Enflasyonist ceza maddesi

Adalet Bakanı, Yargıtay'a uyarak, 'İzin vermiyorum' derse, 301. maddeden dava enflasyonunun hızını biraz kesmiş olur...

Evet, durum artık belli: Orhan Pamuk hakkında açılan davanın devam edip etmemesi, Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in vereceği karara bağlı. Ya buna izin verip "dava devam etsin" diyecek. Ya da "izin vermiyorum" deyip davayı düşürecek.
Çiçek, başlangıçta, bu sorumluluğun kendisine ait olmadığını, davayı sürdürüp sürdürmemeye mahkemenin karar vermesi gerektiğini söylüyordu.
Daha önceki yazımızda ayrıntılarıyla belirtmiştik. Bu konu yargı ile Adalet Bakanı asında bir 'tenis maçı' haline dönmüştü.
Pamuk'un, hakkında dava açılmasına dayanak yapılan cümleyi söylemesi, yeni Türk Ceza Kanunu'nun yürürlüğe girişinden önceydi. Şişli Savcısı, başlangıçta bunu göz önünde tutmuştu. Eski kanunda, Türklüğü "tahkir ve tezyif etmek" diye nitelenen 'suç'un işlendiği iddiasıyla dava açmak için, Adalet Bakanı'nın buna izin vermesi gerekiyordu. Savcı Adalet Bakanlığı'na bu izni verip vermeyeceğini sormuştu. Ama bakan "Benim artık bu konuda karar verme yetkim yok. Yeni kanun yürürlüktedir. Karar verme yetkisi sizindir" anlamında bir görüş bildirmişti. 'Top' bu defa yeniden Şişli Savcısı'na geçmişti.
Savcı, bunun üzerine iddianamesini yazıp davayı açmıştı. Fakat dosyaya bakan Şişli Asliye Ceza Mahkemesi, "Hayır, eski kanunun uygulanması gerekir. Çünkü eski kanunun 'izin'le ilgili maddesi sanığın lehindedir" diye bir karar almıştı. Kararını Adalet Bakanı'na bildirmişti.
Bakan, buna rağmen tutumunu değiştirmemişti.
O arada, Orhan Pamuk davasının ilk duruşması yapılmış, bilinen olaylar çıkmış, mahkeme 'davayı durdurma' kararı almıştı.
Sorun da ortada kalmıştı.
* * *
Biz bu sütunda, Çiçek'in artık önündeki mahkeme kararını uygulamaktan başka çaresi olmadığını belirtmiştik. Mahkemeye bir yazı yazarak, dava açılmasına, ya "izin verdim", ya da "vermedim" demek durumunda olduğunu hatırlatmıştık. Aksi takdirde Anayasa'daki şu kurala aykırı hareket etmiş olacaktı:
"Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez" (Anayasa Madde 138- Başbakan'ın bir ara, kendi tezini desteklediğini sanarak yanlış yorumladığı ünlü maddenin son fıkrası.)
Adalet Bakanı Cemil Çiçek, bu görüşler karşısında sessiz kalmaya devam etmişti. Biz de, bu sessizliğini daha ne kadar sürdürebileceğini merak ediyorduk.
İşin sırrı önceki akşam çözüldü: Meğer Adalet Bakanı, İstanbul Şişli Asliye Ceza Mahkemesi'nin kendisini "izin verme veya vermeme" görevine davet eden kararından hemen sonra (25 Kasım günü), bir başka davayla ilgili olarak, konuyu Yargıtay'a götürmüş.
Akhisar Asliye Ceza Mahkemesi'nde, benzeri koşullar altında açılmış bir dava varmış. Mahkeme aynı şekilde, suç tarihinin Yeni Türk Ceza Kanunu'ndan önceye rastladığını göz önünde tutmuş. Eski kanuna göre, Adalet Bakanı'ndan, dava açılmasına izin verip vermediğini sormak üzere davayı durdurmuş. Adalet Bakanlığı da, bu karara Yargıtay nezdinde 'kanun yararına bozma' talebiyle itirazda bulunmuş. Durdurma kararının reddini istemiş.
Yani, 'top'u kendinde tutmamış, daha o zamandan, Yargıtay'a atmış.
Ve yine önceki akşam, Yargıtay'ın kararı belli oldu:
Yargıtay, 9'uncu Ceza Mahkemesi, bakanlığın talebini reddetmiş. Akhisar Mahkemesi'nin kararını haklı bulmuş. "Davanın devamı Bakan'ın izin vermesine bağlıdır" demiş.
Karar, benzeri durumdaki diğer davaları da etkileyecek bir içtihat olduğu için, Orhan Pamuk davasında da 'top' yeniden ve artık kesin şekilde 'kaçınılmaz' olarak Adalet Bakanı Cemil Çiçek'tedir.
* * *
Sayın Çiçek, kendisinin isteği reddedilmiş olduğu halde, bu sonuçtan memnun görünüyor. Gazetelere yaptığı açıklamada "Biz bu konunun huzura kavuşmasını istedik. Yargıtay'a onun için götürdük" diyor. Kararı da, uluslararası anlaşmalara atıfta bulunduğu için çok olumlu olduğunu belirtiyor ve şunu söylüyor:
"(Bu kararla) bizim geçmişte hükümet döneminde yine bakanlık olarak yaptığımız düzenlemelerin hepsi yerine oturuyor."
O zaman, artık mesele kalmıyor. "Orhan Pamuk davası devam etsin mi , etmesin mi?" sorusunun ilk kararını Cemil Çiçek verecek.
Aynı şekilde, gene 301'inci maddeye göre açılmış olan veya açılma aşamasında bulunan diğer davadan da büyük bir kısmının kaderini o belirleyecek.
Ya, bu davalara "izin veriyorum" diyecek, ya da "izin vermiyorum" diyecek.
Dileriz, o görevini, düşünce özgürlüğü açısından, şimdiye kadarki iddialarıyla tutarlı bir şekilde yerine getirir, 'izin vermiyorum' der ve 301'den dava açma enflasyonunun hiç olmazsa- biraz hızını keser.
* * *
Ama, tabii, iş bununla bitmiyor. 301'inci maddeye göre yeni Türk Ceza Kanunu'nun yürürlüğe girişinden önceki suç iddialarıyla yargılananların davaları ortadan kalksa bile 301'in, kanun yapıcısının amacını aşan şekilde algılanması devam ediyor. Yeni Türk Ceza Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden sonraki suç iddiaları için, aynı maddeye göre dava açma ve/veya açtırma eğilimleri de artıyor ve örgütleniyor.
Bu örgütlenmenin önderleriyle ilgili bir röportaj, Tempo dergisinde yayımlandı. Hukukçular Birliği adı altında bir araya gelip 301'e göre açılan davaların büyük kısmının şikâyetçisi olan bir grup var. O grubun sözcüleri, gazeteci arkadaşlarımıza açıklıyorlar:
Amaçlarının "Mesleklerini ülkemizin menfaatleri için kullanmak" olduğunu söylüyorlar. 301'e göre açtıkları davalarla da, milletin menfaatlerini koruduklarını iddia ediyorlar.
Grubun en faal üyelerinden biri olan avukat Kemal Kerinçsiz, dün akşam gene televizyondaydı. "Bizim verdiğimiz dava dilekçelerinin altında birkaç avukatın imzası var ama, bunlar aslında tüm Türk milletini temsil ediyor" dedi...
İstanbul'da Pamuk davasında yaşananlarla ilgili görüşleri de şöyle:
Davaya katılan avukatlardan Zekeriya Şerbetçioğlu, Tempo'ya açıkladığına göre "olayların kendi kontrollerinde gelişmediğini, ancak yaşananların 'halkın demokratik tepkisi' olarak yorumlanması gerektiğini belirtiyor."
Gene Tempo'ya göre Kerinçsiz, "yaptıkları nedeniyle AB-Türkiye ilişkilerinin zedelenmesinden son derece memnun olduklarını, çünkü AB'nin amacının bölünmüş bir Türkiye'yi sömürge haline getirmek olduğunu söylüyor."
Yani: Bu grubun mensupları, besbelli ki 301'inci madde gerek kendileri, gerek bazı savcılar tarafından bu şekilde anlaşıldığı sürece, o maddeyi şimdi kullandıkları gibi kullanmaya devam edecekler. Çünkü öyle kullanmanın ülkemizin menfaatlerinin gereği olduğuna inanıyorlar. 301'e göre açılan davalarda çıkan mâlum olayları 'demokratik tepki' sayıyorlar. Bu yüzden AB-Türkiye ilişkileri zedelendikçe bundan memnun oluyorlar.
Özetle: Bu madde, ya hükümetin Meclis'e vereceği bir kanun tasarısının kabulüyle değişitirilecek, ya da Hukukçular Grubu'ndaki avukatların, o maddeyi, kendi anlayışlarına kullanmaları, bundan sonra da devam edecek.
Tercih hükümetin...
Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin kararı
Akhisar Asliye Ceza Mahkemesi'nin sanık Cengiz Güngör'ün yargılanması sırasında aldığı 'duruşmayı durdurma' kararının bozulması için Adalet Bakanlığı'nın 'kanun yararına bozma' talebiyle Yargıtay'a yaptığı başvuru üzerine 9. Daire ilamının karar bölümü:

TÜRK MİLLETİ ADINA
Suç ve cezalara ilişkin yasaların zaman bakımından uygulanma ilkeleri Birleşmiş Milletler Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi'nin 15, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 7, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 38, 765 sayılı TCK'nın 2 ve 5237 sayılı TCK'nın 7. maddelerinde düzenlenerek, lehe yasanın uygulanması gerektiği kabul edilmiştir.
Her ne kadar 765 sayılı TCK'nın 160/2. maddesinde düzenlenen izin müessesesi şeklen bir usul kuralı olarak görünmekte ise de, tıpkı şikâyet, şikâyetten vazgeçme, zaman aşımı, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı gibi dava şartına ilişkin müesseselerde olduğu üzere, maddi ceza hukuku içinde düzenlenmiş bir müessese olup, maddi ceza hukuku ile sıkı sıkıya bağlı, cezayı doğrudan etkileyici bir nitelik taşımaktadır.
Bu bakımdan dava şartı olan izin müessesesinin 765 Sayılı TCK.nun 2, 5237 Sayılı TCK.nun 7. maddesinin öngördüğü lehe yasa uygulaması kapsamına dahil olduğu kuşkusuzdur.
Sanık lehine bir teminat olarak getirilmiş bulunan 765 Sayılı TCK.nun 160/2. maddesindeki izin şartının 5237 Sayılı TCK İle kaldırılmış olması, sanık lehine olan bu kuralın uygulanmasına engel teşkil etmeyecektir.
Gerek dairemiz, gerekse Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yerleşik ve istikrarlı uygulamaları da bu yöndedir.
Bu nedenlerle, kanun yararına bozma istemine dayanılarak düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği yerinde görülmediğinden REDDİNE, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE 26.12.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Başkan H. Gerçeker Üyeler: Ş. Erol, N. Seber, E. Ertuğrul, A. Doğan