İktidara alternatif

AKP'ye güvenmeyenlerin kaygılarını hafifletecek bir iktidar alternatifine ihtiyaç artıyor.

Erdoğan'ın konuşma grafiği, borsa grafiği gibi...
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın 22 Temmuz seçimlerinden sonra ilk yaptığı konuşmayı hatırlayın. AKP'ye oy vermeyenlerin de çoğunda sempati uyandıran bir konuşmaydı o... AKP'ye oy verenlere teşekkür ettikten sonra demişti ki:
"Oyunu AK Parti'ye vermeyenlere de seslenmek istiyorum. Sizin sandıkta verdiğiniz mesajı da anlıyorum. Kime oy vermiş olursanız olun, oylarınız bizim için değerlidir. Rahat olunuz. Çünkü milletimizin emanetine sonuna kadar sahip çıkacağız."
AKP'lilere de, şu telkinlerde bulunmuştu:
"AK Partililere hitaben söylüyorum: Bu başarı bizi şımartmamalı, başımızı döndürmemelidir. Sakın ola ki, sizin sevinciniz bizim gibi düşünmeyenlerin üzüntüsü olmamalıdır".
Başbakan, sözlerine milletçe birlik ve bütünlüğü muhafaza etmenin önemine değinerek devam etmişti. Bir de teminat vermişti:
"Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olan cumhuriyetimizi daha da yükseklere taşıyacağız. Cumhuriyetimizin temel niteliklerinden asla taviz vermeyeceğiz."
Bu sözler, güzel sözlerdi. Ülkemizde seçim öncesindeki aşırı gerginliklerin daha da artmasından endişe edenleri rahatlattı. Ama Başbakan, daha sonraki günlerde bunları hatırlamaz oldu.
Cumhurbaşkanı seçimi öncesindeki uzlaşma arayışlarına sırtını çevirdi. Hele, siyaset gündeminin içine bir 'yarı gizlilik' havası içinde taksit taksit sokulan anayasa taslağı üzerindeki tartışmalar tırmandıkça, ortada ne AKP'li olmayanlara verilen 'rahat olunuz', 'mesajınızı anlıyorum' gibi güvencelerin izi kaldı, ne de AKP'lilere yapılan 'Bu başarı bizi şımartmamalı, başımızı döndürmemeli' telkinlerinin...
Onların yerini, Başbakan'ın 'Biz seçildik. Bizim işimize kimse karışamaz, istediğimizi yaparız' havası içindeki -üslup açısından da fevkâlâde talihsiz- polemikleri aldı.
O polemiklerin içinde, neler yoktu ki:
Demokrasiyi, parlamentodaki çoğunluk partisinin dışındaki kimsenin katılımına açık olmayan bir "oligarşik yapı" sanma yanlışlığı...
"Kuvvetler ayrılığı" ilkesini ve onun gereği olan denetim mekanizmalarını içine sindirememe tahammülsüzlüğü...
Kamusal görevlerdeki uzmanların bilimsel eleştiri ve önerilerini bile, 'Siz atanmışsınız. Biz seçilmişiz' mantığıyla hor görüp, onları 'Haddinizi bilin' diye azarlama alışkanlığı...
Kısacası: 'Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti'ndeki bir başbakana yakışmayan ne varsa, hepsi vardı o polemiklerin içinde...
***
Böylece, 'Bu ne perhiz, ne lahana turşusu' özdeyişimize uygun yeni bir çelişki karşısında kaldı, AKP'ye oy vermemiş olan seçmen vatandaşlarımız...
Hangisine inanacaklar?.. Başbakan'ın seçim gecesindeki o ferahlatıcı sözlerine mi, yoksa daha sonraki iç karartıcı sözlerine mi?..
Bu, tabii, ilk örnek değil... Sayın Başbakan'ın bazı konuşmaları arasında, hatta bazen aynı konuşmasının başıyla sonu arasında buna benzer çelişkilere daha önce de sık sık rastlandı. Bir ekonomik sarsıntı dönemindeki borsa grafikleri gibi... "Ilımlılık" ile "sertlik", "sağduyu" ile "sağduyudan yoksunluk" arasındaki iniş çıkışları gösteren çizgilerle doluydu Başbakan'ın söylemleri...
Bu yüzden onun sağduyulu sözlerine inanıp iyimserleşmek, hele seçimi izleyen son örneklerden sonra giderek daha da güçleşti...
O söylemlerinin arkasından gelecek "eylem"ler hakkındaki kaygılar da son
Anayasa tartışmalarının gösterdiği gibi, giderek daha da artıyor.
***
Şimdi, mesele şu:
Evet, AKP'ye oy verenlerin sayısı, bu defa yüzde 46'nın üzerinde... AKP'liler bunu, yuvarlak bir hesapla "Her iki kişiden biri bize oy verdi daha ne istiyorsunuz?" diye özetleyebiliyorlar.
Evet, ama 'iki kişiden biri' yuvarlaması da kabul edilse, o tablodaki 'iki kişiden öteki'nin kaygıları ne olacak?..
AKP'ye çeşitli nedenler yüzünden oy vermemiş olan ve seçimden sonraki gelişmeler karşısında kaygıları daha artan vatandaşlara "Merak etmeyin biz varız" diyebilen bir parti var mı?
"Önümüzdeki yerel seçime hazırlanmaktayız. AKP'nin bu tutumu devam
ederse, onları ya kesin bir yenilgiye uğratırız ya da onları, en azından bugünkü pervasızlıklarından vazgeçmeye zorlayacak sonuçlar alırız" diyebilen?
Bunu, politikası, projeleri, kadrosu ile, güçlü ve inandırıcı bir şekilde söyleyebilen bir siyasi parti?...
***
Bunu söylemesi, tabii, en başta ana muhalefet partisinden beklenir.Yani CHP'den...
Anamuhalefet partisi olmasının yanında, CHP aynı zamanda AKP'ye oy vermemiş seçmen kitlesinin büyük bir çoğunluğunu temsil edecek ciddi bir 'program'a sahip olan partidir... 'Durmaksızın çağdaşlaşma' yolunda, sosyal demokrasinin tüm ilkelerini benimsemiştir.
O programıyla diğer pek çok ülkede olduğu gibi, halkın geniş kesimlerinin sorunlarına gerçekçi çözümler getirme iddiasını taşır.
Ama bilinen nedenler yüzünden, seçim öncesinde, o programa uygun hedefler ve projeler ortaya koyup AKP'nin karşısına bir 'iktidar alternatif'i olarak çıkamamıştır.
Şimdi çok yakın bir geleceğe bakalım:
Bu eksikliğini, bir buçuk yıl sonraki yerel seçimlere kadar giderebilecek midir CHP?
Bu soruya, parti yönetiminin bugünkü durumuna bakınca olumlu bir cevap vermek çok güç.
CHP yönetimi bugün, 22 Temmuz seçimi sonucuyla ilgili gerçekçi bir özeleştiri yapmayı bile kabul etmemektedir.
Üstelik, o özeleştirinin yapılmasını isteyen partilileri de görevlerinden uzaklaştırmaktadır. Amacının, yaklaşan kurultay öncesinde (her kurultay öncesinde olduğu gibi) yeni bir 'dikensiz gül bahçesi' oluşturmak olduğu apaçık görülmektedir.
Tabii, o arada, (gene her kurultay öncesinde olduğu gibi) Baykal'ın karşısındaki muhtemel başkan adayının partiden çıkarılması işlemi de tamamlanmıştır. Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, hakkındaki daha önceki ihraç kararı mahkemece bozulduğu halde, bu defa yeniden 'tedbirli' olarak ihraç istemiyle Disiplin Kurulu'na verilmiştir.
Bir üyenin, parti yönetiminin "tedbirli ihraç" istemiyle Disiplin Kurulu'na verilmesi demek, onun o kararın alındığı andan itibaren, 'fiilen' ihraç edilmiş muamelesi görmesi demektir.
Yani: Ne Sarıgül'ün kendini savunma hakkı, ne Disiplin Kurulu'nun, kararını ancak o savunmayı dinledikten sonra verebilmesi gereği...
Bu kuralların hiçbirine riayet edilmeden, Sarıgül'den artık, Kurultay sürecine katılma, dolayısıyla Genel Başkan adayı olma hakkı alınmış olmaktadır.
***
Tabii, CHP'nin, Merkez yönetimi için konu sadece Sarıgül değil... Genel Başkan'ın karşısına aday olarak çıkması muhtemel olan kim varsa onun hakkında ve onu destekleyenler hakkında da çeşitli önlemler almak, (gene her kurultayda örnekleri görüldüğü gibi), yönetimin "en öncelikli" görevi... O "öncelikli görev anlayışı"nın çeşitli örnekleri de önümüzdeki dönemde görülebilir.
Ama o 'anlayış' devam ettiği sürece de, bir buçuk yıl sonraki seçimlere hazırlanma çalışmalarının ciddi bir şekilde başlanması mümkün olmaz.
***
AKP'ye karşı 'iktidar alternatifi' ihtiyacını genel seçimde karşılayamayan CHP'nin bunu önümüzdeki yerel seçimde yapması, bu yüzden güçtür.
Ama şimdi bu güçlüğün aşılması için yeni bir hareket gelişiyor. O güçlüğün
aşılmasını önleyen tüm şartların kalkmasını hedefleyen bir hareket...
Partinin Türkiye'nin çeşitli yerlerindeki örgüt birimlerinde görev almış partililerin çağrısıyla geçen hafta sonunda Ankara'da yapılan toplantı, bunun başlangıç adımlarından biriydi. Bu konuya devam edeceğim.
Baykal ve Sarıgül
Mustafa Sarıgül, Deniz Baykal karşısında aday olmadan önce disiplin kuruluna verilmiş, fakat kurul, bu talebi 7'ye karşı 8 oyla reddetmişti. Aday olduktan sonra yeni bir taleple bir kere daha ihracı istendi. Kurul bunu kabul etti. Ama karar mahkemeden döndü. Bu defaki işlem Sarıgül hakkındaki üçüncü ihraç işlemi.