Gül'ün hitabeti: Kulaklığı tak Jack!

Gül'ün konuşmaları etkileyiciydi; Straw'a laf atışı kahkahalarla karşılandı: "Kulaklığını tak Jack, Türkçeye alışmalısınız." Yeni süreçte, Ali Babacan'ın rolü ön plana çıkacak.

Abdullah Gül'le aynı yasama döneminde (1995-99 arasında) milletvekilliği yaptık. Kürsüdeki konuşmalarından bazılarını dinlemiştim. Bana "O zamanki konuşma tarzı nasıldı?" diye sorulursa cevap veremem. Hatırlamıyorum. Demek ki fazla etkilenmemişim.
Bu defa onu gazeteci olarak izledim. Önceki gece yarısından sonraki ve dün sabahki basın toplantılarında... Bence bir Dışişleri Bakanı olarak yapılabilecek çok iyi iki konuşma yaptı.
Önceki geceyarısından sonra Lüksemburg'daki Kongre Merkezi'nin toplantı kürsüsüne, başlaması hayli geciken ve herkesi heyecanlandıran uçak yolculuğundan sonra çıkmıştı. Kongre Merkezi'nin kapısında Dönem Başkanı İngiliz Dışişleri Bakanı Straw tarafından karşılanmıştı. Türkiye'yle müzakerelerin başlaması töreni ve formaliteleri tamamlandıktan sonra kürsüye İngiliz bakanla birlikte gelmişti.
Orada, basın toplantısını izleyen yabancı gazetecilerden de büyük sempati topladı. Özellikle konuşmasını Türkçe yapacağını açıklarken, Straw'a laf atışıyla:
-"Kulaklığını tak Jack, artık Türkçeye alışmalısınız..."
Bu, Jack Straw dahil, herkesin kahkahalarıyla karşılandı.
Bu, Türkiye adına konseyin bir toplantı kürsüsünden yapılan ilk Türkçe konuşmaydı. Türk heyeti bunu daha önceden planlamıştı. Türkçeden başka dillere simültane tercüme düzenini kurdurmuş, tercümanlar görevlendirmişti. Ama bu, toplantıya katılanlar için bir sürprizdi.
İngiliz Dışişleri Bakanı da, 30 saatlik uykusuzluğuna rağmen espri yapmayı ihmal etmiyordu. Toplantıyı açarken, "Türkiye'yle müzakerelerin 3 Ekim'de başladığını ilan ediyorum" dedi.
Herkes bunu, bu gibi hallerde uygulanan 'saat durdurma ' usulünün açıklaması gibi algıladı. Saati 24'e varmadan bir iki defa önce durdurup, günü sembolik olarak uzatma usulünün...
Ama Straw, daha başka bir olguyu hatırlatıyordu. Dedi ki:
-"Ben dönem başkanlığımı İngiltere'nin Dışişleri Bakanı olarak yaptığıma göre, burada İngiltere saati geçerlidir. Biz toplantıya başlarken saat, İngiltere saatine göre 24 olmamıştı. Yani henüz 3 Ekim'deydik."
Doğruydu. İngiltere'deki saatler, Kara Avrupa'sındaki saatlerden bir saat daha geriydi. Gül'ün Kongre Merkezi'ne varışı, İngilizlerin, 'saat 24' ünden önceydi.
Gül buna "Kendisi öyle söylüyorsa öyledir" diye cevap verdi. Arkasından da bir ekleme yaptı:
"Ne yapalım, Avrupa Birliği'yle ilişkilerimiz geliştikçe, biz de artık bu gibi oyunları öğreniyoruz."
Bu da yeni bir kahkaha dalgası oluşturdu.
***
Ama Gül kısa konuşmasında, asıl, dinleyenleri etkileyen ciddi hatırlatmalar da yaptı. Meselâ:
-"Biz, dikkat ederseniz, şimdiye kadar verdiğimiz sözlerin hepsini tuttuk. Bundan sonra da tutacağız. Ama artık, Avrupa Birliği'nin bize verdiği sözlerin de tutulmasını bekliyoruz."
Bununla Kuzey Kıbrıs'la ilgili izolasyon uygulamalarının kaldırılması dahil, yapılan diğer vaatleri hatırlatıyordu.
Dönem Başkanı Jack Straw, buna karşı, Gül'ün haklı olduğunu kabul etti. "Türkiye sözlerinin gereğini yerine getiriyor. Avrupa Birliği de getirecektir" dedi.
Gazeteciler Gül'e Avusturya'nın tutumu konusunda, Kıbrıs ve Yunanistan konusunda da sorular sordular. Gül, onlara karşı da çok ölçülü bir dil kullandı. Avusturya konusunda -hiçbir şey olmamış gibi- Türkiye'nin Avusturya'yla ikili ilişkisinin zaten çok iyi olduğunu, bundan sonra daha da gelişeceğini söylemekle yetindi.
Yunanistan için de, Yunan hükümetiyle dostane temasların devam ettiğinden, Türk Başbakanı'nın Yunanistan ziyaretinden söz etti. "Şimdi de Yunan Başkanı'nın ziyaretini bekliyoruz" dedi.
Özetle: Müzakerelerin başlaması öncesinde bunun engellenmesinden veya Türkiye'den yeni yeni ödünler istenmesinden yana, kimler ne yaptıysa, Gül, onları unutmuş gibi davrandı. Geleceğe yönelik iyi ilişkiler tabloları çizdi. Türkiye gibi büyük ve değişik bir katılımcı üyenin, önünde birçok güçlüğün var olduğunun bilincinde olduğunu, ama o güçlükleri aşma iradesini taşıdığını söyledi. Konuşmasını yaparken, kendinden emin görünüyordu. Güler yüzlüydü. Dinleyenlerde olumlu etkiler bırakıyordu.
***
Abdullah Gül, bu sabah Türk gazetecilerini davet ettiği basın toplantısında da öyleydi.
Söylediklerini televizyonlardan izlemişsinizdir. Haber sütunlarımızdan da göreceksiniz. Türkiye'nin Avrupa Birliği'yle müzakerelere başlamasının, gerek dünya, gerek Avrupa Birliği, gerek Türkiye'nin içinde bulunduğu bölge ve Türkiye açısından taşıdığı önemi, bence, güzel bir özetle anlattı.
Sorulara, cevaplarında da, bir önceki gece toplantısındaki soğukkanlılığını sürdürdü. Kıbrıs konusunda Türkiye'nin, tutumunun değişmediğini, soruna Birleşmiş Milletler yoluyla çözüm bulunması yönündeki çabalarına devam edeceğini, ama o çözüm gerçekleşmeden, ondan tutumunu değiştirmesini kimsenin beklemeyeceğini belirtti.
***
Abdullah Gül, varılan noktadan kişisel açıdan da mutlu görünüyordu. Kendini artık rahatlamış hissediyordu. Bunu şöyle açıkladı:
-"Artık yük benim sırtımdan kalktı. Devlet Bakanımız Ali Babacan'ın görevi başladı. Bundan sonra buradaki işlerle o uğraşacak. "
***
Evet, Brüksel'deki, Lüksemburg'daki, Strasburg'daki, işler artık, Başmüzakereci Ali Babacan'ın üzerinde... Avrupa Birliği'nin üç merkezindeki toplantıların yönetimini ekibiyle birlikte o yürütecek.
Babacan, ekibinin kurulmasının tamamlandığını, fakat bunun ayrıntılarının daha sonra açıklanacağını belirtiyor. Gül de buna şu eklemeyi yapıyor:
-"Babacan ekibiyle beraber çalışacak ama, biz hükümetin tüm bakanlarını bu ekibin içinde görüyoruz. Buradaki çalışmaların Türkiye'deki gereğinin yapılması için hepsi seferber olacak. Ve sağlıktan çevreye, eğitimden trafiğe kadar AB yolundaki tüm yasa değişiklikleri, şimdiye kadarki genişleme örneklerinde görülmemiş bir hızla çıkarılacak. Çünkü bunların hepsi Türkiye'de yaşayan insanlarımız için önemlidir "
***
Son söz olarak dileğimizi belirtelim: İçine girdiğimiz yeni dönem, ülkemize ve milletimize hayırlı olsun.