En güçlü yanıt

Orhan Pamuk, yarım saatlik konuşmasıyla Avrupa'daki Türkiye karşıtlarına en güçlü yanıtı verdi. Almanya'nın etkili isimleri onu büyük ilgiyle dinledi, en etkilendikleri Türkiye'yle Avrupa ilişkileri konusundaki bölümlerdi.

FRANKFURT - Son iki günde, Orhan Pamuk'a verilen 'Barış Ödülü' üzerine, Türk ve Alman tarafındaki bazı 'tutum ve davranışlar'ı anlattım.
Türk tarafından yükselen:
"Niçin bizim istediğimiz gibi yazmıyorsun?" seslerine de değindim;
Alman tarafından da aynı şekilde yükselen:
"Niçin bizim istediğimiz gibi konuşmuyorsun?" seslerine de...
Orhan Pamuk'un bu sorulara yanıtları, Frankfurt'taki Paul Kilisesi'nde yaptığı yarım saatlik tören konuşmasındaydı.
Konuşmasının tam metni bugünkü Radikal'de yayımlanıyor. Arkadaşım Cem Erciyes'in izlenimleri de... Ben bunlara sadece iki soru eklemek istiyorum:
1- Türk hükümeti Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesini istiyor. Bakanlarıyla, diplomatlarıyla Avrupa ülkelerinin başkentlerinde yoğun çalışmalar yapıyor. Tabii, Avrupa kamuoyuna da seslenmek istiyor. Bunun için Avrupa gazetelerine yönelik tanıtım kampanyaları açıyor. Türk yazarların eserlerinin Avrupa dillerine çevrilmesi için teşvik mekanizmaları kuruyor. Frankfurt Kitap Fuarı gibi fuarlara 'konuk ülke' olmak için başvurular yapıyor...
Bütün bunların amacı, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesinin Avrupalılar için de ne kadar gerekli olduğunu, Avrupalılara anlatmak...
Acaba son sıralarda, o amaca, Orhan Pamuk'un dünkü tören konuşmasıyla yaptığı katkıdan daha fazlasını yapabilen bir kişi veya kurum oldu mu?
* * *
Benim, törende oturduğum yerde, sağımdaki, solumdaki, önümdeki, arkamdaki koltukların hepsinde Almanlar oturuyordu. Pamuk'un Türkçe yaptığı konuşmayı önlerindeki Almanca metinden izliyorlardı. Konuşmanın çevirisi çok iyiydi.
İzlerken yer yer beğenilerini de ifade ediyorlardı.
Şu belliydi: Pamuk'un 'roman'ın edebiyattaki ve toplumların hayatındaki yerini yücelten yorumlarından da etkileniyorlardı, üslubundan ve zaman zaman kurduğu esprili cümlelerden de... Ama en etkilendikleri yerler, Türkiye'yle Avrupa ilişkileri konusundaki bölümlerdi.
Şu sözleri, törene tekerlekli sandalyesinde katılan eski içişleri bakanı -ve Angela Merkel'in kabinesinde yeniden içişleri bakanı olması beklenen- Hıristiyan Demokrat politikacı
Wolfgang Schaeuble de ilgiyle dinledi:
"(Almanya'daki) en son seçimde Türkiye ve Türk karşıtı bir siyaset izleyen bazı politikacıların kullandığı üslubu, Batı ve Avrupa ile kavga meraklısı bazı Türk siyasetçilerinin üslubu kadar tehlikeli buluyorum. (...) Türkiye'nin, Türklerin Avrupa'ya sunduğu şey, elbette barıştır, Müslüman bir ülkenin Avrupa'ya katılma isteği ve bu barışçı niyetin onaylanmasının Avrupa'ya ve Almanya'ya vereceği güven ve güçtür. (...) Avrupa, Batı dışındaki dünyada özgürlük, eşitlik, kardeşlik duygularını yaşattığı için güven bulabiliyor. Avrupa'nın ruhu, aydınlanma, eşitlik ve demokrasi ise, Türkler bu barışçı Avrupa'da yer almalıdırlar. Yalnızca Hıristiyanlığa dayanan bir Avrupa, yalnızca dinden kuvvet almaya çalışan bir Türkiye gibi, gerçekçi olmayan ve geleceğe değil, geçmişe bakan bir yer olacaktır."
Bu sözlerin muhatapları belliydi. Son seçimde, Türkiye'nin AB'ye girmesine karşı olmayı bir parti politikası haline getiren liderler...
O sözleri dinleyen Schaeuble de Hıristiyan Demokrat liderlerden biriydi. Geçmişteki bakanlığı sırasında bir suikasta uğramış, hayatı boyunca tekerlekli sandalyeye muhtaç kalmıştı. Ama politikada aktif olmaya hep devam etmişti. Hıristiyan Demokratların grup başkanlığını, Merkel'den önce de bir süre genel başkanlığını yapmıştı. Merkel gibi, Stoiber gibi Türkiye karşıtı politikacıların şampiyonlarından biri değildi ama, partisinin en önemli isimleri arasındaydı.
Törende daha başka Hıristiyan Demokrat politikacılar da vardı. Muhafazakârlıklarıyla tanınan yazarlar, düşünürler, bürokratlar da... Herhalde, bir kısmı "Türkiye AB'ye üye olmamalı. İmtiyazlı ortaklık yeter" tezinin yandaşıydılar. Orhan Pamuk'un konuşması onların tutumlarını etkilemeyebilir ama, en azından onları düşündürmüş olmalıdır. Nitekim Pamuk'u, konuşmasını tamamladıktan sonra, salonun tümüyle birlikte ayağa da kalkarak uzun uzun alkışlayanlar arasında onlar da vardı.
* * *
Evet, ikinci ve son soru:
2- Söylediği bazı sözleri yanlış bulanlarımız dahil (ben de o sözlerindeki maddi hataları görenlerdenim), ülkemizin her düzeydeki temsilcileri, yazarları, düşünürleri ve tüm ilgilileri için, Orhan Pamuk'a kızmak ve onu hırpalamak yerine, onu, dün aldığı ödül ve yaptığı konuşma nedeniyle, kutlamak daha doğru değil mi?..