Kürtleri yeni mi fark ettiniz?

Irak Kürt toplumu, 15 yıldır örgütleniyor. Sanki yeni bir gelişme olmuş gibi alarm havasına girmek doğru değil.

Başkan Bush'un yeni Irak planını açıklamasından sonra, Başbakan Tayyip Erdoğan da Irak'ın geleceğiyle ilgili görüşlerini açıkladı. Bunlar, hepimizin katıldığı dilekler...

  • Irak'ın siyasi birliğinin ve toprak bütünlüğünün korunması...
  • Güvenliğin ve istikrarın tesisi...
  • Irak'ı oluşturan gruplar arasındaki dengenin yeniden kurulması...
  • Sünni ve Şiilerin aynı devlet yapısı içinde bir arada yaşayabilecekleri bir uzlaşıya varmaları...
  • Kerkük sorununun Kerkük'ü oluşturan gruplar arasında uzlaşıyla çözülmesi...
  • Irak'ın petrol kaynaklarının denetiminde ve gelirlerinin paylaşımında merkezi hükümetin ağırlığının korunması...
  • Irak'ın tüm sınırlarının ve sınır kapılarının, merkezi yönetimin kontrolünde olması...
    * * *
    Bunlar çok güzel... Keşke gerçekleşseler...
    Ama bu ihtimal, dileklerin en azından bir bölümü için, pek kuvvetli görünmüyor. Hele Saddam'ın idamından sonra, Irak'ta, ne siyasi birliğin ve toprak bütünlüğünün korunması umudu güçlendi, ne de güvenlik ve istikrar'ın sağlanması umudu...
    Bush'un yeni planının da bu durumu değiştirmesi mümkün görünmüyor. Bir kısım ABD basını da dahil, dünya basınındaki kötümser yorumlar, çok daha ağır basıyor.
    Irak'ta artacak asker sayısı ile İran ve Suriye'ye karşı sertleşecek politikaların, Bush'un amacının tam tersine sonuçlar vereceğinden endişe ediliyor.
    O zaman ne olacak?..
    Yani, Başbakan Erdoğan'ın açıkladığı temennilerin önemli bir bölümü gerçekleşmezse?.. Irak'taki gruplar arasında uzlaşma sağlanamaz ve devletin bölünmesi, kaçınılmaz hale gelirse?..
    Zaten devletin 'bölünme'si derken, şu unutulmamalıdır: Irak'ta şimdiki durum da zaten bir 'bölünmezlik' manzarası sergilemiyor. 'Bölünme', resmi olarak gerçekleşmese bile, özellikle Kuzey bölgesindeki fiili durum ortadadır.
    Kuzey bölgesi, 1991 yılından beri, yani 15 yıldır yaşanan süreç içinde, Irak'ın 'parça'sı olmaktan çok, kendi içinde bir 'bütün' haline gelmiştir.
    * * *
    O 15 yıl öncesini biraz hatırlayalım:
    1991 yılının ocak ayıyla şubat ayları, Birinci Körfez Savaşı'nın başlayıp bittiği aylardır. 17 Ocak'ta Amerikan Hava Kuvvetleri'nin bombardımanıyla başlayıp 24 Şubat'ta kara harekâtıyla devam eden savaş, 25 Şubat'ta Saddam'ın ABD'nin şartlarını kabul etmesiyle sona erdi. 28 Şubat'ta da ateşkes anlaşması imzalandı.
    Ama bunun arkasından, Türkiye'yi çok yakından ilgilendiren yeni bir dönem başladı.
    Saddam, o zamanki ABD Başkanı 'Baba Bush'un ültimatomuna uyarak Kuveyt'ten çekilmişti. Ama Kuzey'de, kendisine ihanet ettiğini düşündüğü Irak Kürtlerine karşı amansız bir 'temizleme harekâtı' başlattı...
    Irak kuvvetleri, Kuzey Irak'ın belirli bölgelerindeki Kürtleri, Kuzey'e doğru sürdü. Yüz binlerce Kürt, onlardan kurtulmak için Türkiye sınırına doğru kaçtı.
    Türkiye sınırı, kısa zamanda bir-birbuçuk milyon insanın katıldığı büyük bir göçün hedefi haline geldi.
    Sınıra yaklaşanlar içeriye alınmak istiyorlardı. Türkiye onlara elinden gelen yardımı yapmaya çalışıyordu.
    Bir kısmını sınırın kendi tarafına alıyor, misafirhanelere, kamplara, kamu kuruluşu binalarına yerleştiriyordu.
    Bir kısmına sınırda kurulan çadırlarda yiyecek yetiştirmeye uğraşıyordu.
    Fakat daha fazlasını yapmak, kendi imkânlarını aşıyordu. Sınırın zaman zaman kapatılması, bir zorunluluk halini alıyordu.
    Ama sınırdan içeri almak zorunda kaldığı göçmenlerin sayısı, gene de 500 bine ulaştı.
    Zamanın Cumhurbaşkanı Turgut Özal, hükümet, Meclis, Türk basını, yabancı ülkelere, 'Siz de yardım edin. Bu insanların bir kısmını biz aldık, bir kısmını da siz alın' diye çağrılar yapıyordu. Bu çağrılara doğru dürüst cevap gelmiyordu.
    Sonuçta, Birleşmiş Milletler devreye sokuldu. Ve Irak'ta 36'ıncı paralelin kuzeyinde bir 'güvenlik bölgesi' oluşturulması kararlaştırıldı.
    Karar, savaş mağlubu Irak yönetimine kabul ettirildi. Kuzey Irak'ın belirli bölgelerinde, Amerikan, İngiliz, Hollanda ve Fransız askerlerinden kurulu bir uluslararası gücün koruması altında, kamplar kuruldu. Türkiye sınırındaki ailelerin büyük bir kısmı ile Irak'ın başka yerlerinden gelen birçok aile oralara yerleştirildi.
    Bu gelişme, Türkiye tarafından da desteklendi. Çünkü, o önlemler alınmasaydı, Türkiye çok büyük bir yük altında kalacaktı. Sınırdan içeri alınan 500 bin insana daha yüz binlercesinin eklenmesi kaçınılmaz görünüyordu.
    * * *
    Evet, bu gelişmeden sonra 15 yıl geçti... Ve Kuzey Irak'ta, uluslararası gücün koruması altında, Irak devletinin müdahale edemediği bir Irak Kürt toplumu, her alanda örgütlendi.
    Türkiye'de, bu örgütlenmeden siyasal olarak endişelenen, 'Bir gün gelir Irak'ın kuzeyinde bir Kürt devleti ortaya çıkar' diyen politikacılar, o zaman da vardı. Ama, aralarında o büyük göçmen hareketine karşı başka bir gerçekçi çözüm yolu önerene rastlanmadı.
    Zaten bunun neresine itiraz edilebilirdi?
    Irak'ta koruma altında örgütlenen Kürtler, ülkelerine dönmüşlerdi. Evvelden de o ülkenin topraklarında yaşıyorlardı. O ülkenin vatandaşıydılar.
    Saddam rejimi, onları ölüm tehdidi altında yerlerinden, yurtlarından etmekteydi. Kendi memleketleri olan bir yerde, öldürülmekle kovulmak arasındaki bir kaderden kurtulmuş oldular.
    Ve orada, uluslararası koruma altında kendi başlarının çaresine bakmak durumuna girdiler.
    Bundan, herkes memnun oldu. Siyasi endişe taşıyanlar bile, bunu fazla büyütmediler.
    Hal böyle iken, şimdi bütün bu gelişme birdenbire olmuş gibi davranmanın ve o eski endişeleri yeniden canlandırıp daha da büyüterek, bir alarm havası içine girmenin anlamı da yoktur, faydası da.
    Türkiye, sınır ötesi ilişkilerini düzenlerken, komşumuz Irak'ın kuzey bölgesinde 15 yıldır var olan gerçekleri göz önünde tutmak durumundadır.
    Ayrıca, bu gerçeklerin, bizim açımızdan, aynı bölgenin geçmişindeki diğer gerçeklerden daha olumsuz olduğunu varsaymak için de vakit henüz erkendir.
    Geçmişteki hangi dönem bugünkünden daha olumlu sayılır?
    Irak rejiminin 1990 öncesinde, İran'dan toprak alıp Kuveyt'i ilhak ederek tüm bölgeye meydan okuduğu dönem mi?
    Veya 1991 başlarında, sınırlarımızı, bu sayfadaki kupürlerin gösterdiği manzaraların kapladığı dönem mi?
    Evet, güney komşumuzla, başta sınır güvenliği olmak üzere, mutlaka halledilmesi gereken yaşamsal sorunlarımız da var. Ama onlar da dahil, bütün sorunların çözülmesi, iki taraf arasında yapılacak ciddi bir müzakere süreci sonucunda mümkün olmalıdır.
    Çünkü, aramızdaki sınırın sorunsuz bir barış sınırı haline gelmesi, iki tarafın da çıkarınadır.



  • Türkiye, asıl o günlerde alarm halindeydi... Irak kuvvetlerinin hücumundan kaçan 1 milyondan fazla Irak'lı Kürt güney sınırlarımıza dayanmıştı...

  • Yüzbinlercesi ülkeye alındı. Kamu kuruluşlarına, çadırlı kamplara yerleştirildi. Daha fazlası alınamıyordu. Sınır ötesinde facialar oluyordu. Dünyadan yardım gelmiyordu...