Her çeşit terör kınanmalıdır

Siyasetçi-lerimiz 'Suçu işleyen bana yakınsa ses çıkarmam, karşı taraftansa tepki veririm' alışkanlığını bırakmalıdır.

Şırnak'ta 12 vatandaşımız, silahlı saldırı sonucu öldü... Su kanalı inşaatında çalışıyorlardı. İşlerine gidip geldikleri minibüsün içindeyken kurşun yağmuruna tutuldular. İçlerinden bir kısmı 'korucu' sıfatını taşıyorlardı. Bu, o toplu cinayetin 'PKK işi' olduğunun göstergesiydi. Olaydan kurtulan iki kişinin ifadesi de aynı yöndeydi.
Saldırı doğal olarak herkeste büyük nefret uyandırdı.
Ölenler arasında bu yıl üniversiteye başlayacak bir öğrenci de vardı. Üniversite sınavını kazanmış, Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne kaydını yaptırmıştı. Artık doktor adayıydı. Şırnak'a ailesine veda etmek üzere gelmişti. O minibüse binmesi kaderini değiştirmişti. Ötekilerden bazısı işçiydi. Bazısı hayvancılıkla uğraşıyordu. Biri sağır ve dilsizdi. Bunlar öğrenildikçe ülke çapında duyulan üzüntü daha da arttı.
Hükümet de, muhalefet partileri de olayı şiddetle kınadı. DTP dahil... Genel Başkan Ahmet Türk, olayı 'katliam' olarak niteledi. Partisinin her türlü şiddet olayına karşı olduğunu tekrarladı. Ölenlerin yakınlarına başsağlığı diledi.
***
Evet, tüm siyasi partiler dahil, herkes o menfur olaya tepki içindeydi. O hava içinde DTP'li bir milletvekilinin söylediği yersiz bir söz de tepki uyandırdı. Başka bir konuyla da ilgili olsa, demişti ki:
"Biz PKK'ya terör örgütü dersek sizleşiriz."
Belki amacı o değildi ama, bu, Şırnak'taki 'toplu cinayet'in işlendiği sıraya rastlayınca, vatandaşlar arasında 'sizleşme-bizleşme' şeklindeki bir kutuplaşmayı teşvik edici bir ifade diye algılandı.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt da, son konuşmasında bunu kınadı. Bu gibi sözlere hukuk içinde çözüm aranmasını istedi.
Bu konuşmaya katkıda bulunanlar oldu. Bazı hukukçular, Türk Ceza Kanunu'nun 215'inci maddesinden söz ettiler.
215'inci madde, malûm, "İşlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kimseyi alenen övme"yi suç sayar. O suçu işleyen kimsenin de iki yıla kadar hapisle cezalandırılmasını öngörür.
Bence, söz konusu milletvekilinin o cümlesini bu maddeyle ilişkilendirmek yanlış olur. Ortada 'suçu alenen övmek' gibi, hukuku ilgilendiren bir durum yok. Ama bir milletvekilinin, 'sizleşmek-bizleşmek' kavramları altında 'suçu görmezlikten gelir' gibi davranması da, fevkâlâde yanlıştır.
Herhangi bir terör fiili, kim tarafından işlenirse işlensin, görmezlikten gelinmemelidir. Siyasette sorumluluk taşıyan herkes tarafından aynı kararlılıkla kınanmalıdır.
İster çok sayıda kişinin ölümüyle sonuçlansın, ister teşebbüs aşamasında kalıp bir zarara meydan vermesin, 'terör', ortaya çıktığı her yerde, siyasetçilerimizin tümünü karşısında bulacağını bilmelidir... Bazı siyasetçilerin onu doğrudan doğruya desteklemese de, görmezlikten gelebileceği, kimsenin aklına gelememelidir.
***
Bu gerek, tabii, sadece Güneydoğu'da kan döken terör örgütünün değil, eline silah alıp beğenmediği siyasi partinin binasına ateş eden münferit teröristlerin eylemleri için de geçerlidir.
Örneğin, iki gün önce, DTP'nin Ankara'daki merkez binasına "vatan hainleri" diye bağırıp ateş eden silahlının eylemi...
Onu, canım ne olmuş, kurşun atmış, kimseye bir şey olmamış diye hafife almak mümkün... Ama yakalandıktan sonra çıkarıldığı mahkemede söylediklerine bakın. Diyor ki:
"DTP'nin açıklamalarına tepkiliydim. Türk milliyetçisi olarak tepkimi gösterdim."
Mahkeme, sanığı tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakmış.
Buna denilecek bir şey yok. Bir sanığın tutuklanmasını gerektiren nedenler oluşmamışsa, tutuksuz yargılanması esastır.
Ama bu eylemi, başka partilerin siyasetçileri arasında kınayan yok mu?
Gazete haberleri arasında öyle bir şey göremedik. O konuda bir demeç veren, veya o partiyi ziyarete giden bir parti lideri ya da temsilcisi yok mu?
Üstelik o 'eylem'i yapan kişi, bununla "Türk milliyetçisi olarak tepkimi gösterdim" diye övünüyor.
Buna, "Türk milliyetçisi" olmakta birbiriyle yarış eden partilerimizin hiçbirinin söyleyecek hiçbir sözü yok mu?
"Türk milliyetçileri yasadışı metotler kullanmaz. Tepkilerini silahla göstermez. Fikirle gösterir" gibi birkaç söz söyleyen?..
Bu da bir 'görmezlikten gelme'dir ki, 'suçu övme' fiilini oluşturan ceza hukuku alanına girmez ama, demokrasi açısından sağlıklı bir siyasetin örneği değildir.
***
Evet, 'görmezlikten gelmek'...
Bir, cinayet işleyenleri, silah kullananları görmezlikten gelmek var...
Bir de, cinayet işleyenleri, silah kullananları ve onları azmettirenleri 'alenen öven'leri 'görmezlikten gelme' var...
Geçen gün de hatırlattık: Cinayetler üzerine maçlarda atılan sloganlara, güvenlik görevlilerin canilere yönelik iltifatlarına, artık internette dolaşan klipler de eklendi. Ayrıca, Hrant Dink davası sırasında yeni gelişmeler oldu, devletin bazı kadroları içinde o cinayetin sanıklarıyla ilişkili ilginç görüşmeler, yazışmalar yapıldığı ortaya çıktı.
Siyaset alanında, o gelişmelerle ilgili ciddi bir hareketlenme de yok.
Bu hareketsizlik ortamı içinde, silah kullananın her çeşidi, kendini 'dava'sında 'haklı' görüyor. 'Kahraman'lığını ilan edebiliyor.
Etrafında da, kendisine slogan atıp şiir ve şarkı yazanlar bile bulabiliyor.
Hatta, cezaevinden mahkemeye gelip giderken bindiği 'ya sev ya terk et' sloganlı aracın içinde bile, 'kahraman'lığını sürdürüyor...
Dışarıdakileri -bilinen bir- el işaretiyle selamlayan 'güvenlik görevlileri'nin refakatinde...
***
Evet, görüntüler, eski anıları canlandırıyor:
"Ben işlenen suçlardan, sadece kendi politikam açısından gerekli gördükleri- me tepki gösteririm. Suçu işleyenler, benden yana gibi görünüyorsa, sesimi çıkarmam. O suçu övenlere de karışmam... Sadece karşı taraftan olan sanıkları ve onları övenleri kınarım..."
Türkiye'nin yakın tarihinde, bu 'çifte standart'ın örnekleri çoktur. Tabii, o örneklerin arkasından gelen felaketler de çoktur.
O kadar tecrübeden sonra artık, tüm siyasi partilerimiz ve siyasetçilerimiz, her çeşit 'suç' karşısında aynı kararlılıkla davranmak zorunda olduklarını görebilseler, çok iyi olacaktır.



Tüm ülkeyi acıya boğan toplu cinayet, yukardaki minibüsün yolcularına karşı işlendi. Meclis'teki tüm partiler (AKP, CHP, MHP ve DTP) -bir milletvekilinin talihsiz bir sözü hariç- bu saldırıyı kınadı.



(Solda:) DTP'ye silahlı saldırı zarara yol açmadı. Ama 'bir Türk milliyetçisi' olduğunu söyleyen saldırganın sözlerine karşı, öteki partilerden bir ses çıkmadı.
(Sağda:) Hrant Dink cinayetinin, 'ya sev ya terk et' yazılı araca binen failinin durumu da ilginçti. Yanındaki bir güvenlik görevlisi aracın dışındakilere karşı tavır koydu. Yaptığı el işaretinin fotoğrafı gazetelere geçti. Bu manzaraya da ses çıkaran olmadı.