Lozan ve AB ile ilişkiler...

CHP Genel Başkanlığı'n-dan açıklama geldi. 80 yıl kadar önceki Lozan Konferansı'nın koşullarının, bugünkü AB ilişkilerimiz için geçerli olduğunu öne sürmek ilginç bir bakış.

CHP Genel Başkanlığı'ndan bir açıklama aldım. 'Genel Başkan İletişim Koordinatörü' imzasını taşıyor.
İki açıdan memnun oldum:
1- Anlaşılıyor ki, CHP Genel Başkanı'na bağlı böyle bir 'iletişim koordinatörlüğü' kurulmuş. Bu çok faydalı olabilir. Böyle bir birim, Genel Başkan'ın gazeteciler ve televizyoncularla ilişkilerinin daha sağlıklı olmasına önemli katkılar yapabilir.
2- Açıklamanın altında imzası olan Koordinatör Baki Özilhan değerli bir gazetecidir. 'Koordinasyon'un diğer koşulları da müsait ise, bu çalışmadan faydalı sonuçlar çıkabilir.
* * *
Gelelim açıklamaya...
Bunu, maalesef, gerek gönderiliş biçimi, gerek içeriği bakımından başarılı bulamadım.
Ama herhalde ilk deneyimlerden biridir, ileride düzelir diye, ilgiyle okudum.
Açıklama iki bölümden oluşuyor. Metnine hiç dokunmadan iki bölümünü ayrı ayrı yayımlıyorum:
-" Sayın
Altan Öymen
Gazeteci-Yazar
9 Ekim 2005 tarihli Radikal Gazetesi'ndeki yazınızda, CHP Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal'ın Sayın Fatih Altaylı'nın sunduğu TEKE TEK programında kullandığı ve daha sonra Sayın Fikret Bila ile söyleşisinde tekrarladığı 'Müzakere Basını' sözlerini, 'Mütareke Basını'na çevirmiş ve 'Mütareke Basını gibi, bir parti başkanına hiç yakışmayan sözler kullanıyor' diye yazmışsınız.
Eski bir Genel Başkan, siyasetçi ve deneyimli Gazeteci -Yazar olarak, CHP Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal'ın kullandığı 'Müzakere Basını' deyimi ile, sizin kullandığınız 'Mütareke Basını' deyiminin çok farklı anlamları olduğunu elbette bilir, bu çarpıtmanın çok yakışıksız olduğunu da takdir edersiniz.
Bu nedenle, Sayın Baykal'ın 'Mütareke Basını' değil, 'Müzakere Basını' dediğini okurlarınıza duyurmanızı ve böylece kamuoyunu doğru bilgilendirmenizi rica ediyoruz."
Sayın İletişim Koordinatörü'nün 'kamuoyunu doğru bilgilendirme' isteğini bir kere daha yerine getirmek için, sayın Baykal'ın sayın Bila'ya verdiği demecin söz konusu cümlesini- yukarıdaki gazete kupürüyle birlikte- aynen yayımlıyorum:
"Milli mücadeleye karşı olan mütareke basını vardı, şimdi de AB'ye tam üyelik için mücadele verilmesine karşı olan müzakere basını var."
Şimdi bu cümle, sayın Baykal'ın 'Mütareke basını' sözünü etmediğini mi gösteriyor?..
Anlaşılıyor ki, sayın İletişim Koordinatörü, bana ilettiği açıklamayı, Baykal'ın demecindeki o cümleye bakmadan yazmış. Herhalde 'şifahi' bir çalışma sonunda aceleyle yazıp hemen göndermiş. Yoksa elbette, Baykal'ın o sözü kullanmadığını, bunu benim 'çevirdiğimi-çarpıttığımı' iddia etmezdi.
'Çevirme', 'çarpıtma' bir yana, Türkçeyi pek az bilenlerin bile bir okuyuşta fark edeceği gerçek şudur:
Sayın Baykal, o sözü etmekle kalmamış, o sözü, bugün hedef haline getirdiği bir kısım basın mensubunu suçlama aracı olarak kullanmıştır.
Eski deyimle 'teşbih' yoluyla, onları 'milli mücadeleye karşı olan mütareke basınına' benzetmiştir. O sözleri kullandığı aynı cümlenin içinde 'şimdi de AB'ye tam üyelik için mücadele verilmesine karşı olan müzakere basını var' demesi, başka neyle izah edilir?..
Bu bakımdan ben, kendi görüşümü tekrar etmek zorundayım: Sayın Genel Başkan "mütareke basını gibi, bir parti başkanına hiç yakışmayan sözler"i maalesef kullanmıştır. Bunu bir daha yapmamalıdır.
* * *
Sayın İletişim Koordinatörü'nün açıklamasının ikinci bölümü de şöyle:
-" Öte yandan, 1963 Ankara Antlaşmasını imzalayan CHP'nin Genel Başkanı rahmetli İsmet İnönü'nün Türkiye'nin çıkarlarıyla bağdaşmadığı için Lozan'da masayı terkettiğini, gerektiğinde masadan kalkmanın onurlu ve saygın dış politikanın gereği olduğunu, ayrıca imzalanan belgelerden çok, içeriklerinin önem taşıdığı da bilinmektedir.
Bu gerçekler ışığında, acaba, masada kalmanın faturası nedir?
Saygılarımla.
Baki Özilhan
Genel Başkan İletişim Koordinatörü"
* * *
Bundan 80 küsur yıl önce, yıllar süren bir büyük savaş sonrasındaki Lozan Konferansı'nın koşullarının, bugünkü AB ilişkilerimiz için de geçerli olduğunu öne sürmek ilginç bir yaklaşımdır.
Evet, CHP Genel Başkanı ve Dışişleri Bakanı İsmet İnönü, 1923 Şubat'ında Lozan'daki konferans masasından kalkmıştı. Müzakereler iki buçuk ay sonra yeniden başlamış ve sonuca ulaşmıştı. Ama bu, her ilişkide her 'masadan kalkış' iyi sonuç verecek demek midir?..
CHP Genel Başkanı İsmet İnönü de siyasi hayatında, her oturduğu masadan kalkan bir devlet adamı değildi. Tam tersine, birçok müzakereyi masa başında başlayıp bitirmesiyle tanınmıştı. Unutmamak gerekir ki, 1963'te Ankara Antlaşması'nı imzalamak için 'masaya oturan' hükümetin başkanı da oydu.
* * *
Sayın Özilhan'ın son sorusu, herhalde 3 Ekim'le ilgili. 'Masada kalmanın faturası nedir?' diyor.
Bunu bu sütunda defalarca anlattık. Çerçeve belgesinde hoşumuza gitmeyen cümleler elbette var. İlerde bunlar yüzünden yeni mücadeleler vermemiz gerekecek... Faturanın özeti bu...
Ama bir de 'masadan kalkma'nın faturasını hatırlamak gerekir: O da, belliydi. Pazar günkü yazımızda ayrıntılarını belirttik. Masadan kalksaydık, mücadele etmemize zaten gerek kalmayacaktı. Çünkü önümüzde mücadele vereceğimiz ortam kalmayacaktı...
'Müzakere tarihi' olmayınca, neyin mücadelesini, nerede, ne zaman yapabilecektiniz?..
Öyle değil mi?
AB'nin üyeleri ve adayları, kendi oyunlarını kendi aralarında oynayacaktı. Biz dışarıda kalacaktık. Onlarla müzakere edeceğimize, birbirimizle 'ben demiştim, sen dememiştin' tartışması yapmaya devam edecektik.