Konuşmak ve dinlemek

Sürekli bir barışın oluşması, iki tarafın birbirini anlamasına bağlı. Bunun yolu da, birbirini tanımak ve dinlemek...

İnsanlar birbiriyle tanışsa, konuşsa... Birbirini dinlese, anlasa... Birbirini tanımamaktan, anlamamaktan doğan önyargılarından kurtulsa...
Bu dilekler hep tekrarlanır, kavga edenlerin barışmasını sağlayacak ortamın oluşması için.

Bunlar, tabii, çok gerçekçi dileklerdir. Sadece aynı ülkenin insanları arasındaki anlaşmazlıkların değil, birbiriyle tarih boyunca savaşmış olan ülkeler arasındaki ‘millî düşman’lıkların da ortadan kaldırılması, o dileklerin gerçekleştirilmesiyle mümkün olmuştur.

Bir kere daha hatırlatmıştım: Kara Avrupası’nın iki büyük ülkesinin, Fransa ile Almanya’nın geçmişlerini düşünelim. Aralarındaki küçüklü büyüklü savaşlarda kaybettikleri insan sayısının, iki tarafta da haddi hesabı yoktur.

Ama iki ülkede de bugün, bütün o savaşlardan, işgallerden kalan acı anıların yanında, barış döneminde kurulan dostluklardan doğan anılar da oluşmuştur. İki ülkenin vatandaşları, artık, aralarında sınır önlemleri de bulunmayan tek bir ülkenin vatandaşlarıymış gibi yaşıyorlar.

Bunun temelinde, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra uygulanan ve sadece politikacıların ve bürokratların değil, ‘halklar’ın da birbiriyle tanışmasını, konuşmasını, barışmasını hedefleyen politikalar vardır. Karşılıklı üniversite burslarından, aileler arası ziyaretlere, turistik gezilere kadar, iki tarafın birbiriyle buluşmasını sağlayacak çok kapsamlı programlar vardır.

Bütün bunların sonucu olarak da bugün, Avrupa Birliği içindeki Almanya ile Fransa arasındaki ‘millî düşmanlık’lar artık sadece ‘eski masal’lar gibi hatırlanmaktadır.

* * *

Bugünkü sorunumuz, tabii, tarih boyunca ayrı yaşamış iki ayrı ülkenin halkları arasındaki sorunlar gibi değil. Türkler ve Kürtler, tarihin çok büyük bir bölümünde birlikte yaşamışlar. Çanakkale’deki gibi, başka ülkelerden gelen işgal girişimlerine karşı birlikte savaşmışlardır.

Ama artık, şu bir gerçektir:

Bu birliktelik zaman içindeki gelişmeler sonunda sarsılmış ve bugünkü duruma gelinmiştir. Bunun nedenlerini, etkenlerini, etkilerini tartışmanın yeri, burası değil. Ama sonucu meydanda:

Son 30 yıl içinde, başlangıçtan itibaren ‘başkaldırı’, ‘isyan’, ‘çatışma’, ‘terör’, ‘gerilla savaşı’, ‘düşük yoğunluklu savaş’, ‘harekât’, ‘operasyon’ gibi çeşitli adlarla anılan olayların içinde yaşadık...

Evet, sorunumuz iki ayrı ülkenin savaşı gibi resmî bir ‘savaş’ değil. Ama kaybettiğimiz insan sayısı on binlerle ölçülüyor. Yaralılarımız da öyle... Bunların acısı, başta o olayların iki tarafındaki anneler olmak üzere hepimizin acısı...

Ve hepimiz artık, adı resmen ‘savaş’ olmasa da, bu gidişi sona erdirecek bir ‘barış’ istiyoruz. ‘Sürdürülebilir’ olacak, ‘sürekli’ olacak.
O barışa varılması için atılacak adımlar arasında da, hatırlattığımız dileklerin önemi büyük.

Gerçi Türkler ve Kürtler, genellikle bir arada yaşamışlar. Ama son on yıllar içinde geçen olaylar sırasında, en azından bir kısmının birbirine bakış açılarında değişiklikler olmuş. Hele yurdun doğusundaki, batısındaki belirli bölgelerinde yetişen yeni nesillerde, Kürtlerin Türk,

Türklerin Kürt arkadaş edinmeleri imkânı, eskisine göre azalmış. Birbirlerini çok daha az tanır hale gelmişler.

Yani, birbirlerini yeniden tanımaları, dinlemeleri, anlamaları gerekiyor ki, ülkemizde adı konulmamış ‘savaş’ın bitirilip, yerine sürekli bir ‘barış’ın getirilmesinin ortamı oluşsun.

* * *

Radikal’in cumartesi ve pazar günkü kapak sayfalarında yer alan gelişmeler umut vericiydi. Aralarında Şanar Yurdatapan’ın da bulunduğu İnsan Hakları aktivistleri, İzmir’in ve İstanbul’un Büyükşehir Belediye Başkanları Aziz Kocaoğlu ve Kadir Topbaş ile Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’e karşılıklı ziyaretler önermişlerdi. Başkanlar da öneriyi benimsemişlerdi.

Bir başka gelişme, BDP’li milletvekillerinden bir heyetin Karadeniz gezisine çıkmasıydı. O heyet de, bölgedeki toplantılarda ‘barış’ mesajları vermek niyetindeydi. Fakat Sinop’taki bir grubun saldırısı ve güvenlik güçlerinin buna karşı tedbir almakta gecikmesi, ülke çapında kaygılar uyandırdı.

Son haberlere göre, BDP’liler Samsun’daki etkinliklerinden sonra, o geziyi ertelediler.

Ama bu olumsuz olaya rağmen, başta belirttiğimiz dileklerin gerçekleşmesi için herkes elinden geleni yapmaya devam etmelidir.