaybedecektir' tahmini ve temennileri, o ihtimali yok etmeye yetmez. Çünkü o tahminler doğru çıksa ve AKP gerçekten oy kaybına uğrasa bile, bu 'yüzde 10'lu sistemle seçime girmek, partiler için kumar oynamak gibidir. Geçmişte de örneği görülmüştür. 'Başa güreşiyoruz' iddiasıyla girdikleri seçimden barajın altında kalarak çıkan partilerin sayısı az değildir.
'Yüzde 10'luk seçime, parti olarak girmek bir yana, seçmen olarak girmek de bir kumar gibidir.
"Ben bu partiye oy vermek istiyorum ama, ya barajın altında kalırsa" endişesi, seçmenlerin seçme özgürlüğünü büyük ölçüde daraltmaktadır.
Bir kısmı bu yüzden sandığa bile gitmiyor.
Sandığa gidenlerin de bazısı, oyunun boşa gideceğini bile bile oy kullanıyor.
Bazısı da, 'oyum boşa gitmesin' diye yaptığı hesaplar boşa çıktığı için,, en istemediği partiyi seçmiş gibi oluyor.
* * *
Tabii, konunun iki yanı var:
1) Bugünkü durumdan şikâyetçi olan partilerimiz, başta bugünkü Meclis'teki CHP, ANAP, DYP olmak üzere, bugünkü sorunların temel nedeninin o 'yüzde 10' barajında olduğunu kabul etmekte artık gecikmemelidirler.
Bunun mutlaka değiştirilmesi gerektiğini ilan edip, o değişikliği yapmaya kararlı olduklarını belirtmelidirler.
2) O değişikliğin yeni seçimden önce olması, bunu -en azından- AKP kabul etmeyeceği için mümkün olmaz.
Ama AKP'nin karşısındaki partiler, önümüzdeki seçime girerken, o yüzde 10'u aşarak AKP'nin önüne geçmenin ancak, 'güçbirliği' yoluyla mümkün olduğunu görmelidirler.
* * *
'Sağ'da DYP ile ANAP arasında o konudaki temasların ilerlediği belirtiliyor.
'Sol'da da, CHP, DSP, SHP ve '10 Aralık' hareketi arasında bir birliktelik sağlanmasının çaresi bulunmalıdır.
İki gruptaki partilerin de kendilerine fazla güvenmeleri yanlış olur. "Barajı geçebilecek olan parti nasıl olsa benim. Seçmen beni seçer" hesabı da yanlış çıkabilir, "Geçen defa onun oyu fazlaydı ama, bu defa benim oyum fazla olacak" hesabı da...
Bugün AKP iktidarından herhangi bir nedenle memnun olmayan seçmenlerin büyük bir kısmında umut ve heyecan uyandırmanın, onları sandığa gitmeye ve başkalarını da götürmeye teşvik etmenin tek gerçekçi yolu budur.
Merkez sağdaki partiler gibi, soldaki partilerin de o yola bir an önce girmelerinde sayılamayacak kadar çok fayda vardır...