Kürt sorununa baraj anahtarı

Seçimde yüzde 10 barajının indirilmesi, başka konular gibi 'Kürt sorunu' veya 'Güneydoğu sorunu' denilen meselenin de çözümünde önemli anahtar.


Büyütmek için tıklayınız


Kürt sorunu veya Güneydoğu sorunu... Adına ne derseniz deyin. Ülkemizde böyle bir sorun olduğu ortada... Bunun birçok yönü var.
Ama, adı üstünde 'sorun' bu... Yani her yönüyle çözülmesi gerekiyor. En azından bu 'çözüm' işine, gerçekçi bir şekilde başlanması gerekiyor.
Nasıl olacak bu?.. Herhalde o sorunun içinde yaşayanların görüşleri de göz önünde tutulacak. Karşılanması mümkün olan istekleri yerine getirilecek. Mümkün olmayanlar için 'Mümkün değil' denilecek... Bazılarının da mümkün olup olmadığı, bir inceleme konusu yapılacak. Tartışılacak.
* * *
Bu süreci başlatma görevinin kimde olduğu belli: Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin işi bu.
Şu da belli:
Hükümet, eli silahlı bir yasadışı örgütle diyalog kurmaz. Bu doğaldır. Kimse ondan böyle bir şey bekleyemez.
Soruna 'Güneydoğu sorunu' diyeceksek, 'Güneydoğu'daki vatandaşlarımızla, 'Kürt sorunu' diyeceksek 'Kürt' vatandaşlarımızla veya ikisi bir arada 'Güneydoğulu Kürt' vatandaşlarımızla diyaloğu hükümet kuracak.
Tabii, bunun için o vatandaşlarımızın temsilcileri gerekli. Çağımızdaki yerleşim yerlerinin nüfus koşulları, eski Yunan'daki şehir devletlerindeki gibi değil. Halkın hepsini bir yere toplayıp konuşturarak 'doğrudan demokrasi' uygulayamazsınız.
Çağımız demokrasilerinde, bunun için siyaset meydanları var. Siyasal partiler var. Onların başkanları, yöneticileri var. Seçimlere giriyorlar. Aldıkları sonuçlara göre sorumluluk üstleniyorlar.
* * *
Ülkemizde, konumuz olan sorunla en fazla ilgili olan siyasal parti de belli: DTP... Ahmet Türk'ün genel başkanlığındaki Demokratik Toplum Partisi...
Ama hükümet onunla da diyalog kurmuyor. Genel Başkan Türk, parti adına Başbakan'dan randevu istiyor, Başbakan vermiyor. Meclis Başkanı'ndan randevu istiyor. O da kabul edilmiyor.
Niçin? Belli değil.
Beğenelim, beğenmeyelim, ülkemizde böyle bir parti var. Aynı seçmene seslenen DEHAP, ülke genelinde yüzde 6.2 oy almış. Güneydoğu bölgesinde bazı illerdeki oy oranı ise yüzde 50'nin üstünde... Yerel seçimlerde de bölgedeki il ve ilçelerde birçok belediye başkanlığını kazanmış.
Ama hükümet, onunla görüşmüyor.
Oysa, DTP, ayırımcı olmadığını, her türlü şiddete karşı olduğunu, baştan beri ilan edip duruyor. Şiddetin tamamen sona ermesini, sorunların barış içinde çözülmesini istediğini vurguluyor. Hükümetin, ona istediği randevuyu verip, ne söyleyeceğini dinlemesi gerekmez mi?
Yasal bir parti bu. Hakkında Anayasa Mahkemesi'nce açılmış ne bir dava var, ne bir soruşturma... Eğer ülkemiz demokrasisi 'yüzde 10' baraj gibi bir ucubeyle sakatlanmış olmasaydı, bugün Meclis'te 40-50 milletvekiliyle temsil ediliyor olacaktı. O zaman hükümet, istese de, istemese de, onun sözcülerini Meclis salonlarında dinleyip, sorularını cevaplamak durumunda kalacaktı.
Şimdi, hükümetin onu, o baraj yüzünden Meclis dışında kaldı diye, 'yok' saymaya hakkı var mıdır? Bugün aynı şekilde Meclis dışında kalan MHP gibi, DSP gibi partilerin genel başkanları Başbakan'la görüşmek isteseler, Başbakan onları da reddedecek midir?
* * *
Peki, kim olacak o zaman hükümetin, 'Kürt sorunu' veya 'Güneydoğu sorunu'na çözüm aramak için görüşebileceği 'Güneydoğulu Kürtler'in temsilcileri...
Bölgede gene aynı partinin üyesi olan 'seçilmiş' belediye başkanları var. Devletin resmi protokolünde en ön sıralarda yerleri var.
Ama hükümet, bu konuyu onlarla da görüşmüyor. Onların, şehirlerinin belediye işlerini yürütmek üzere seçildiklerini öne sürüyor. Başka sorunlar üzerinde, onları da muhatap almıyor.
Normal durumda bu, makûl bir yaklaşım sayılabilir... "Belediyeler belediyeyle ilgili konularla uğraşsın. Ben genel sorunları, ülke genelinde politika yapanlarla konuşurum" yaklaşımı...
Ama, ülke genelindeki durum normal midir?..
Bugün girmek istediğimiz Avrupa Birliği ülkelerindeki parlamenter demokratik rejimlerin pek çoğunda, yüzde 5'i aşan oy oranı, bir siyasi partiye, sadece, o orana yakın orandaki bir milletvekili grubu kazandırmakla kalmaz. Birçok halde ona, hükümete katılma imkânı da verir.
Bizde ise, parti olarak, yüzde 9.99 oy alsanız bile, genel politikada 'yok' sayılıyorsunuz.
* * *
Evet, ortada önemli bir 'sorun' var. Bunu herkes kabul ediyor. Fakat ortada, o 'sorun'un içindeki vatandaşlarımızın seçtiği temsilciler yok.
Gerçi, mevcut sisteme göre, 'seçilmiş' olan milletvekilleri var. Ama bunun 'temsilde adalet' ilkesiyle bağdaştığı öne sürülemez.
Değerli okurlarım hatırlar, burada, Diyarbakır'la ilgili bir röportaj dizimiz yayımlanmıştı. Orada, Turgay Tüysüz'ün grafikleriyle belirtmiştik, (Üstte tekrar yayımlıyoruz):
2002 genel seçiminde Diyarbakır ili içinde kullanılan oyun yüzde 56.1'ini, bölgenin o zamanki birinci partisi DEHAP alıyor. Ondan sonraki sırada, 15.9 oy oranıyla AKP geliyor. Sonuç şu oluyor:
DEHAP, yüzde 56.1 oyla hiç milletvekili çıkaramıyor.
Diyarbakır'ın 10 milletvekilinden 8'ini AKP çıkarıyor. 2'sini de yüzde 5.9 oyla CHP.
Eğer baraj, yüzde 10 değil de, yüzde 5 olsa, 7 milletvekilliği DEHAP'ın olacak, 2 milletvekilliği AKP'nin, 1 milletvekilliği de DYP'nin...
Baraj daha düşük olsa, o durumdaki sonuç da şöyle:
DEHAP: 6, AKP: 2, DYP: 1, CHP: 1...
Yüzde 10 barajın indirilmesi halindeki tablo çok daha makûl değil mi?
Hem 'temsilde adalet' ilkesine uyuyor, hem de 'Güneydoğu sorunu' veya 'Kürt sorunu' konusundaki temsil tartışmalarını sona erdiriyor. Meclis'e, dört parti, kendi oy oranlarına yakın oranda temsilci gönderiyor. Herkes ne söyleyecekse, orada söylüyor. Tartışıyor. Kimin hedefinin ne olduğu (veya ne olmadığı) orada görülüyor. Diyaloğlar orada kuruluyor. Uzlaşmalara varılırsa orada varılıyor.
Mehmet Ağar'ın 'dağda silah yerine ovada siyaset' diye ortaya attığı, kendisini eleştirenlerin bile benimsediği formülün önündeki en büyük engel ortadan kalkıyor.
Ayrıca, bu tablo, hep aynı şekilde devam edecek diye bir şey yok. Meclis'e giden partileri ve milletvekillerini seçmenleri izleyecek. Politikalarını beğenirse yeniden seçecek. Beğenmezse, onların yerine başka partileri ve/veya milletvekillerini seçecek. Yani, Meclis'teki durumun seçmen eğilimini yansıtıp yansıtmadığı her seçimde yeniden belirlenecek.
* * *
Duruma bir de genel siyasi durum açısından bakalım: 2002 genel seçiminde, baraj, yüzde 10 yerine yüzde 5 olsaydı. Meclis'in tablosu da bugünkü anormallikten kurtulmuş olacaktı.
2002 genel seçiminde, yüzde 34.3 oyla milletvekillerinin yüzde 66'sını (363'ünü) çıkaran AKP'nin milletvekili oranı 48.4'te (266 milletvekilinde) kalmış olacaktı, Meclis'e CHP'den başka, bugün Meclis dışında kalan diğer partilerin de bir kısmı girmiş olacaktı.
AKP gene de, partilerden biriyle koalisyona gidip hükümet kurabilecekti. Ama bugünkü gibi 'dediğim dediktir' havası içinden çıkacaktı.
Ayrıca, Cumhurbaşkanlığı seçimi için de, yüzde 34 oyla çıkardığı yüzde 66 oranındaki milletvekili sayısına dayanarak, 'Ben her istediğimi seçerim. Kimsenin önerisine kulak asmam' diyemeyecekti.
* * *
Özetle: yüzde 10 barajın indirilmesi, başka sorunlar gibi, 'Kürt sorunu' veya 'Güneydoğu sorunu' denilen sorunun da çözümü için en önemli anahtardır.
Bunu, her partiden her eğilimden politikacılar artık görmelidir.