Gerilimi sürdürmek

Krizi, uzlaşma kültürü çözer. Başbakan Erdoğan ve CHP lideri Baykal'ın son sözleri, gerilimin sürdüğünü gösteriyor.

Son yazımın (salı günkünün) başlığı şöyleydi: 'Seçimin koşullarını oluşturmak için de uzlaşmak gerek...'
Yazıda, demokrasimizin başlıca sorunlarından biri olan 'uzlaşma kültürü eksikliği'ni hatırlatmaya çalışmıştım. Bunun hiç olmazsa bu seçim öncesinde giderilmesi gerektiğini belirtmiştim. Çünkü, bugünkü gibi bir seçime giderken de, uzlaşmaya ihtiyaç vardı. O seçimin 'demokratik koşullarını, herkesi rahatlatacak şekilde oluşturmak' için bazı konularda anlaşmak gerekiyordu.
Bugün bu konuya devam edeceğim. Çünkü, zaten dün sabahtan itibaren yaşanan gelişmelerle ülkemizin en güncel konusu gene o oldu: Bu defa, Anayasa'ya ve usullere göre, seçimden önce nelerin yapılacağı veya yapılamayacağı, veya yapılacaksa nasıl yapılacağı konusunda karşıt görüşler ortaya çıktı. Bunlar, gene gergin bir hava içinde tartışılıyor. Gerek Başbakan Tayyip Erdoğan'ın, gerek ana muhalefet partisi Genel Başkanı Deniz Baykal'ın dünkü grup konuşmaları, o gerginliğin hâlâ azalmadığını gösteriyor.
* * *
Konulardan biri şuydu:
AKP, bir yandan 24 Haziran'da seçim istiyordu. Ama seçimden önce Meclis'teki cumhurbaşkanlığı seçimindeki şansını bir kere daha deneyeceği anlaşılıyordu.
Bu denemeyle ilgili hesabı, belliydi:
Anayasa Mahkemesi'nin geçersiz saydığı 'birinci tur' seçimini yeniden gündeme koyuyordu. O tura bu defa, ANAP milletvekillerinden yeteri kadarının katılması ihtimalini gözetiyordu.
AKP sözcüleri, bu amaçla, ANAP'ın öteden beri öne sürüp son kriz sırasında da tekrarladığı 'Anayasa ve yasa değişiklikleri' paketini, 'Bunları zaten bizde de istiyoruz' diye benimsediklerini açıklamışlardı.
ANAP Genel Başkanı Erkan Mumcu da, bunu memnunlukla karşıladığını açıklamıştı.
Bu karşılıklı açıklamalar, eğer ANAP'ın Meclis'e katılmasını sağlarsa, şöyle bir program uygulanacaktı:

    1) ANAP milletvekilleri yeni 'birinci tur'a girecekler. Anayasa Mahkemesi'nin şart gördüğü 367'ye ulaşılacak... ANAP 'ikinci tur'da da aynı katkıyı yapmaya devam ederse, 'üçüncü tur'da Gül'ün 276 oyla cumhurbaşkanı seçilmesi mümkün olacak.

    2) Cumhurbaşkanı seçim turları devam edebilirse, Meclis, turlar arası günlerde, (devam edemezse diğer günlerde de) diğer konuları görüşmek üzere toplanacak.
    ANAP'ın daha önce ortaya attığı, AKP'nin de gündeme getirdiği Anayasa ve yasa değişiklikleri görüşülüp kabul edilecek.
    (Değişiklikler malum: Cumhurbaşkanı artık halkoyuyla seçilecek. Görev süresi '5+5' olacak. Yani, beş yıl sonra ikinci defa seçilecek. Meclis'in çalışma süresi beş yıldan dört yıla inecek. Ve milletvekili seçilme yaşını 25'e indiren Anayasa maddesinin uygulanmasının bu seçime yetiştirilmesi için gerekli olan Anayasa değişikliği yapılacak.)

    3) O arada, ANAP'lılar (ve/veya başkaları) Meclis'e girer ve Abdullah Gül'ün seçilmesi gerçekleşirse, seçime Gül'ün cumhurbaşkanlığında gidilecek. O takdirde, cumhurbaşkanının halkoyuyla seçilmesi hükmü, Gül'den sonraki cumhurbaşkanına uygulanacak... Ama gerek cumhurbaşkanlarının görev süresinin beş yıl olması, gerekse Meclis'in görev süresinin dört yıl olması kuralı, artık hep geçerli olacak.

* * *
AKP'nin planı bu. Başbakan Erdoğan bu planı, 'Demokrasiye kurşun sıkıldı... Hodri meydan...' gibi meydan okuma ifadeleriyle ilan etti.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal da, ona kendi üslubu içinde cevap verdi. O planda samimiyet bulunmadığını, zaten gerçekçi de olmadığını belirtti. Başbakan'ın öne sürdüğü Anayasa ve yasa değişikliklerinden sadece 25 yaşla ilgili olanları kabul edebileceklerini, diğerlerinin zaten kabul edilemeyeceğini söyledi.
Bu, AKP+ANAP planının 25 yaş dışındaki bölümünün Meclis'ten geçme şansının fazla olmadığını gösteriyor. Çünkü, hem Anayasa değişikliklerinin Meclis'ten geçmesinin koşulları, diğer yasalardan çok daha ağır. İki defa görüşülmeleri, 'gizli oy'la oylanmaları ve nitelikli çoğunluklarla kabul edilmeleri gerekiyor.
En az 367 oyla kabul edilmeliler ve cumhurbaşkanının onayını almalılar ki, onun imzasıyla yürürlüğe girebilsinler.
367'den az, fakat 330'dan fazla oyla kabul edilirlerse, halkoylamasına sunulmaları gerekir.
Ayrıca, cumhurbaşkanının, o değişiklikleri uygun bulmaması halinde, Meclis'e geri göndermenin dışında (eğer tekrar oylanıp aynen yasalaştırılırlarsa), kendi girişimiyle halkoyuna sunma yetkisi de vardır.
Özetle: Kolay değildir Anayasa değişikliği yapmak, gerekli sayıya ucu ucuna ulaşan bir oy toplamıyla...
Hele bunun kısa sürede gerçekleşmesi isteniyorsa, üzerinde, yeterli sayının çok daha fazlasını kapsayabilecek bir partilerarası uzlaşmaya ihtiyaç vardır.
* * *
Bu gerçekler, seçim öncesindeki bu hareketlenmenin daha çok taktik amaçlı olduğu izlenimini veriyor.
Bu taktiklere eşlik eden gergin üsluplar da, seçim öncesindeki asıl gerçek ihtiyaçların, Meclis'teki iktidar partilerince de, muhalefet partilerince de görmezlikten gelindiğini gösteriyor.
* * *
Gerçek ihtiyaçlar bellidir:
    1) Yüzde 10 barajın indirilmesi.

    2) Seçim ittifakı yasağının kalkması.

    3) Partilerde -aday saptanması konusu dahil olmak üzere- parti içi demokrasinin işlemesi...

Ve bunlar, aslında siyasal hayatımızda yıllardan beri süren ('anormallik' dememek için kullandığım deyimle), 'olağandışılık'ların temel nedenleridir.
Ama, bunları bugün, bir dizi Anayasa ve yasa değişiklikleri öneren iktidar partisi de, yok saymaktadır, iktidar önerilerine karşı olumlu-olumsuz görüşler bildiren muhalefet partileri de...
Niçin?.. Herhalde, üç konuyu ele almayı kendi partisel hesaplarına uygun bulmadıkları için...
(Bu satırları yazarken, ortalıkta yeni bir haber dolaştı: İktidarla bazı muhalefet partileri Seçim Yasası'nda 'bağımsız'ların önünü kesecek bir yasa değişikliği üzerinde görüşbirliğine varıyorlarmış... Bir de bu gerçekleşirse, durum daha da düşündürücü olur...
Yüzde 10 barajın ve ittifak yasağının üstüne, bir de 'bağımsız' adaylığın güçleştirilmesi... İktidar ile muhalefetin uzlaşmaları gereken pek çok konuda hiçbir uzlaşmaya yanaşmazlarken, bu konuda kolayca uzlaşıvermeleri... Galiba, sadece düşündürücü olmakla kalmaz. Biraz da ayıp olur.)




İki ateş arasında Ana muhalefet liderinin 'Karar öyle olursa çatışma çıkar' ifadesinden doğan tartışmaya, iktidar liderinin, önce 'Saygıyla karşılarız' dediği kararı, daha sonra 'Demokrasiye sıkılmış bir kurşun' diye nitelemesi eklendi. Anayasa Mahkemesi, görevini bu 'çapraz ateş'lerden etkilenmeden yerine getirmeye çalışıyor.