'İlelebet', 'ebedî' ve 'ezelî'...

Bu gibi sözler tek parti döneminde kullanıldı diye, o dönem hep eleştirilir. Eleştiriler haklıdır ama, o sözler bu dönemde niçin kullanılıyor?..

CHP’nin geçmişini eleştirenlerin takıldığı konulardan biri, İnönü’nün parti genel başkanlığının bir zamanlar ‘değişmez genel başkan’ diye ilan edilmesi, Cumhurbaşkanlığı için de ‘milli şef’ deyiminin kullanılmasıydı. Gerçekten de, bugünden geriye doğru bakıldığında bunun ne kadar gereksiz bir şey olduğu görülüyor.

Ben, kendi çocukluk günlerimi anlattığım kitabımda, bu iki sıfatın ona CHP’nin 1938 sonundaki kurultayın kararıyla verildiğini anlatmıştım. Atatürk’e ‘ebedi şef’ denilmesi de, o kararla birlikte başlamıştı. O öneriyi yapan o zamanki Başbakan Celal Bayar’dı.

Demokrat Parti’yi kuran ve sonradan İnönü’nün yerine Cumhurbaşkanı seçilecek olan Celal Bayar... Bu ilginç. Ama ondan daha ilginç olan şu: Öneriyi Bayar yapmıştı ama, CHP’nin 1938 kurultayının tüm delegeleri ve o zamanki tüm CHP’li milletvekilleri bunu kabul etmişti. Bayar’la birlikte Demokrat Parti’yi kuran -sonraki Başbakan- Adnan Menderes, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü ve Meclis Başkanı Refik Koraltan dahil...

Buna hiç itiraz eden olmamıştı. Ve İnönü’nün partisinin genel başkanlığındaki ‘değişmezliği’ne de, cumhurbaşkanlığındaki milli şefliğine de çabucak alışılmıştı.

‘Bu niçin böyle oldu?’ diye sormaya gerek yok... Çünkü ülkemizdeki rejim, 1925’ten o güne kadar 13 yıl süreyle ‘tek parti’ rejimiydi.

Bu durum 7 yıl daha, aynı şekilde devam etti.

1945’te İkinci Dünya Savaşı bitip de, çokpartili demokratik hayata geçme adımları başladıktan sonra ise, her şey hızla değişti.

İsmet Paşa’nın ne ‘değişmez’liği kaldı, ne ‘milli şef’liği...

Bunlar, İsmet Paşa’nın kendi talebiyle, önce ‘fiilen’ kalktı. 1947’de, gene CHP kurultayında alınan yeni kararlarla ‘resmen’ de kalktı.

Evet, gerçekler böyle: Totaliter veya otoriter rejimlerde, liderleri gereğinden fazla yüceltmek kural haline geliyor.

Eski mutlak krallıklarda, padişahlıklarda, bu zaten rejimin temel unsurlarından biri. Bizim padişahlık dönemlerindeki örnekleri, divan şairlerimizin şiirlerinde birbiriyle yarışır. Bugünün televizyon dizilerindeki uygulamalarla da gözlerimizin önüne geliyor.

Padişahı övmek, ona insan üstü meziyetler atfetmek, her zaman esas. Gerçi ona gurura kapılmamasını, kibirli davranmamasını telkin eden bir slogan da var. Cuma selamlığında cemaat tarafından dile getirilebilir:

“Mağrur olma padişahım senden büyük Allah var.”

Ama onda da, padişahın Allah’tan başka, herkesten büyük olduğunun vurgulanması var.

* * *

20’nci yüzyılda eski mutlak padişahlıkların, krallıkların yerine geçen otoriter rejimlerin bir bölümü, o eski gelenekleriyle devam etti. Bir bölümünde ise o rejimler değişti.

Türkiye, o değişimi pek çok ülkeden çok daha önce başaranlardan biri. Demokratikleşme sürecemizin başlangıcından beri 68 yıl geçmiş. Bunun zaman içinde zorlukları yaşanmış. O sürece müdahaleler yapılmış. Ama o dönemler artık, çoktandır geride kalmış.

Buna rağmen şu görülüyor: Siyaset sahnemizde hâlâ o eski dönemleri hatırlatan ifadeler, televizyonlarımıza ve gazetelerimize yansıyor. Son örneği iktidar partisinin Genel Başkan Yardımcısı sayın Süleyman Soylu’nun demeci... Gerçi kendisi, bunun ‘esas anlamından koparılarak farklı yansıtıldığı’nı söyledi. Ama televizyonlara ‘yansıyış’ şekli aynen şöyle, (Sözcükler nasıl söylenmişse, o şekilde deşifre edildi):

“Türkiye’de Tayyip Erdoğan başkanlık sistemini kendisi için istememektedir. Vallahi de istememektedir billahi de istememektedir. Türkiye’nin geleceği için zaten önümüzdeki cumhurbaşkanlığı sürecinde, sayın başbakanımız cumhurbaşkanı adayı olduktan sonra, 5+5/4+4 on yıl Türkiye’nin başındadır. Onun karizması onun yaptığı hizmetler onun milletle beraber Türkiye’yle beraber bütünleşmesinde başkanlık sistemine ihtiyaç yoktur ki. Tayyip Erdoğan Türkiye’nin ilelebet en sevdiği ebedi ezeli başbakanıdır.”

Not: ‘İlelebet’ ve ‘ebedi’ sözlerinin karşılığı, sözlüklerde ‘sonsuza kadar’, ‘ezelî’nin karşılığı da ‘en baştan beri’dir.