Gül, Demirel gibi olabilir mi?

Ana muhalefet, Abdullah Gül'ün adaylığına, Tayyip Erdoğan'ınki kadar karşı çıkmadı.

Ana muhalefet, Abdullah Gül'ün adaylığına, Tayyip Erdoğan'ınki kadar karşı çıkmadı. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Erdoğan için "Olamaz, olmamalı" diyordu. Gül'e ise "Kutlarım. Hayırlı olsun" dedi.
Gerçi onu hem geçmişteki tutumu, hem de Dışişleri Bakanlığı'ndaki icraatı açısından eleştirdi. 'Süklüm püklüm bir Dışişleri Bakanı' olmakla suçladı. Bir de uyarıda bulundu. Dedi ki:
"(Gül, Köşk'e) AKP'nin uzantısı olarak çıkılmayacağını anlamalıdır. Yepyeni bir kimlikle ortaya çıkmalıdır. Artık Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı gibi hareket etmeyi unutmamalıdır."
Ama bunlardan çıkan anlam belli: Gül, bu uyarıların gereğini yerine getirirse, ana muhalefet partisinin, kendisine 'kişi' olarak itirazı olmayacak.
Baykal'ın bu yaklaşımı, cumhurbaşkanı seçimi konusunda şimdiye kadar izlediği politikayla tutarlıydı. Bütün stratejisini 'Çankaya'ya, Tayyip Erdoğan çıkmasın' hedefine göre belirlemişti. Bu gerçekleşmeyince, kendisini 'hedefine varmış' sayıyordu. Önceki günkü grup toplantısında yaptığı konuşmanın büyük bir kısmını, Erdoğan'ın Köşk'e çıkmasının önlenmesinde kendi politikasının belirleyici olduğunu vurgulamaya ayırdı.
Gül için ise zaten, "Olmaz. Olmamalı" dememişti. Onu sadece uyarıyordu. Eğer o uyarıya uymazsa, bunun bir 'yaptırım'ı olduğunu unutmaması gerektğini söylüyordu. Şöyle:
"(Eğer bu söylediklerimi) unutacak olursa, bunu ona hatırlatacak olanlar vardır. Cumhuriyet'e, laikliğe sahip çıkanlar çoğunluktadır."
* * *
Abdullah Gül'e gelince... Onun ilk verdiği demeçlerde söyledikleri, Baykal'ınkilerle zaten çelişmiyordu. O da, açık açık Anayasa'nın gereklerini yerine getireceğini vaat etti. Baykal'ın çizdiği çerçevenin dışına çıkacağı şüphesini uyandıracak bir şey söylemedi.
Ayrıca, adaylığı belli olduktan sonraki ilk ziyaretini CHP Genel Başkanı'na yaptı.
Gerçi o ziyaret, Baykal'ın '367 sayısı' konusundaki tutumunu değiştirmedi.
CHP milletvekilleri, Meclis'teki seçim oturumuna katılmayacaklardı. Katılanların sayısı 367'den az olursa, işlemi Anayasa Mahkemesi'ne götürme hakkını kullanacaklardı. O konudaki hukuki tartışmanın yargı yoluyla çözüme bağlanmasını istiyorlardı.
Ama, seçim oturumuna katılım sayısı 367 olursa, veya -az olması halinde- CHP'nin Anayasa Mahkemesi'ne başvurusu mahkemece kabul edilmezse, ortada bir 'hukuki mesele' kalmayacaktı.
Eğer Gül, Baykal'ın sözleriyle 'artık Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı gibi hareket etmeyi unutmazsa', ortada 'siyasi mesele' de kalmayacaktı.
* * *
Gül'ün cumhurbaşkanlığına seçildikten sonraki davranışları nasıl olur?.. Bir siyasi partinin en önde gelen kişilerinden biriyken, partisiyle ilişkisini, sadece 'sözde' değil 'özde' de kesmesi mümkün olur mu?
Gerçi bunun örneğini veren bir cumhurbaşkanımız vardı. Uzun yıllar, hem de çok sert tartışmalar ve olaylarla geçen bir parti liderliği döneminden sonra, Anayasa'ya uygun bir cumhurbaşkanı olmayı başardı. Ve bunu -en büyük rakibi rahmetli Bülent Ecevit dahil- herkese kabul ettirdi.
Bunu Gül de yapabilir mi?
Kolay değil... Bu konuda, AKP'nin kendine özgü yapısından doğan güçlükler de var. Fakat dileyelim ki, başarsın...
Çünkü başaramazsa, yabancı basında artık -doğru yanlış- 'iki Türkiye' imajının yakıştırıldığı ülkemizde, herkesin işi daha zorlaşır.



Şikâyetçi çok, ama 'yüzde 10'u hatırlayan yok...



Bu defaki süreç, daha belirgin bir şekilde gösterdi: Ülkemizde demokratik rejimin sağlıklı bir şekilde işlemesini önleyen büyük bir sorun var.
Bugün bir daha hatırlatalım:
Bunun somut örneği, Meclis'in bugünkü durumudur. Bundan şikâyet eden çok. Muhalefet partileri sözcüleri, uzunca bir süreden beri diyorlar ki:
-"Bu Meclis, cumhurbaşkanı seçmemeli."
-"Niçin?"
-"Çünkü cumhurbaşkanı, milletin birliğini temsil ediyor. Yetkileri de geniştir. Milletin çoğunluğu tarafından seçilmesi gerekir. Halbuki Meclis'te o çoğunluğu temsil edecek bir uzlaşma sağlanamıyor. İktidardaki parti, benim milletvekili sayım buna yetiyor, istediğimi seçerim diyor. Oysa halktan aldığı oy, yüzde 34'ten ibaret... O oranla tüm milleti temsil etmesi gereken cumhurbaşkanı seçilir mi?.."
Soru, elbette haklı bir soru... Başka demokratik ülkelerin cumhurbaşkanları da, ister halkoyuyla, ister meclislerin oyuyla seçilsinler, halkın çok daha geniş kesimini temsil eden bir oy çoğunluğuyla seçiliyorlar.
Bizdeki durum ise, onların hiçbirindekine uymayan anormal bir durum.
Ama o durumun nedeni ne?
'Yüzde 10' barajı değil mi? Öteki demokratik ülkelerin hiçbirinde görülmemiş derecede yüksek olan o 'yüzde 10'luk genel baraj?
AKP'nin 2002 genel seçiminde aldığı yüzde 34 oyla, Meclis'e yüzde 66 oranında milletvekili sokmasının nedeni o değil mi?..
O, tabii... Hesap ortada: 2002 seçimindeki barajın oranı, şimdiki gibi yüzde 10 değil de -mesela Almanya'daki gibi- 5 olsaydı, AKP gene büyük farkla birinci parti olacaktı. Meclis'teki oranı, şimdiki gibi yüzde 66 değil, yüzde 48 dolaylarında olacaktı.
Bu, aldığı oy oranından gene de yüksek bir temsil oranıydı. Ama, bugünkü kadar ölçüsüz değildi.
O orana göre çıkaracağı milletvekili sayısı, 260 ile 280 arasında olabilirdi. Yani hükümeti, gene de, ya tek başına, ya da herhangi bir partinin katılımı ve desteğiyle o kurabilirdi. Fakat sıra gizli oyla yapılacak cumhurbaşkanı seçimine gelince, bunu tek başına yapamazdı. Ancak başka partiler veya milletvekilleriyle uzlaşarak yapabilirdi.
Yani, her şey bugünkü muhalefetin istediği gibi olurdu. AKP lideri bunu istemese bile, buna mecbur olurdu.
O zaman da, aylardır çok sert polemiklere neden olan bu cumhurbaşkanı seçimi, çok daha normal ve sakin bir hava içinde sonuçlandırılabilirdi.
* * *
Peki, gerçek bu iken, bu gerçeği niçin kimse hatırlatmadı? Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce 'erken seçim' isteyen siyasi partiler, "Bu Meclis'le cumhurbaşkanı seçilmez" diyen siyasi liderler, bu konudaki şikâyetlerinin en temel unsuru olan bu 'baraj' konusunu niçin dile getirmedi?
Ve niçin hâlâ dile getirmiyor?
Tabii, bunu bugün dile getirmenin şimdiki duruma bir katkısı yok... Ama şimdiki durumdan alınan derslerle, siyasetimizin sorunlarını azaltmak için, tüm ilgililerin şimdiden harekete geçmesi gerekmez mi?..
Kaldı ki, önümüzde hemen bir genel seçim var...
Bugünkü Meclis'teki temsil dengesizliğinden veya Anayasamızdaki deyimle 'temsilde adalet'sizlikten şikâyetçi olan muhalefet partileri, bundan sonraki Meclisleri o durumdan kurtarmanın yolunu açmayı, bu seçim öncesinde de, düşünmeyecekler mi?
Gerekli seçim yasası değişikliği bu seçime yetişmese bile, o değişikliğin yapılmasından yana olduklarını, ilan etmeyecekler mi?..
Bunu, gecikmeden yapmalıdırlar.
Yaparlarsa, hem, aylardan beri dile getirdikleri şikâyetleriyle tutarlı olduklarını gösterirler... Hem de, ülkemiz demokrasisinin çok büyük bir sorununun çözümü için, gerek siyasal partiler, gerek sivil toplum örgütleri ile tek tek düşünürler ve yazarlar arasında, bir 'demokrasi reformu' sürecinin ilk adımını atmış olurlar...
Bunu yapmazlarsa, o konudaki samimiyetlerine inanmak güçleşir. Yeni bir seçimde yüzde 10'u aşabileceklerini düşünen partilerin, demokrasinin gereklerini sağlamaktan çok, o 'yüzde 10'un kendi partilerine sağladığı 'avantaj'ı bırakmak istemedikleri kanısı yaygınlaşır.
(Tabii, bir de "Yüzde 10'u indirirsek, DTP de Meclis'e milletvekili sokabilir" bahanesi var ama, o bahanenin, demokrasiyle olduğu gibi, ülkemizin çıkarlarıyla da bağdaşmadığını, artık herkesin görmüş olması gerekir.)