Meclis'in sorumluluğu

Şimdiye kadar hatırlanmadı ama, bu çok tehlikeli gidişi durdurma görevi ve sorumluluğu Meclis çoğunluğundadır.

Açılan son soruşturmaları sonuca bağlamanın anahtarı Meclis’tedir. Çünkü soruşturma konuları arasında, bakanların sadece çocukları için değil, kendileri hakkında da iddialar var. Bu iddialar, görevleriyle ilgili konularda suç işledikleri veya suça katıldıkları yolundadır. Onlarla ilgili soruşturma için Meclis kararı gerekir. Bu konudaki işlemlerin nasıl yürütüleceği, Anayasa ile Meclis içtüzüğünde yazılıdır.
Anayasa’nın 100’ncü maddesini hatırlayalım:

“Madde 100- Başbakan ve bakanlar hakkında, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının en az onda birinin vereceği önerge ile soruşturma açılması istenebilir. Meclis bu istemi en geç bir ay içinde görüşür ve karara bağlar.”
Bu, bakanlar hakkında, görevleriyle ilgili konularda suç işledikleri iddiasıyla dava açılabilmesinin tek yoludur.
Gene 100’üncü maddeye göre Meclis, o önergenin verilmesi üzerine, derhal konuyu görüşmek üzere bir komisyon kurar. Komisyonun kuruluşunun da kuralı vardır.

İçtüzükteki kurallara göre, komisyon 15 üyeli olacaktır. Meclis’teki partiler o komisyonda üye oranlarına göre temsil edileceklerdir. Ancak, kaç milletvekiliyle temsil edileceklerse, onun üç katı oranında aday göstereceklerdir. Adaylar arasına, soruşturma konusunda daha önce görüşlerini açıklamış olanlar giremeyecektir. İddialar hakkında tarafsız kalmış olmaları esas olacaktır. Her partinin kendi adayları arasında kura çekilecek, hangileri kazanırsa üyeliklere onlar gelecektir...

***
Bu ve benzeri kurallar, komisyona üye olacak milletvekillerinin, partili olsalar da, konuyu tarafsız olarak ele almalarına imkân vermek içindir. Tabii, uygulamada o kurallara tamamen uyulmasını sağlamak kolay değildir. Ama komisyonun konuyu tarafsız bir kurul olarak incelemesi esastır.

İçtüzüğün Meclis soruşturma bölümünde (beşinci bölüm) o hedefe yönelik olarak her biri ayrıntılarıyla yazılmış yedi madde vardır. (107, 108, 109, 110, 111, 112, 113’ncü maddeler.)

Bunlara göre, 15 üyeli Meclis Komisyonu, o soruşturmayı en geç iki ay içinde tamamlayıp raporunu yazacaktır. Tamamlayamazsa, kendisine iki aylık bir süre daha verilecek, ama o süre bir daha uzatılmayacaktır. Sonuçta konu oylanmak için Meclis’e gelecektir. Meclis’te milletvekilleri ‘gizli oyla’ şu soruya cevap verecektir:

Hakkında iddialar bulunan bakan Yüce Divan’a sevkedilsin mi, edilmesin mi?
Meclis’in üye tam sayısının salt çoğunluğu gerekli görürse bakanın Yüce Divan’daki yargılaması başlayacaklar. Yargılama yetkisini Anayasa Mahkemesi kullanacaktır.

Bu Meclis soruşturması yolu, bakanlar hakkında suç iddiaları karşısında adil bir soruşturma yolu mu?
Bu soruya kesin bir cevap vermek kolay değil. Çünkü geçmişte kurulan Meclis soruşturması komisyonları arasında hakkaniyete uygun kararlar alabilenler de vardır, üyeleri tamamen siyasi etkiler altında kaldığı için, gerekli kararları alamayanlar da...
Ama bugün Türkiye’de olup-bitenler karşısında, bir çözüm yolu arayanların karşı karşıya bulundukları yol budur.
Son soruşturmalar sırasında içine girilen çıkmazın içinden nasıl çıkılacak?

İktidar partisinin genel başkanı ile destekçilerinin son yıllardaki adalet anlayışlarının özeti belli: “Savcılar, hâkimler bizim istediğimizi yapar, istemediğimizi yapmaz” diyorlar.

Daha önce bugünkü gibi bir sorunla karşı karşıya kalmamışlardı. Çünkü kendilerini ilgilendiren soruşturmaları yürüten savcıların ve hâkimlerin görüşleri ile kendi görüşleri arasında bir uyum vardı. Ergenekon ve KCK davalarından, gençlerle ilgili soruşturmalara kadar birçok alanda, o soruşturmaların savcıları ile hâkimlerinin tutumlarından memnundular. Demeçlerinde onların yaptığı işlemleri onayladıklarını belirtiyorlardı. O görüşlerini ülkemizin kamuoyuyla birlikte dünya kamuoyuna da yansıtıyorlardı.

Sonra, birdenbire ne olduysa oldu, yeni bir dönem başladı. Bazı savcıların yönetiminde açılan bazı soruşturmalara, büyük bir hiddet ve şiddetle karşı çıkmaya başladılar. Onları memleketin milletin menfaatine karşı komplolar kurmakla suçladılar. Birçok polisi görevden aldılar. Soruşturma savcılarının yetkilerini sınırlayan kararlar alınmasını desteklediler...

Ve, ne demokrasinin kurallarına, ne kuvvetler ayrımı ve yargı bağımsızlığı ilkelerine sığdırılabilecek bir süreç başlattılar ki, bunun nereye varacağını, sanırım, kendileri dahil, hiç kimse bilmiyor.

Görünen ve bilinen gerçek şu ki, bu süreç, ülkemizin sadece toplumsal ve siyasal hayatına değil, ekonomik imkânlarına da çok daha büyük zararlar verecek bir noktaya varmak üzeredir.

Bu gidişi durdurmanın tek çaresi, her şeye rağmen, Meclis’tir.

‘Her şeye rağmen’ diyorum, çünkü Meclis’teki iktidar çoğunluğunun kendi genel başkanlarını ve etrafındakileri etkili bir şekilde
uyarabildiğinin örneği, şimdiye kadar görülebilmiş değil.

Ama bu yazının ilk bölümünde anlatmaya çalıştım, bugünkü soruşturma sorunlarının çözülmesi de dahil, bu gidişin en kısa zamanda durdurulması ve herkesin bir nefes alıp biraz düşünme imkânı bulması, ancak Meclis’teki çoğunluğun anayasal görevlerini hatırlamasıyla sağlanabilir.