Gündem ve engelliler...

Dilerim, öyle bir zaman gelsin ki, gündeme engellilerin sorunları da girebilsin...

28 Ocak 2016 Perşembe

Perşembe günkü programımda bir engelliler derneğini ziyaret vardı. Dernek, İstanbul’un Avcılar ilçesindeydi. İstanbul’da Beşiktaş’ta oturuyorum. Radikal’in yeri Bağcılar’da. Oraya gitmeden önce gazeteye geldim. Gazetede, tabii, e-maillere bakmak, gazete okumak, televizyon izlemek gibi işlerim var. Bunları yaparken şunu fark ettim:

Engelliler konusu ülkemizin en ihmal edilmiş konularından biri... Gerçi 15-20 yıldan beri o alanda da gösterilen gayretler var... Gerek kamu kuruluşlarının, gerek özel kurumların, derneklerin, kişilerin gayretleri... Ama ihtiyacın büyüklüğü karşısında yeterli olamıyorlar. O alandaki Avrupa standartlarından hâlâ ne kadar uzak olduğumuz belli.

Fakat o sorunun, ülkemizin gündeminin ön sıralarına girmesi nasıl mümkün olacak?

Bugünkü televizyon haberlerini izliyorum. Öncelikli konular başka... Çünkü ucunda, ölümlerle ilgili konular var... Bakıyorum haberlere:

- Güneydoğumuzda gene dört şehit var. Üçü asker, biri polis... Bir özel harekât polisi de ağır yaralı... Sivillerin ölü sayıları belli değil.

Bir de yaralılara ulaşma meselesi var: Şırnak’ın Cizre ilçesinde üst katları yıkılan bir binanın bodrum katında yaklaşık 30 kişinin mahsur kaldığı bildiriliyor. Aralarında yaralıların bulunduğu, ama oraya ambulansların ulaşamadığı haber veriliyor. Sağlık Bakanlığı, ambulansların sokağın başına kadar gittiğini, fakat oradan 400 metre uzaktaki eve ulaşamadığını, çünkü üzerlerine ateş açıldığını söylüyor.

- HDP’li milletvekilleri o bilginin yanlış olduğunu, ambulansların daha fazla ilerlememesinin onlara verilen emrin gereği olduğunu söylüyorlar. Bundan hükümeti sorumlu tutuyorlar. HDP’li üç milletvekili buna karşı açlık grevi başlatmış bulunuyor.

- Bir başka haber: Diyarbakır’da Sur ilçesinden yeni bir göç dalgası başladı... Çok sayıda aile, taşıyabildikleri kadar eşyayı yanlarına alıp yollara dökülmüş durumda. İlçe boşalıyor...

Ekrana yansıyan görüntüler, örneklerini daha önce gördüğümüz ‘Suriye’den Türkiye’ye göç’lerden çok daha çarpıcı. Göç edenlerin aceleyle toplayıp taşımaya çalıştığı eşyanın çeşidi de, miktarı da, Suriye kaynaklı göçlerdekinden çok daha az... Belli ki, taşınan denkler, paketler büyük bir aceleyle hazırlanmış.

Göçe çıkanlar nereye gidecek?. Bir kısmı onu da bilmiyor. Batı’da, kuzeybatıda akrabaları olanların hedefi oraları... Ama o akrabaların da gelenlerin ne kadarını gereği gibi misafir edebilecekleri şüpheli...

Ayrıca birçok şehrin, daha önce gelmiş konukları da var. Bir kısmı sınırlarımızın dışından gelen konuklar... Bazılarının henüz barınacak yer bulmak bir yana, karınlarını doyuracak hale bile gelemedikleri, ellerindeki ‘açız’ levhalarından anlaşılıyor.

Tabii, bugün güneydoğumuzdan yola çıkanların durumu, sınırlarımızın dışından gelenlerinkiyle karşılaştırılamaz. Onlar bu memleketin vatandaşı. Bu memleketin devletinden kendi durumlarına çare bulmasını beklemek, en doğal hakları... Vatandaşlık hakları. Başbakan Davutoğlu da, devletin o görevini yerine getireceği yolunda bazı vaatlerde bulundu... Ancak evinden, yurdundan bu şekilde uzaklaşmak zorunda kalmanın sonucu olan dünya kadar sorun, hangi vaatlerle çözülebilir?.. Gerçekleştirilebilseler bile... 

- Televizyondan olayları ve demeçleri izlerken, birkaç yıl önceki durumumuzu hatırlıyorum. Ülkenin elbette sorunları vardı. Başta AKP hükümetlerinin yanlış politikalarından doğan ‘dış sorunlar’ı olmak üzere... Suriye’den gelen göçmen sayısının giderek artması ve önemli tehlikeler oluşturması, bunun sonuçlarındandı. Ama sınırlarımız dışındaki sıcak çatışmaların ve iç savaş görüntülerinin sınırlarımız içinde de yaşanacağı, hiç kimsenin aklına gelmiyordu.

2015’in haziran seçiminin öncesinden itibaren her şey değişmeye başladı. Önce Diyarbakır’da 4, Silvan’da 33 ve nihayet Ankara’da 102 vatandaşımızın hayatına mal olan bombalı saldırıların da eşliğinde, o değişim hızlandı. Bir yandan IŞİD kaynaklı saldırıların, bir yandan PKK’nın hendekli terörünün, bir yandan da iktidarın çok tartışılan dış politikasının neden olduğu toz duman içinde, bugünlere geldik... Bugünlerin en güncel sorusu da belli: Bundan sonrası ne olacak?..

- Tabii, ‘bundan sonrası’ derken... O başlık altında daha birçok soru var: Silivri’deki tutukluluk halleri artık iki ayı da geçen gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül hakkında –nihayet- hazırlanan 470 kusür sayfalık iddianame hakkındaki karar ne olacak? Mahkeme, iddianamede yer alan ve iki gazeteciye isnad edilen suçlarla hiçbir ilgisi bulunmayan yazı örneklerini, ‘hükümeti devirme teşebbüsü’ gibi suçların işlendiğinin delili sayıp davanın açılmasını kabul mü edecek?

Bunu yaparsa, Türkiye’de basın özgürlüğünün var olduğu iddiasını sürdürmek, nasıl mümkün olacak?

- Ayrıca, her gün gazeteciler gibi siyasetçiler hakkında da yeni yeni suçlamalar birbirini izliyor. Bugün de HDP’nin eski milletvekili, şimdiki Mardin Belediye Başkanı Ahmet Türk hakkında bir soruşturma başlatıldığının haberi var... Kürt sorununun daha önceki dönemlerini hatırlayanların çok iyi bildiği gibi, bu haber o konudaki barış umutlarını daha da zayıflatan bir haber...

- Evet, bugünün gündeminde güncellikleri yüksek olan daha birçok haber var. Televizyonu izliyorum, bugünün gazetelerine bakıyorum, içlerinde iyimserlik nedeni olabilecek hiçbirine rastlayamadım.

***

Engellilerle ilgili ziyaretimi yapmak için Avcılar’a doğru yola çıkarken, aklımda hep o soru vardı:

“Engelliler sorununun, ülkemizin gündeminin ön sıralarına girmesi nasıl mümkün olacak?”

Avcılar’daki Engelliler Derneği (Avender), Ahmet Vardar’ın başkanlığında gerek tüm engellilerin, genel sorunlarının çözümü için etkinliklerde bulunmak, gerekse Avcılar’daki engellilerin becerilerini geliştirecek, yaşamlarını zenginleştirecek çalışmalar yapmak için kurulmuş.

Dernek binasının bir bölümünde, öğrencilere resim, boyama, müzik, edebiyat gibi alanlarda kurslar veriliyor. Bu kursların ileride bir okul yapısı içinde sürdürülmesi ve geliştirilmesi hedefleniyor.

Orada bir buçuk saat kadar kaldım. Daha çok dinledim. Bu gibi girişimlerin ne kadar önemli olduğunu bir kere daha gördüm.

Şimdi de iki dilekte bulunmak istiyorum:

1) Ülkemizin gündemi, başka birçok daha ciddi ve tehlikeli olaylarla dolu da olsa, o gündemin içinde engellilerle ilgili sorunların çözümü de yer alabilsin.

2) Ama tabii, o gündemin içinden, yukarıda değindiğim sorunlara bir an önce çözüm bulunması ve o sorunların artık gündemimizden tamamen çıkması için de, herkes elinden geleni yapsın.

*** 

Bu yazıyı, Avcılar’daki engelliler derneğinde tanıştığım genç şairlerimizden Fatih Arslan’ın ‘Gitmek Vakti’ adlı kitabındaki şu iki şiiriyle bitireyim:

RÜZGÂR

Ben seni sevdim

Buz gibi esişini sevdim

Saçımı okşuyorsun

Oysa ben seni

Hiçbir zaman görmedim.

Sen beni hep gördün.

Ve görmeye devam edeceksin,

Rüzgâr.

İSTEMİYORUM

Her yer toz duman,

Gökyüzü gözükmüyor.

Korkuyorum.

Kaçıyorum. 

Neden korktuğumu, nereye kaçtığımı bilmeden,

Gidiyorum.

Nereye gittiğimi de bilmiyorum.

Her tarafta savaş çığırtkanlığı,

Niye savaş diye bağırıyorlar onu da bilmiyorum.