İsmail Cem neye sevinirdi?

Kendisini son yolculuğuna uğurlamak için bir araya gelen sol partilerin liderleri, güç birliği için görüşmelere başlasa İsmail Cem çok memnun <br>olurdu.

Bu hafta, bir cenazeler ve anmalar haftasıydı. Dün de İsmail Cem'i son yolculuğuna uğurladık.
Teşvikiye Camii, en katılımlı cenaze törenlerinden birini yaşadı.
Tören, bir devlet töreniydi. İstanbul Valiliği'nce düzenlenmişti, Meclis Başkanı, Başbakan, eski başbakanlar ile siyasal parti başkanları dahil, devlet protokolünde yer alan pek çok kimse oradaydı. PASOK ve Sosyalist Enternasyonal Başkanı Papandreu da...
Ama halkın katılımı da çok büyüktü.
Şu görülüyordu:
İsmail Cem, varlıklı bir ailenin çocuğu olarak, yurtiçinde ve dışında iyi eğitim görmüş bir aydındı. Bilimsel yanı ağır basan bir araştırmacıydı. Türkiye'nin geri kalmışlığını, sosyal demokrasinin sorunlarını, Türkiye'de 'sol'un nasıl olması gerektiğini düşünen bir teorisyendi. Gazeteciliğinde ve siyasette de ele aldığı konular, daha çok, eskiden 'kitabî' (kitaba dayalı) denilen türdendi.
Ama hayatının büyük kısmının kitaplar arasında ve masa başında geçmesi, onun halkın içinde ve halkın sevdiği bir politikacı olmasına engel olmamıştı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde iki ilimizi temsil etmişti. Önce, 1987-1995 arasında, doğduğu ve yaşadığı şehir olan İstanbul'u... Sonra da, hiç yaşamadığı halde aday gösterildiği Kayseri'yi...
Sadece birincisinde değil, ikincisinde de, il halkının en sevdiği siyasetçilerden biri olmuştu.
* * *
1995'e kadar SHP'den İstanbul milletvekiliydi. O arada Kültür Bakanlığı görevinde de bulunmuştu. 1995'te, SHP ile CHP birleşirken karşısına çıkan sorunların sonucu olarak CHP'den ayrılmıştı. DSP'nin önerisini kabul etmiş, yeni seçimde DSP'den aday olmuştu. Fakat yeni partisinin onu Kayseri'den aday göstermesi hayretle karşılanmıştı.
Kayseri, DSP'nin milletvekili çıkarma şansı çok az olan illerden biriydi. Cem de Kayserili değildi. Onun oradan aday olması, partinin şansını artırmak yerine, daha da azaltabilirdi.
O günleri hatırlıyorum. Kendisiyle de konuşmuştuk: Cem, bu kötümser yorumlara aldırmadan Kayseri'ye gitti. Orada benzerine az rastlanan çok yoğun bir seçim çalışması yaptı. Kendini herkese tanıttı. Ve Ankara'ya kimsenin beklemediği büyük bir zaferle döndü.
Kayseri'de onu destekleyen öyle geniş bir çevre oluşmuştu ki, Cem'in, Kayseri adaylığının devamını, herkesten çok Kayserililer istedi. 1999 seçiminde oradan aday oldu. Gene kazandı.
Cenaze törenine o kadar çok insanın katılışı, onun, kendisini tanıyan-tanımayan, ama çalışmalarını ve o zarif üslubunu izleyen herkeste uyandırdığı sevgi ve saygının bir göstergesiydi.
* * *
İsmail Cem'in aktif politikacılığı, 'sol'un 1980 askeri müdahalesinden sonra yaşadığı 'bölünmüşlük' dönemine rastladı.
1980'in öncesinde 'sosyal demokrat' olduğunu ilan eden tek büyük parti CHP'ydi. Bu niteliğiyle Sosyalist Enternasyonal'e katılmıştı. Kendisini 'sosyal demokrat' veya 'demokratik' hisseden politikacıların hemen hemen hepsi CHP'deydi.
Eğer askeri müdahale olmasaydı ve yeni seçimler yapılabilseydi, Cem de, herhalde, CHP'den milletvekili seçilecekti.
Askeri müdahaleden sonra, malûm, o zamana kadarki büyük partiler kapatıldı. 1983'teki yeni seçim, vetolar altında antidemokratik bir seçim oldu.
1980'e kadar CHP içinde toplanmış olan sosyal demokratlar da üçe bölündü. Önce, 'Halkçı Parti, SODEP, DSP' olarak...
Sonra, Halkçı Parti ile SODEP'in birleşip SHP olmasını ve -kapatılan partilerin açılmasına izin veren yasaya göre- CHP'nin açılışını izleyen zaman içinde, 'SHP, DSP, CHP' olarak...
Daha sonra, SHP ile CHP'nin birleşip CHP olmasından sonra da yeni bir bölünme dönemine girildi. Bir yandan DSP bölünüp içinden YTP çıkarken, bir yandan da CHP'nin içinden (yeniden) SHP çıktı.
Sonra, İsmail Cem'in liderliğindeki Yeni Türkiye Partisi, CHP'yle birleşti. Bölünmüşlük sayısı tekrar üçe indi. 'CHP, DSP, SHP'...
Bütün bu bölünmelerin yakından bildiğim nedenleri var. Bunlar tartışıldı. Tartışılıyor. Fakat bu tartışmalar sürerken, seçimler de yaklaşıyor.
Ve seçim sistemimizde de hatırlanması gereken bir 'gerçek' yerinde duruyor. 'Yüzde 10 barajı' gerçeği...
Bu bölünmüşlük haliyle bu baraj nasıl aşılacak?.. Kaç parti tarafından aşılacak?..
Bundan daha önemlisi: Barajı aşan bir sol parti (veya daha fazla sol partiden biri) 'birinci parti' olabilecek mi?.. Tek başına (veya barajı aşabilecek başka parti çıkarsa o parti ile koalisyon halinde) hükümet kurabilecek mi?
Bu, bence barajı aşmaktan da önemli... Çünkü, seçim sonucu bugünkü duruma benzer bir Meclis tablosu çıkarırsa, sosyal demokratları, demokratik solcuları bugün rahatsız eden şeylerin hepsi, önümüzdeki beş yıl için daha, rahatsızlık konusu olmaya devam edecek. Hatta, Cumhurbaşkanı da artık hükümeti kuracak olan partiden seçileceğine göre o rahatsızlıklar daha da artacak...
Öyleyse?.. En azından, seçim sistemindeki bugünkü zorlukları aşmak ve seçmene bugünkünden daha güzel, daha umut verici bir Türkiye vaat etmek için, bir 'güçbirliği' hareketi gerekmez mi Türk siyasetine?..
İsmail Cem'in 'yeni Türkiye' dediği, yeni, çağdaş ve barış içinde hızla kalkınan bir Türkiye vaat edebilmek için?..
* * *
Dünkü cenaze töreninde Cem'i anarken, aklımdan bunlar da geçti...
Sol partilerimizin liderleri, cenaze namazı mevkiine, hayli önceden gelmişler, ön saflarda yer almışlardı. Birbirlerine yakındılar. Namaz başlamadan önce birbirlerine hal hatır soracak vakitleri vardı.
Bunu ne ölçüde yapabildiler, göremedim.
Keşke, bu konuyu görüşmek için aralarında bir 'randevu' oluştursalardı...
Bu, muhakkak ki, dün hep birlikte cenaze namazını kıldığımız İsmail Cem'i de çok memnun ederdi...
Şu, herhalde belli: CHP, DSP, SHP gibi partilerin ve aynı yöndeki partiler ile '10 Aralık' hareketi gibi hareketlerin liderlerinin, bir araya gelmeleri için, cenaze namazlarını beklemelerine gerek yok. Bunun faydası da yok.
Veya, birbirlerini güçbirliğine davet etmek için, hastalanmalarını beklemenin...
Ayrıca şunu da, arada bir hatırlamakta fayda var: Seçime sadece on ay kaldı.