Kadınlar bu defa başaracak gibi

Kadın milletvekilliğinde Avrupa sonunculuğu bu seçimde değişebilir, zira kadınlar atakta.

Bu yılki 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü izleyen günler hareketli geçti. Anayasamızın 'Kadın-erkek eşittir' ilkesine taban tabana zıt olaylar, çeşitli etkinliklerde dile getirildi.
Töre cinayetleri dahil, kadına yönelik şiddet eylemlerinden, kızını okula göndermek istemeyen velilerin tutumuna, devletin kadın haklarını korumaktaki aczine kadar, konuyla ilgili birçok sorun üzerinde duruldu.
Tabii, bu sorunların çözümünü güçleştiren önemli bir gerçek de unutulmadı: Ülkemizde kadınların siyasal hayatımızdaki yerinin ne kadar dar olduğu gerçeği...
Değerli okurlarımız, hatırlıyordur, burada bu konuya birçok defa değindik. O arada, Turgay Tüysüz'ün -bugün 'dördüncü baskı'sını yaptığımız- aşağıdaki grafiğini tekrar tekrar yayımladık. Sonuç çarpıcıydı:
Türkiye, girmek istediğimiz Avrupa Birliği'ne üye ve aday olan 29 ülkenin parlamentolarında, kadın üye oranı en düşük kalan ülkeydi. Bizdeki oran yüzde 4.4'tü. O oranın yüzde 10'un altında kaldığı, sadece, iki ülke vardı. Onların oranları da bizimkinin iki katından fazlaydı. (Macaristan: 9.1, Malta: 9.2)
Türkiye, kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkını, birçok ülkeden önce -934'te- tanımıştı. O hakkın tanındığı yıl, bazı Avrupa ülkelerinde, Türkiye'dekinden en az 10 yıl sonraydı. (Fransa'da 1944, İtalya'da 1945, Belçika'da 1948, Yunanistan'da 1952, İsviçre'de 1971). Aradan geçen zaman içinde, o ülkeler Türkiye'yi çoktan geride bırakmışlardı. Türkiye ise, 1934 yılında -yüzde 4.5 olan- oranından da daha gerideydi.
* * *
Dün bu konuda TESAV'ın İstanbul'da düzenlediği bir toplantısına katıldım.
TESAV (Toplumsal Ekonomik ve Siyasal Araştırmacılık Vakfı), malûm, Erol Tuncer'in başkanlığındaki çalışmalarıyla, alanındaki gelişmeleri çok yakından izleyip değerlendiren bir kuruluş. Son yayınlarından biri, Tuncer'in 'Siyasette Kadın' kitapçığı...
Toplantıda o araştırmanın sonuçları ortaya konuldu. Şunlar vurgulandı:
Türkiye, kadınlarının toplumsal hayatın başka alanlarına katılımları açısından hiç de geri kalmış bir ülke değil. Mesela;

  • 'Akademik kariyer'deki profesörler ve diğer öğretim üyeleri ile görevlileri arasında, kadınların oranı yüzde 40'a yakın (39.7).
  • Doktorlar'dan yüzde 33.8'i, eczacılar'dan 38.4'ü, diş hekimleri'nden 40.2'si, mimar ve mühendisler'den 27'si, avukatlar'dan 31.9'u, yargıçlar'dan 27.2'si kadın...
    O alanlarda, başka bazı Avrupa ülkelerinin de önünde Türkiye...
    Ama siyasette?.. Yüzde 4.4'le, sadece Avrupa ülkelerinin de değil, bir kısım Asya ve Afrika ülkelerinin de gerisinde... Dünya ülkeleri arasında 163'üncü sırada...
    * * *
    Peki, nasıl değişecek, siyasetteki bu geri kalmışlık hali?..
    Bunun en gerçekçi olanağı, tabii, başka birçok ülkede uygulanan metotlarda... Ya İspanya'da çıkarılan son yasaya benzer yasalar çıkarılacak... Partiler, aday listelerinde kadın-erkek eşitliğini gözetmeye zorlanacak...
    Ya da, İskandinav ülkelerinde daha önceden yapıldığı gibi, kadınlar, 'siyasi parti'leri zorlayacak... "Eğer yeterli kadın aday göstermezseniz, size oy vermeyiz. Kadın adayı daha fazla olan partilere oy veririz" diyecek...
    * * *
    Tabii, bizde şimdi bir seçim dönemine girildi. Meclis'ten kota kanunu çıkarılmasını sağlamak veya partileri o yoldaki tüzük değişikliklerine zorlamak artık kolay değil... Önümüzde cumhurbaşkanı seçimi var. Onu izleyen aylarda da, bu gibi konular için ne Meclis toplanabilir ne de partiler, olağanüstü kurultaylara gitmeyi kabul edebilir...
    Partilerin o konudaki tutumu, artık, parti genel başkanlarının eğilimine kalmıştır.
    Zaten, aday listelerini düzenlerken önseçim yapılması gibi eski usuller, çoktandır yürürlükten kalktı. Büyük partilerimizin çoğunda, artık genel başkanlardır, tüm adayların 'tek seçici'si durumunda olanlar.
    Belki biraz 'en yakın çevre'lerine danışırlar, o kadar. Sonuçta onlar karar vereceklerdir, listelerdeki seçilecek yerlerin ne kadarına kadın aday koyacaklarına...
    * * *
    O kararı alırken, kadınlara daha fazla yer ayırmaları, iki halde mümkündür:
    1) Kadın adayları artırmanın, partinin seçim şansını da artıracağına inanırlarsa.
    2) Kadın aday sayısını artırmamanın, partinin seçim şansını azaltacağını görürlerse.
    Aksi takdirde, listelerin seçilecek yerlerine fazla kadın aday koymak, işlerine gelmez. Çünkü parti içi dengeler gereği, listelere yerleştirmek istedikleri erkek arkadaşları çoktur. Kadın adaya yer açmak, erkek arkadaşlara ayrılan yeri azaltmak demektir.
    Bu bakımdan, önümüzdeki seçimlerle oluşacak yeni Meclis'te kadın milletvekili oranının artmasını isteyen örgütler ve topluluklar, partilerin doğrudan doğruya genel başkanlarına, somut ve 'inandırıcı' uyarılar yapabilmelidir.
    "Listelerinizin seçilecek yerlerinde kadın aday sayısı az olursa, size oy vermeyiz" diyebilmelidir.
    Tabii, 'inandırıcı' olmak için, 'size oy vermeyiz' diyenlerin arkasındaki seçmenlerin seçim sonucunu etkileyecek kadar fazla olması ve bunun genel başkanlar tarafından da açık-seçik görülmesi gerekir.
    Biliyoruz, öyle bir seçmen gücünü arkasına almak kolay değildir. Ama 8 Mart sonrasındaki bu hareketlenme, bunun bu seçim öncesinde denenebileceğini gösteriyor.
    Ayrıca, bazı partilerin -o arada AKP'nin- bu konuda kadın oylarını hedefleyen çalışmalar yaptığı anlaşılıyor. Bunlar, öteki partileri de rekabet içine sokabilir.
    'Yoksa size oy vermeyiz' metodu, yukarıda değindik, İskandinav ülkelerindeki kadın ögütleri tarafından başarıyla uygulanmıştır.
    Bizde onların vardığı sonuca ulaşılması için herhalde hayli zaman gerekecek. Ama, bu seçimde de, eğer artık 'bıyıklı afiş'lere de yansıyıp gerçekten ilgi uyandıran çalışmalar geliştirilirse, ülkemizin Avrupa ülkeleri arasındaki bugünkü 'sonuncu'luğundan kurtulması, pekâlâ mümkündür.


    Büyütmek için tıklayınız