Köşk'e çıkar mı çıkmaz mı?

AKP'nin karşısındaki partiler genel seçimin daha önemli olduğunu bir an bile unutmamalı.

Gündemde iki soru var. Biri: 'Çıkacak mı, çıkmayacak mı?' İkincisi: 'Çıksın mı, çıkmasın mı?'.
Televizyonlardan, internet sitelerinden herkese soruyorlar. Bana da soruyorlar. Birincisine 'bilmiyorum' diyorum. İkincisine de 'çıkmasın' diyorum.
Niçin 'çıkmasın' diye düşündüğümü bu sütunda belirtmiştim. Cumhurbaşkanının Anayasa'daki görev tanımını, yemin metnini ve bu konuda şimdiye kadar geçirilen deneyimleri anlatmıştım. Bunlardan çıkardığım sonuç şuydu:
Cumhurbaşkanı, tüm milleti kucaklayacağından ve temsil edeceğinden emin olunan bir kişi olmalı. Partiler ve siyasi akımlar karşısında tarafsız kalacağına inanılmalı.
Sayın Erdoğan ise şimdiye kadarki tutumlarıyla, o görevi gereği gibi yapabilecek bir siyasetçi olduğu izlenimini vermedi.
* * *
Bu görüşümün ayrıntılarını tekrarlamayayım. Zaten benim hatırlattıklarım, sayın Başbakan'ın polemikçi üslubundan ve dar kadroculuğundan başlayarak, bilinen şeyler. Başkalarının da gördüğü ve eleştirdiği şeyler...
Elbette, bunları bir 'parti genel başkanı-başbakan' için normal görenler vardır. Hatta kaçınılmaz görenler de vardır.
Ama bunlar, bir 'parti genel başkanı-başbakan' için kabul (veya tahammül) edilebilir sayılsa da, Anayasa'mızın tanımladığı 'Cumhurbaşkanı'nın nitelikleriyle bağdaşmaz.
Keşke, Başbakan ve diğer AKP yöneticileri, o eleştirileri ve cumhurbaşkanlığı kurumunun özelliklerini göz önünde tutsalar... O görev için, Anayasa'daki tanımına uygun düşecek başka bir aday göstermeye çalışsalar...
Bunun için, muhalefet partilerine de öneriler götürerek, mümkün olduğu kadar geniş bir uzlaşma zemini oluşturmayı deneseler...
'Sağduyunun gereği' odur. Ama yakın tarihimizde de örnekleri görüldü: Politikacılar, bazen, sağduyu çağrılarına kulak veremez hale geliyorlar... Politikadaki gerginlikler artıyor. Bir sürü tatsızlık çıkıyor...
* * *
İktidar partisine 'sağduyunun gereği'ni önerirken, bunu, anamuhalefetteki bazı arkadaşlarıma da hatırlatmak isterim. Özellikle sayın Deniz Baykal'a..
Bence o da, bu konuyu değerlendirirken, zaman zaman 'sağduyu' çerçevesinin dışına çıkıyor... Erdoğan'da da var olan 'polemik tutkusu'nun -hatta bazen onu da bastıracak kadar aşırı- örneklerini sergiliyor.
Bunlardan özellikle biri, beni de rahatsız etti: "Çankaya'ya fıtıkla çıkılmaz" sözü...
Onu belki espri niyetine söyledi. Erdoğan'ın cumhurbaşkanı seçilmesinin önünde engeller bulunduğunu belirtmek için, -eski deyimle- bir 'teşbih' yapmak istedi. Çankaya, çıkılması zor bir yokuş. Başbakan'ın son rahatsızlığına da 'fıtık' teşhisi konuldu ya... Bunu o benzetmeyle anlatmak istedi.
Ama bu, pek zarif bir benzetme değildi.
Herkes gibi siyasi liderler de hastalanabiliyor, bedeni arızaları olabiliyor. Onları eleştiren öteki siyasi liderlerin, onların o zaaflarından -espri veya 'teşbih' amacıyla da olsa- söz etmekten kaçınmaları gerekir. Mutlaka söz etmek istiyorlarsa, bunu onlara 'geçmiş olsun' demek için yapsalar, daha iyi ederler.
* * *
Bunun gibi... Erdoğan bundan 7-8 yıl önce, bir yabancı radyo kanalının sorularına cevap verirken Abdullah Öcalan için 'sayın' sıfatı kullanmış... Sayın Baykal'ın bunu "Erdoğan, Çankaya'ya çıkamaz" tezini güçlendirecek yeni bir 'argüman' gibi kullanması da, inandırıcı olmaktan uzaktır.
Ahmet Hakan, Hürriyet'te anlattı: O yayının bandını dinlemiş. Bantta Erdoğan'ın hapisten yeni çıktığı sırada, bir muhabirin sorduğu sorulara verdiği yanıtlar varmış.
Muhabir, Erdoğan'ın hukuki durumuyla ilgili olarak, "Sizinle Öcalan'ın durumları arasında benzerlik var mı?" diye sormuş.
O da bunu şiddetle reddetmiş. Hakan'ın yaptığı özete göre, "Ben şiir okuduğum için hapse girdim, Öcalan ise adam öldürdüğü için..." anlamında sözler söylemiş. Öcalan'a 'sayın' sıfatını da bunu derken kullanmış.
Şimdi bunu, Öcalan'ın 'suçunu överek' Türk Ceza Yasası'nın 215'inci maddesini ihlal etmek diye yorumlamak mümkün mü?
Bunu, belli ki, 'kibar konuşma' gayretinin ağız alışkanlığı içinde yapmış.
(Geçen günkü bir yazımda, rahmetli kardeşim Örsan Öymen'in 'sayın'la ilgili bir yazısından alıntılar yapmıştım. 'Sayın'ın 'bay' ve 'bayan' yerine kullanıldığı ilk yıllardan söz ediyordu. O 'kibar konuşma' gayreti içinde bazen Meclis başkanlarının bile dillerinin sürçtüğünü, milletvekillerine hitap ederken şöyle cümleler söylediğini hatırlatıyordu:
"Sayın üyeler, sayın oylarınızı, sayın sepete atınız lütfen".)
Şimdi, bunu, Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olma ihtimaline karşı -üstelik yeni keşfedilmiş en güçlü gerekçeymiş gibi- polemik konusu yapmanın âlemi var mı?
* * *
Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olmasının doğru olmadığını gösteren ciddi nedenler yeteri kadar vardır. Bunlara, 'fıtık hastasıdır', gibi zarafetten uzak, veya 'sayın dedi' gibi gayriciddi nedenler bulup eklemek çok yanlıştır. Çünkü başlangıçtan beri bilinen asıl nedenlerin ağırlığını hafifletiyorlar.
Ayrıca bunlar, Erdoğan'ın eline yeni yeni kozlar veriyor.
Nitekim Erdoğan dün, partisinin gençlik kolları ve kadın kolları temsilcilerinin önüne çıktı. Televizyonlardan naklen yayımlanan konuşmasında, kendisinin 'sayın dedi' diye 'Öcalancı' gösterilmesine karşı, asıl 'Öcalancı'lığı Baykal ve arkadaşlarının yaptığını ima eden bir sürü laf söyleme fırsatını buldu.
O laflar da dayanaksızdı. "Ellerine verdim bir çelik çomak, oynuyorlar" gibi eski bir 'nakarat'ın eşliğinde, alt düzeyde bir demagoji örneğinden ibaretti. Ama Erdoğan, o laflarla, en azından partisinin yandaşlarını tatmin etti. Alkış topladı.
* * *
Bu, işin bir tarafı. Asıl önemli tarafı şu:
Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olmasına karşı çıkıyoruz. Tamam...
Onun başbakanlığı sırasında pek çok örneği görülen dar kadroculuğunun sonuçlarından kaygı duyuyoruz.
Devletin en yüksek görev yerlerine bizzat yapacağı ve AKP hükümetinin yapıp da onun onaylayacağı atamalarla, Anayasa Mahkemesi dahil, devletin pek çok kurumunun kadrolarını değiştirebileceğini düşünüyoruz...
Hatta zamanla, devletin -tüm denetim mekanizmalarıyla birlikte- bir 'AKP devleti' haline gelebileceği ihtimali, aklımızdan geçiyor.
Öyle bir gelişmeyi nasıl önleyebileceğiz?..
Diyelim ki Erdoğan, kendisini istemeyenlerin sözünü dinledi ve 'Çankaya'ya çıkmak'tan vazgeçti... O korktuğumuz ihtimaller otadan kalkacak mı?
Şimdiye kadar görülen alternatif, geniş bir uzlaşmaya dayalı bir çözüm değil... Onu düşünen yok. Alternatif, Erdoğan'ın yerine bir 'güvenilir arkadaş'ının seçilmesi.
Yani: Liderine resmen 'sadakat' beyan eden bir grubun mensubu olarak, seçildikten sonra da, onun dediklerini aynen yapacak bir kişi... Hükümetin her kararnamesini onaylayacak. Anayasa Mahkemesi dahil, atama yetkisi kendisinde olan yerlere de, hükümetin istediği kişileri getirecek...
Öyleyse... Erdoğan cumhurbaşkanı olmuş, veya başbakan kalmış, cumhurbaşkanlığına 'en güvendiği AKP'li'lerden birini geçirmiş... Ne fark eder?.. O kaygı duyulan ihtimaller ortadan kalkar mı?..
* * *
Peki, çare?..
O kaygı duyulan ihtimalleri yok etmenin, demokrasi içinde, bir tek çaresi var...
O da, cumhurbaşkanı seçiminden sonraki genel seçimde, o ihtimali önleyecek bir iktidar değişikliğini gerçekleştirmektir.
Eğer o gerçekleşirse, yani Meclis'te, bugünkü tek partili AKP çoğunluğunun yerine, Türkiye'yi daha ileri noktaya getirebilecek bir partinin (veya birbiriyle anlaşıp aynı sonuca ulaşacak partilerin) çoğunluğu oluşursa, o kaygılar ancak o zaman ortadan kalkar.
AKP'den seçilecek cumhurbaşkanının -bazı yerlerdeki 'doğrudan atama' yetkisini partizan bir şekilde kullansa bile- devletin tüm kurumlarını AKP çizgisinde bir yapılanmaya götürmesi, imkânsızlaşır.
'Doğrudan atama' yetkisini partizan bir şekilde kullandığı hallerde de, bunun etkisi sınırlı kalır. Kaldı ki, Meclis'te, AKP dışındaki çoğunluk Anayasa'yı değiştirecek sayıya ulaşmasa da, o atamalardaki partizanlığı engellemenin başka yollarını bulabilir.
* * *
Özetle: Başta anamuhalefet partisi olmak üzere, AKP'nin karşısındaki tüm partiler ve siyasi oluşumlar, cumhurbaşkanı seçimiyle meşgul okurken, önümüzdeki 'genel seçim'in ondan çok daha önemli olduğunu, bir an için bile hatırlarından çıkarmamalıdırlar.
Asıl o 'genel seçim'in hazırlıklarını, şimdiye kadarkinden çok daha yoğun bir şekilde sürdürmelidirler.
O arada, seçim çalışmalarında ele almaları gereken öncelikli konuları unutmamalıdırlar.
Mesela işsizliği... Mesela yoksulluğu...
Ve onlar için önerecekleri çareleri...

"Bir zamanlar maziye bak..." CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, milletvekili seçilip başbakan olmasına önemli katkılar yaptığı Tayyip Erdoğan'la neşeli bir sohbet sırasında... Yer TURMOB Genel Kurulu-Tarih: 12.10.2004.
FOTOĞRAF: MUSTAFA İSTEMİ