Jan, sözünü tutup Müslüman olacak mı?

Buzda Dans'ın finalinde ortağı Müslüman olacağını söyleyince Asena'nın oyları düşüşe geçti.

'Buzda Dans' yarışmasının finalini izlediniz mi? Televizyonda Show-TV'deki?.. Ben başlangıçtaki aşamalarından bazısını izlemiştim. Önceki gece finali de izledim. İlginçti. Bugün de onu yazayım.
Bir kere: Bu dans biçimi, dünyada hayli gelişmiş ve bizde gelişmemiş haldeyken, yarışmaya katılanlar, beklenmedik ölçüde başarılı oldular. Bu açıdan yarışma, buz pateninin ve dansının ülkemizde de gelişmesini teşvik edici bir etken oldu.
Hazırlık sürecinin ayrıntılarını ve teknik özelliklerini bilmiyorum. Fakat anlayabildiğim kadarıyla, şöyle bir 'format'ı vardı:
Yarışmaya biri kadın, öteki erkek çiftler katılıyordu. Her çiftteki iki katılımcıdan biri profesyoneldi, öteki amatör...
Amatör olanın buz pateniyle evvelden tanışmış olması gerekmiyordu. Buzda kaymayı, yarışmadan önce profesyonel ortağıyla birlikte yapacağı çalışmalarda öğrenecekti.
'Profesyonel'lerin çoğu yabancıydı. Uluslararası yarışmalara katılmışlardı.
Türkiye'den katılan amatörler arasında tanınmış isimler de vardı. Ekranlarda gördüğümüz dans sanatçısı Asena, dizi oyuncuları Zeynep Tokuş, Bülent Polat onlardandı.
Haftalardan beri devam eden elemelerden sonra, 'son üç'ün içinde onlar kalmıştı. Bir hafta önce Bülent Polat'ın da elenişinden sonra, önceki günkü final yarışması, Asena ile Zeynep Tokuş arasında yapılıyordu.
***
Finalin özelliği, sonucun, GSM mesajlarıyla verilen oylarla belirlenecek olmasıydı. Yarışmacılara başlangıçtan itibaren not veren bir jüri vardı. Fakat finalin son söz sahipleri, dansları ekranlarından izleyip mesajlarını gönderen televizyon seyircileriydi.
Finalistlerin son gösterileri de güzel oldu. Asena'nın profesyonel ortağı Alman Jan Luggenholcher de çok ustaydı, Zeynep'in Amerikalı ortağı Robert Beauchamp da...
Son gösterinin kuralları arasında, kadın yarışmacıların -yukarıdan bağlı iplerle- 'havaya kalkarak' dans etme zorunlulukları da vardı. Bunu iki çift de başardı. Fakat -bence- Zeynep Tokuş ve ortağı daha iyi başardı.
O gösterilerin izlenmesinden sonra ise, gösteri yerinde olduğu gibi, ülkemizdeki pek çok evde (bizim ev de dahil) televizyonların başında, hayli heyecanlı geçen uzun bir zaman yaşandı.
***
Gösteri programında, mesaj gönderme süresi uzun tutulmuştu. O süre içinde, buz alanında başka danslar yapılıyordu. Dans aralarında ise, jüri üyeleri ve finalistlerle söyleşiler yapılıyordu.
Finalde jüri üyelerinin not verme hakkı yoktu, ama söz hakkı vardı. O son gösteriler için not verecek olsalar, çoğunun oyunun Zeynep'e gideceği, sunuculara verdikleri cevaplardan anlaşılıyordu.
İki finalist çift ise, sunucuların soruları üzerine buz dansını öğrenip gösteri pistine çıkmak için, ne kadar kısa zamanda, ne kadar çok çalıştıklarını anlatıyorlardı. Doğrudan doğruya değil, ama dolaylı ifadelerle, birinciliğin kendi hakları olduğunu belirtiyorlardı.
Gösteri alanındaki seyirci tribünleri, maçlardaki gibi ikiye ayrılmıştı. Bir bölümde 'Asenacı'lar, ötekinde 'Zeynepçi'ler vardı... Kendi favorilerinin sunuculara verdikleri cevapları da, coşkuyla alkışlıyorlardı.
***
Sunucular, arada bir, iki yarışmacının GSM yoluyla aldığı oyların yüzde oranlarının o sıradaki durumunu bildiriyorlardı. Bu, ekranlara da, -biri mavi, öteki kırmızı- iki çubuklu bir grafikle yansıyordu.
Bu yansımalardan, yarışın başa baş gittiği anlaşılıyordu. Bazen yüzde 49.6'ya karşı yüzde 50.4 gibi az bir farkla 'mavi' öne geçiyordu, bazen de benzeri bir farkla 'kırmızı'...
Fakat, benzeri yarışmalardaki gibi, 'mavi'nin kimin, 'kırmızı'nın kimin rengi olduğu belli değildi. Sunucular bunun için 'Biz de bilmiyoruz. Noter biliyor' diyorlardı.
Bizim evde televizyonun başındaki küçük grubumuzun öteki kişileri de, benim gibi Zeynep'i beğenmişlerdi. Onun kazanması gerektiğini söylüyorlardı. Ama Asena'nın kazanmasını isteyenlerin de az olmadığı, grafiklerdeki o 'başa baş' durumdan belliydi.
***
Gece, bu heyecanlı hava içinde devam ederken, birden beklenmedik bir şey oldu.
Sunucuların ara ara yaptıkları söyleşilerden birinde, söz sırası Asena'nın Alman ortağına geldi. Ve ortak Jan Luggenholcher, Türkiye'yi çok sevdiğini belirterek, dedi ki:
"Ben Türkiye'de kalmak istiyorum. Müslüman olmak da istiyorum."
Bu cümle, gösteri yerindeki tribünlerin ortasına bomba gibi düştü. 'Asenacı'lar tarafından şiddetle alkışlandı. 'Zeynepçi'ler tarafından ise, önceden planlanmış bir 'haksız rekabet' hareketi olarak algılandı.
Bir Hıristiyan'ın, birdenbire Müslüman olmaya karar vermesi ve bunu açıklaması...
Bunun, nüfusunun yüzde 99'u Müslüman olan ülkemizde memnunlukla karşılanması normaldi. GSM'le atılan oyların seyrini değiştirmesi mümkündü.
***
Asena'nın ortağının bu hamlesi, bir sonraki söyleşide Zeynep Tokuş tarafından dile getirildi. Tokuş, o 'Müslümanlığa geçme'
açıklamasını yadırgadığını söyledi.
Tokuş'un ortağı Amerikalı Robert ise, rakibi Alman Jan'a sordu:
"Madem böyle bir karara vardın. O açıklamayı niçin burada yapıyorsun?"
Alman buna sert bir cevap verdi: "İstediğim yerde yaparım."
Sunucular, tartışmanın daha da büyümesini önlediler.
Fakat o sırada ekranda çok çarpıcı bir gelişme izlenmeye başladı. O zamana kadar başa baş giden yarışta, grafik çubuklarından kırmızı olanı birinciliğe geçmiş ve mavi çubukla olan arasını hızla açmaya başlamıştı.
Kırmızı çubuğun üstündeki oy oranı önce yüzde 60'a çıkmıştı, sonra da yüzde 70'e doğru yükseliyordu. Mavi çubuk onunla ters orantılıydı. Yüzde 30'a doğru iniyordu.
Buna bakarak çok kimse dedi ki: Kırmızı çubuk, belli ki Asena'nındır. Asena'nın ortağının son dakika hamlesi, halkımızın din duygularını etkilemiş ve onları yarışmayı açık farkla kazanacak hale getirmiştir...
Sonuç hakkında tahminleri sorulan jüri üyelerinin bazısı da o görüşteydi. "Zeynep daha iyiydi, ama Asena kazanıyor" dediler...
***
Evet, tahminler, son saniyelere kadar böyleydi. Ama sonuç tam tersine çıktı.
Noter'in zarfındaki -o vakte kadar gizli kalan- tutanak açıklandı: Kırmızı çubuk, Asena'ya değil, Zeynep'e aitti. Birinciliği, -rakibinin yüzde 30.2'lik oyuna karşı, yüzde 69.8 oyla- kazanan oydu.
Sonucun açıklandığı saniyeye kadar canları çok sıkkın olan Zeynep Tokuş destekçileri, tabii, çok sevindiler. Gösteri yerinden de şiddetli alkış sesleri yükseldi, bizim apartmandaki komşu dairelerden de...
Bu, nasıl böyle olmuştu?..
Başa baş giden oylar, nasıl olup da birdenbire büyük bir sıçrama göstermişti?..
Yorumlar çeşitliydi. En inandırıcı olanı, şuydu: Alman dansçının 'hamle'si 'kör gözüm parmağına' denildiği gibi, çok kaba bir 'taktik' olarak algılanmış ve tepki uyandırmıştı. Çok kimse, "Bizi bu kadar saf mı sayıyorlar?.." deyip cep telefonlarına sarılmış, Zeynep'e oy üstüne oy yağdırmıştı.
Gerçi bu gelişmeyi başka nedenlere bağlayanlar da vardı. Bazıları, "İbrahim Tatlıses, Asena'ya kızıyordu. Onu birinci yapmamak için adamlarına haber verip rakibi için oy kampanyası başlattı" diyorlardı.
Ama bu tezde, "Peki o zaman, o işi niçin daha önce yapmamış da son dakikaya bırakmış?" sorusunun cevabı yoktu...
Özetle: Alman yarışmacının son dakika hamlesinin, seyircilerce bir taktik olarak algılandığı ve tepkiyle karşılandığı görüşü, akla daha yakın geliyordu.
***
Akla takılan bir soru da şuydu:
Alman buz patenci Jan Luggenholcher, sünnet de dahil, Müslüman olma muamelelerine ne zaman başlayacak?
Bazıları 'Öyle bir niyeti yoktu ki, başlasın' diyordu.
Bazıları da 'Adam belki de samimiydi. Bekleyelim, görelim' diyordu.
Anlaşılıyordu ki , 'Buzda Dans' konusu, gündemdeki yerini, bir süre de, Alman dansçının bundan sonraki davranışları hakkındaki haberlerle koruyacaktı.