"Güven artırıcı adımlar..."

Önce 'erken seçim' ihtimalinin tehlike olmaktan çıkarılması gerekli. Bunun çaresi, koalisyon kararından önce, yüzde 10 barajının indirilmesi ve seçim öncesindeki propaganda eşitsizliğinin önlenmesidir.
"Güven artırıcı adımlar..."

Başlığımızdaki deyim, daha çok, dış politikada kullanılan bir deyim. Aralarında büyük sorunlar olan, savaşmasalar bile savaşa yakın gerginlikler yaşamış olan ülkeler, çözüm masasına oturmadan önce karşı taraftan böyle bir talepte bulunabiliyor. Diyorlar ki:

 

“Ben sana şu şu nedenlerle güven duyamıyorum. Daha önceden ‘peşin olarak’ bazı adımlar atmalısın ki, vereceğin sözleri tutacağına inanabileyim.”

 

Bizim şu sıradaki sorunumuz, bir dış sorun değil, kendi içimizdeki bir sorun. Bu seçim öncesinde, çok şükür, bir iç savaş hali de yaşamadık. Ama öyle olaylar ve sorunlarla karşılaştık ki, bunları tekrar yaşayabileceğimizin aklımıza gelmesi bile, yeteri kadar ürkütücü...

 

Seçim döneminde yurdumuzun belirli yerlerinde, büyük olaylar çıktı. Bombalar patladı. Çok sayıda insanımız öldü. Yaralananlar, sakatlananlar oldu. O faciaların büyümesi, olay yerlerindeki siyasi liderlerin gayretleriyle önlendi. Ama vatandaşlar arasındaki gerginlikleri artıran nedenler, ortadan kalkmadı.

 

O nedenlerden biri, karşı partilerden olanları hedef alan, en ağır suçlarla itham eden konuşmaların dozunun seçim propagandasının son gününe, hatta son saatlerine kadar azalmamasıydı.

 

Üstelik o konuşmalar, seçimlerdeki propaganda eşitliğini tamamen ortadan kaldıracak şekilde ekranlara yansıyordu.

 

İktidar sözcülerinin seçim propagandasını, devlet imkânlarını kullanarak yapmasının örnekleri birbirini izliyordu. Ayrıca bunlar, sadece Başbakan’ın ve bakanların gezileriyle de sınırlı değildi.

 

Cumhurbaşkanı da, “Ben alışılmış cumhurbaşkanı olmayacağımı daha önce de söylemiştim” gerekçesiyle ‘tesis açma’ törenleri düzenletip, seçmenlerden ’400 milletvekili’ istiyordu. O konuşmaları da televizyonların canlı yayınlarından defalarca yayınlanıyordu.

 

Oysa seçimle ilgili yasalar, başta TRT olmak üzere tüm televizyonlarda, seçimlerdeki propaganda eşitliğine uyulmasının sağlanmasını şart koşmuştu. Bunu sağlama görevi, Yüksek Seçim Kurulu’ndaydı. Ama kurul, o konuda yapılan hukuki başvuruları, “Benim cumhurbaşkanının konuşmalarına karışma yetkim yok” diye reddediyordu.

 

Bütün bunlar, seçim sonrasında başlaması gereken koalisyon görüşmeleri öncesinde, bugünkü muhalefet partilerinin, bugünkü iktidar partisinden –diplomatik dildeki deyimiyle- ‘güven artırıcı adımlar’ istemesini gerektiriyor. Çünkü, o koalisyon görüşmeleri sonrasında hükümetin kurulması gecikirse (veya iktidar kanadı tarafından geciktirilirse) Cumhurbaşkanı’nın belirli formaliteleri yerine getirerek, ülkeyi yeniden seçime götürme yetkisi vardır.

 

İktidar kanadının sözcüleri Cumhurbaşkanı’nın bu yetkiyi kullanabileceğini hatırlatıyorlar.


Tabii, daha 7 Haziran’ın yorgunluğu geçmemişken yeni bir seçim ihtimalinden söz edilmesi hoş bir şey değil. Ama siyasi partiler seçimden çekindikleri izlenimi vermek istemezler. Onlar da “Biz de seçime hazırız. Her zaman hazırız” diyorlar. Ama bazı gerçekler de ortadadır. 


***

Eğer 7 Haziran’daki seçim yenilenirse;

1) Bugünün başbakanıyla birlikte cumhurbaşkanı da seçimden önceki uygulamasını sürdürecektir. Bunun zaten kendisinin hakkı olduğunu söylüyor. O ‘hak’kını kullanmaya devam edecektir.

 

2) 7 Haziran’daki seçim yenilenirse, o yenileme seçimi de, ‘yüzde 10 barajlı’ bir seçim olacaktır. Yani, seçmen, yeniden “İstediğim parti C partisi ama, ona oy verirsem, B partisi baraj altında kalabilir. B partisi baraj altında kalırsa, bu A partisinin işine yarar. Ben de hiç istemediğim partiye oy vermiş olurum. Eğer B partisi baraj altında kalmayacaksa, C partisine oy verebilirim ama, barajın altında kalmayacağını nereden bileyim?” gibi karmaşık problemler içinde bocalamak durumunda kalacaktır.

 

Kısacası, hepimizin, 7 Haziran seçimindeki sorunları tekrar yaşamak zorunda kalmamız, kaçınılmaz olacaktır.

 

Özetle: Bu ‘propaganda eşitsizliği’ ve ‘baraj hesabı yapma zorunluluğu’, bir ‘yeni seçim’i kâbus haline getirmiş bulunuyor. Bugünkü iktidar politikacıları da bunu, bir baskı unsuru olarak kullanıp, kurulacak koalisyon hükümeti modelinin kendi istedikleri gibi olmasını sağlamak istiyorlar.

 

Bir koalisyon oluşturma zorunluluğu karşısında bulunan siyasi partilerin, yapacakları görüşmeleri, böyle bir baskıdan kurtulmuş olarak yapmalarının çaresi şudur:

 

İktidar, görüşmelere başlamadan önce ‘güven artırıcı adım’ olarak, iki konuda yasal değişiklik yapmayı kabul edecektir.

 

1)Yüksek Seçim Kurulu’nun, propaganda eşitliğini bozacak faaliyetlere ve yayınlara karşı alacağı önlemlerin kapsamı genişletilecektir. O faaliyetler ve yayınlar, Cumhurbaşkanlığı’ndan da gelse o kapsama girecektir.

 

2)Yüzde 10 barajının kaldırılması için gerekli yasal ve anayasal değişiklik yapılacaktır.

 

Bu iki ‘güven artırıcı adım’ın atılması, eğer tüm partilerce benimsenirse, koalisyon görüşmelerinin başlamasından önce bile gerçekleştirilebilir. Meclis Başkanı’nın seçilmesi ve koalisyonların kurulması, bir gün içinde tamamlanacak bir iştir. Kurulmuş bir hükümet zaten var. Yenisi kuruluncaya kadar iş başındadır. Yasa çıkarmanın Meclis’teki gereklerini yerine getirecek mekanizmaların tümü hemen harekete geçirilebilir.

Kısacası: Gerekli yasaların birkaç gün içinde Meclis’ten çıkarılması ve Cumhurbaşkanı’nın onayına sunulması mümkündür. O da onay verirse, o yasalar hemen yürürlüğe girer ve bundan sonraki –zamanında veya erken- yapılacak seçimlerle ilgili kaygıları ortadan kaldırır.

 

Her şeyden önemlisi: Bugünkü 25’inci dönem Meclisi’nin kuracağı hükümetin sağlıklı koşullar altında kurulmasının ve çalışmasının yolu açılmış olur.