İdiz'in izlenimleriyle bugünkü Kerkük

Kerkük'teki referandum sonucunun 'tartışmalı' olacağı belli. Ertelenirse</br>'tartışmasız' çözüm çıkacak mı? Kimse bilmiyor.

Kerkük'le ilgili yazılar yazılıyor. Açık oturumlar yapılıyor. Türkiye'nin o konuda bir şeyler yapması gerektiği belirtiliyor. Fakat o 'bir şeyler'in ne olabileceği konusundaki görüşler çeşitli...
'Ekonomik önlem'lerden 'müdahale'ye kadar uzanan öneriler var.
Tabii, o önerileri değerlendirmeden önce şu sorunun yanıtını düşünmek gerekir.
Biz nasıl bir Kerkük istiyoruz?
Bu soruya şu sloganla cevap verenler var:
"Kerkük Türk'tür, Türk kalacaktır."
Kuzey Irak Kürtleri ise, malûm, çoktandır, bunun tam tersini söylüyorlar.
"Kerkük Kürt'tür, Kürt kalacaktır."
Tabii, bunlar, iki karşıt slogan... Bugünkü Kerkük gerçeğini Kerkük'te aramak gerekli.
O arayışı, bir gazeteci arkadaşımız yaptı.
***
Milliyet'in değerli diplomasi yazarlarından Semih İdiz, bundan birkaç hafta önce Kerkük'e gitti. Hem oradaki, hem de Kuzey Irak'ın diğer yörelerindeki Türkmenlerle ve Kürtlerle konuştu. Yedi günlük bir yazı dizisi yayımladı. Okumayanlara tavsiye ederim, ya o gazeteleri bulup, ya da internete geçmişse, orada arayıp okusunlar.
İdiz, konuştuğu kişilerin anlattıklarını olduğu gibi yazmış. Ortaya çıkan manzara şu:
Kerkük'te de, Kuzey Irak'ta da, Türkmenlerin ve Kürtlerin sayısını belirleyecek kesin bir istatistik yok.
Saddam'ın, başta Kerkük olmak üzere, ülkenin büyük kısmını Araplaştırma eylemleri, en fazla Türkmenleri etkilemiş... O zamanki rejimin nüfus kayıtları tutulurken, birçok Türkmen "Ya Arap yazılırsınız ya Kürt" seçeneği karşısında bırakılmış.
Ayrıca, Kürtler gibi, Türkmenler de, bulundukları yerlerden göç etmeye zorlanmış. Oralarda Araplar iskân edilmiş.
Özetle: Etnik grupların sağlıklı bir istatistiğini yapmak kolay değil.
Hele Amerikan işgalinden sonra, kuzeyden geri dönen (bir kısmı da yeni gelen) Kürt nüfusun göçüyle, durum yeniden karışmış.
Bu durumda yapılacak referandum sonucunun 'tartışmalı' olacağı belli. Fakat bunun ertelenmesi halinde de, 'tartışmasız' bir çözüme nasıl ulaşılabileceğini kimse bilmiyor:
Semih İdiz'in konuştuğu Türkmenler arasında da değişik görüşler var.
Kerkük bölgesinde yaşayan ve nüfusları 200 bin tahmin edilen Türkmenlerin büyük bir kısmı, bölgedeki Arap nüfus gibi, Kürt çoğunluğunun egemenliğinden endişeli.
Ama daha kuzeyde (o arada Erbil'de) yaşayan ve sayıları 300 bin tahmin edilen Türkmenler arasında, Araplar yerine Kürtlerle birlikte hareket etmeyi tercih edenler var.
Tabii, Kerkük dahil, Irak'ın diğer yerlerindeki Türkmenlerden bir kısmı da Şii... Onların da çoğu, Şiilerle birlikte hareket ediyor.
Böyle bir tablo içinde de, Türkiye'nin 'Türkmenlerin hakları'nı korumak için, hangi yolu izlemesi gerektiğini belirlemek güç...
Üstelik, Irak'taki Türkmen grupların son genel seçimde aldığı sonuçların hiçbiri, bir başarı noktasına ulaşmamış. 275 sandalyeli Irak Meclisi'nde sadece 9 Türkmen var. Bugün Irak'ın tümünde 2 milyon Türkmen olduğu tahmin edilirken, Türkiye'nin desteklediği 'Irak Türkmen Cephesi'nin aldığı oy 93 binde kalmış. Çıkardığı milletvekili sayısı 1.
Öteki Türkmen milletvekillerinden 2'si ITC'nin Sünni Araplarla işbirliği sonucunda, 5'i Şii ittifakı içinde kazanmış. Biri de, bir Arap listesinde kendi başına aday olarak...
Bu durumda, hangisinin söylediğinin tüm Türkmenleri temsil ettiği düşünülebilir?
ITC bünyesindeki 'Milli Türkmen Partisi'nin başkanının 'Türkiye müdahalesini haklı görüp destekliyoruz' sözünün mü?
Bunun bir beklenti haline gelip gerçekleşmemesi halinde, "Bu bize faydadan çok zarar verir" diyen Kerküklü yazarın itirazını mı?..
Erbil'deki 'Türkmen Demokrat Parti Hareketi' sözcülerinin, 'Biz Araplardan çok Kürtlerle anlaşabiliriz' görüşünü mü?
***
İdiz, o görüşlerden sonra, kendi görüşlerini özetliyor. Biz de onun görüşlerini özetleyelim:
1) Türkiye, Irak'taki Türkmenlerle temas ederken (hepsini) kapsayıcı olmalıdır.
2) Kuzey Irak'taki 'Yerel Kürdistan Yönetimi'yle diyalog kurmalıdır.
3) Tabii, bu diyaloğun olumlu bir sonuca varmasının ilk şartı, Irak'taki Türkmenlerin haklarının korunması ve geleceklerinin teminat altına alınmasıdır.
4) Kerkük'te referandum ertelenmeli ve durumun normalleşmesi beklenmelidir.
5) Türkiye, o süreç içinde, Kerkük'ün imarına katkıda bulunmak gibi, somut alanlara yönelmeli, kendisi hakkındaki -Türkmenlere zarar veren- kuşkuları gidermelidir.
***
Evet, Semih İdiz'in önerileri bunlar... Yazdıkları, bana da gerçekçi geliyor.
Referandumun ertelenmesi mümkün olur mu, olmaz mı? Gerek Irak'taki (Türkmenlerin durumu dışındaki) diğer koşullar, gerekse uluslararası alanda oluşan endişeler, erteleme yolunda bir eğilimin güçlendiğini gösteriyor.
Ama o ihtimal gerçekleşmese bile, Türk dış politikasının, Irak'taki Türkmenlerle ve Yerel Kürdistan Yönetimi'yle ilişkilerinde, İdiz'in önerilerinden faydalanmayı ihmal etmemesi, aklın gereğidir.
Lozan'daki Kerkük
'Kerkük Türk mü, Kürt mü?' sorusuna, 1923 yılındaki Lozan Konferans'ında Türk başdelegesi İsmet Paşa'nın verdiği cevap şudur:
"Kerkük Türk ve Kürt"tür.
İsmet Paşa bunu, İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon'ın tezine karşı söylüyordu.
Curzon'un tezi basitti. Diyordu ki:
"Kerkük Arap'tır".
Lozan'da Kerkük tartışması, aslında, Musul tartışmasının içindeydi.
İki taraf da, tezlerini rakamlarla pekiştiriyordu. Musul'la ilgili olarak verdikleri rakamlar arasında, Musul'un Kerkük sancağının da rakamları vardı.
Musul, Osmanlı dönemindeki idarî yapısıyla bir vilayetti. Üç 'sancak'a ayrılmıştı. Musul sancağı (hem vilayetin, hem merkezinin, hem de sancağın adı Musul'du), Erbil Sancağı, Süleymaniye Sancağı...
İsmet Paşa, bu üç sancağın üçünde de Türklerle Kürtlerin bir arada, Araplardan daha fazla nüfusa sahip olduğunu, Osmanlı istatistiklerine dayanarak söylüyordu:
Buna göre tüm Musul vilayetinin nüfusu 503 bindi. Bu nüfusun 410 bini
'Türk + Kürt' nüfusuydu. Arap nüfusunun toplamı ise 43 binden ibaretti.
Araplara, Yezidiler, Hıristiyanlar ve 'Müslüman olmayan' diğer 31 bin kişinin eklenmesi halinde bile, durum değişmiyordu. 'Türk + Kürt' nüfusu, 75 bine karşı 410 bin kişiyle 'açık ara' öndeydi.
Curzon'un, İngiliz kaynaklı olduğunu söylediği istatistikleri başkaydı. Onda, 'Arap + Gayrimüslim' nüfusunun 'Türk + Kürt' nüfusuna oranı daha fazla görülüyordu. Ama o istatistiklerde bile 'Türk + Kürt' nüfusu çok öndeydi.
Curzon, bu açığı kapatmak için daha başka nedenler öne sürüyordu.
Bu başka nedenlerden biri de, şuydu:
'Kürtler, niçin Irak içinde yaşamak yerine, Türkiye'ye katılmak istesinler?'
İsmet Paşa'nın buna cevabı: "Öyleyse plebisit yapalım"dı.
Kürtlerin de, Türkler gibi, İngiltere'nin kontrolü altındaki bir Arap yönetiminin altına girmek istemediğinden emindi.
Buna ise Curzon yanaşmadı. 'Musul meselesi', Lozan'da bu yüzden halledilemedi.
***
Peki, İsmet Paşa'nın "Türklerle Kürtler" diye birlikte değerlendirdiği iki grubun Kerkük'teki ayrı ayrı sayıları neydi?..
Paşa'nın verdiği istatistik şöyledir.
Kürt: 97.000, Türk: 79.000, Arap: 8.000, Toplam: 184.000
Tabii, bu Kerkük etrafındaki yerleri de kapsayan Kerkük Sancağı'nın nüfusudur.
Bu, İdiz'in yazılarında Kerkük ve etrafındaki bölgeyle ilgili olarak verdiği bilgiye de uyuyor. O bilgiye göre geçmişte Kerkük şehrinde Türkler Kürtlerden fazlaydı ama, etrafındaki köyler 'Kürt köyleri'ydi.
Sancağın tümündeki nüfusa bakılınca, İsmet Paşa'nın verdiği sayıların, 1920'lerdeki durumu yansıttığı kabul edilebilir.
O sayıların ve İsmet Paşa'nın sözlerinin gösterdiği bir başka gerçek de, gerek sancakta, gerek şehirde Kürtlerin ve Türklerin -Araplar karşısındaki- asıl büyük nüfusu birlikte oluşturduklarıdır. Aralarında bir Kürt-Türk karşıtlığı olmadan, birlikte yaşadıkları, birlikte düşündükleridir.
Irak'ın ve Kerkük'ün geleceğini tartışırken, bunu da hatırlamakta fayda var.




Semih İdiz'in yedi günlük dizisinin son yazısı... Vardığı sonuçlar, Milliyet'in başlığında: İdiz, milli politika içinde, hem Türkmenlerin tümünü kapsayan bir temas hareketi, hem de Kuzey Irak'taki Kürt yönetimiyle diyalog istiyor.



Lozan'da ünlü karikatürcülerin (Derso ve Kelen) çizgileriyle, konferansa katılanların bir kısmı. (İsmet Paşa ortada, solunda
-Curzon yerine- İngiliz başdelege yardımcısı Rumbold)...