Milliyetçilik ve ulusalcılık

Kendilerini 'ulusalcı' veya 'milliyetçi' diye tanımlayanların bir kısmı açık ırkçılık yapıyor.

'İslamcılık', 'Türk-İslam sentezi', 'milliyetçilik', 'ulusalcılık...'
Seçim hazırlığının hızlandığı şu sıralarda, adından çok söz edilen
'akım'lar bunlar...
Bu kavramların yakıştırıldığı siyasal partiler de belli:
İslamcılık ve Türk İslam sentezciliği, AKP'nin alanına giriyor...
'Milliyetçilik', adı üstünde, Milliyetçi Hareket Partisi'nin konusu...
'Ulusalcılık', gerçi 'milliyetçilik'le eşanlamlı... İkisi de, kelime halinde Batı dillerine çevrilecek olsa, karşılığı aynı: 'Nasyonalizm'... Ama bizdeki iki ayrı kelime, birbirinden farklı grupları ifade ediyor.
Mesela, önceki akşam, Ahmet Hakan'ın CNN Türk'teki tartışma programı vardı, orada izledim:
Tartışmanın adı 'Ulusalcılık'tı. Katılımcılardan biri, kendisini
'milliyetçi' diye tanıtıyor, ama 'ulusalcılar' kapsamı içine girmeyi kabul etmiyordu. Bir başka konuşmacı ise, tam tersine, kendisini 'milliyetçi' değil, 'ulusalcı' diye tanıtıyordu.
Ben bu konuyu, o akşamki tartışmanın dışında da izlemeye çalışmıştım. Anlayabildiğim kadarıyla, iki tarafın söylemleri arasında büyük bir fark yoktu. Fark, belki şuradaydı:
Geçmişte MHP'li veya MHP'ye yakın görüşlere sahip olanlar, kendilerini 'milliyetçi' sözüyle özdeş görüyorlardı. Geçmişte MHP'ye karşı veya MHP'nin dışında bulunanlar, eskiden de var olan 'ulusalcılık' kavramı etrafında buluşuyorlardı.
O kavrama bugünün koşullarına göre, yeni bir içerik kazandırmaya çalışıyorlardı.
***
Tabii, 'milliyetçilik' veya 'ulusalcılık' veya uluslararası deyimiyle 'nasyonalizm', Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde olduğu gibi, Kurtuluş Savaşı'mızda ve Cumhuriyet tarihimizde de önemli yeri olan bir akımdır. Fakat, tarih içinde olumsuz niyetlere de alet edildiği için, bunu ilke edinenler, tanımını çok dikkatle yapmalıdırlar. Yoksa, Hitler'in veya Mussolini'nin 'milliyetçilik' esasına dayalı rejimleri dahil, çeşitli ülkelerdeki ırkçı ve/veya emperyalist hareketleri hatırlatan bir çizgi içindeymiş gibi görünürler.
1961 Anayasası hazırlanırken o dikkat gösterilmiştir. Milliyetçilik, Anayasa'nın metnine değil, 'başlangıç' bölümüne alınmış, orada da, şu ifadeyle tanımlanmıştır:
"... Bütün fertlerini, kaderde kıvançta ve tasada ortak, bölünmez bir bütün halinde, milli şuur ve ülküler erafında toplayan ve milletimizi, dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak milli birlik ruhu içinde daima yüceltmeyi amaç bilen Türk milliyetçiliği..."
Bu tanıma göre, 'Türk milleti' etnik köken, din, dil gibi farklılıkların değil, sadece 'birlikte yaşama iradesi'nin oluşturduğu bir topluluktur. Türk milliyetçiliği de, o topluluğu milli hedefler etrafında toplayarak daima yüceltmeyi hedefleyen bir milliyetçiliktir. Ama o hedefe yürürken, kendi milletini, başka milletlerden üstün görmez. Onu, 'dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak' görür.
Anayasa'nın başlangıç bölümünde bu tanımın hemen arkasından Atatürk'ün 'Yurtta sulh, cihanda sulh' ilkesi de tekrarlanır ki, bu da, Türk milliyetçiliğinin kendi içinde olduğu gibi, başka milletlerle de barış içinde ve dostça yaşama arzusunu vurgular.
1982 Anayasası da, milliyetçiliğin tarifi konusunda aynı metodu uygulamıştır. Onu, gene başlangıç bölümünün birinci paragrafında 'Atatürk'ün belirlediği milliyetçilik anlayışı' diye tanımlamıştır. Daha sonraki paragraflarında da -biraz karmaşık ifadeler içinde de olsa- millet hayatının, 'birbirine saygı', 'nimet ve külfetlerde ortaklık', 'yurtta sulh cihanda sulh' gibi ilkelere dayanması gerektiğini belirtmiştir.
***
Gelelim, bugünkü 'milliyetçilik' veya 'ulusalcılık' akımlarına...
Kendilerini bu sözcüklerle ifade edenlerin bir kısmının marifetleri ortada. Anayasa'daki 'milliyetçilik' tarifiyle taban tabana zıt tavırlar ve eylemler içindeler.
O sözcüklerin altında apaçık 'ırkçılık' yapıyorlar. O yolda yeminler ediyorlar. 'Türk milleti'nden sayılmak için, soy hesabı vermeyi şart koşuyorlar. Soylarını 'üstün ırk' sayıyorlar. Öteki ırkları düşman görüyorlar. Hedefleri uğrunda 'ölme'yi göze alıp, 'öldürme'yi 'hak' biliyorlar.
Onları elbette, siyaset hayatında veya o hayatın yakınında olan 'milliyetçiler'den ve 'ulusalcı'lardan ayrı tutmak lazım.
Zaten onlardan en fazla şikâyetçi olanlar, siyasetteki 'milliyetçiler' ve 'ulusalcılar'...
Ahmet Hakan'ın tartışma programına katılanlar da, o yoldaki örnekleri kınadılar.
Kimi, bunları, 'patolojik vak'a' olarak niteledi.
Kimi de bunların 'yükselen milliyetçiliğe karşı siyasi komplo' olabileceğini söyledi.
Yani, birileri demişler ki, "Madem ki, siyasette milliyetçilik yükseliyor. Öyleyse bunun önünü kesmek lazım..."
Ve gazetelere, televizyonlara yansıyan o ırkçı yemin sahnesini düzenlemişler. Veya düzenletmişler...
Yahut, o yemin sahnesi zaten filme çekilmiş. O filmi bir yerde saklamışlar. Milliyetçiliğin yükseldiği zamanı bekleyip, tam o yükselme zirveye vuracakken, saklandığı yerden çıkarıp televizyonlarda yayımlatmışlar...
Tabii bilmiyoruz. Olaylar 'patolojik' midir, yoksa komplo sonucu mu? Komplo sonucuysa, komplocular kim? Bir soruşturma açılsa da öğrensek...
(Ama o soruşturmayı isteyen de yok... Ne 216'ıncı maddeye göre soruşturma açabilecek olan savcılar harekete geçti şimdiye kadar, ne de bu durumdan rahatsız olan milliyetçiler bunu şikâyet etti.)
Ama biz o örnekleri bir yana bırakalım. Konuya siyaset açısından bakmaya devam edelim. Zaten benim, asıl anlayabilmek istediğim şey de, konunun bu yanıyla ilgili...
***
Evet, yaklaşan seçimler öncesinde, gündemin ön sırasındaki kavramlar onlar: İslamcılık, veya onunla birlikte anılan Türk-İslam sentezi, milliyetçilik, ulusalcılık...
Birçok yorumcu, bu tabloya bakarak, seçim tartışmalarının o kavramlar etrafında geçeceğini tahmin ediyor.
Kavramların temsilcilerini sıralarken de, İslamcılık ve Türk İslam sentezciliğinin yanına AKP'yi, milliyetçiliğin yanına MHP'yi koyduktan sonra, ulusalcılığın yanına da, -301 savunuculuğu başta olmak üzere- şimdiye kadarki bazı söylemlerine bakarak CHP'yi koyuyor.
Tabii, diğer partiler de var. AKP'den daha İslamcı sayılan Saadet Partisi, AKP'yle MHP arasında yer aldığı düşünülen Büyük Birlik Partisi, MHP'ye yakın tavırları olan Genç Parti... Ayrıca, orta sağdaki DYP,
ANAP... Ve CHP'nin dışındaki orta sol veya sol partiler: DSP, SHP, ÖDP...
Yorumcular, 'yüzde 10 baraj' gerçeği karşısında onların durumuyla fazla meşgul görünmüyorlar. Gerçi DYP'nin barajı geçmesi ihtimali üzerinde duruluyor ama, onun politikasının da bu 'İslam, Türk-İslam, milliyetçi, ulusalcı' kavramlarından birinde veya ikisi arasında yer tutabileceğinden söz ediliyor.
***
Yani, seçim tartışmalarında, o sözcüklerin dışında bir 'siyasi çizgi' sözcüğünün yeri yokmuş gibi görünüyor önümüzdeki seçim kampanyasında...
Benim merak ettiğim de şu:
Hemen tüm demokratik ülkelerin siyaset hayatında bir de başka kavram var: 'Sosyal demokrasi...' Bizde de vardı... Bu defa o da mı, bu tablonun dışında kalacak?..
Sosyal demokrasiyi ülkemiz siyasetine sokan, onun uluslararası örgütü Sosyalist Enternasyonal'in üyesi olan Cumhuriyet Halk Partisi, bu defaki söylemlerini, şimdiye kadarkilerle sınırlı mı tutacak?..
Siyasal yelpazedeki yerinin sadece 'ulusalcı' olarak gösterilmesini yeterli mi görecek?..
Dileriz öyle olmaz.
Bu konuya bir başka yazıda devam edeceğim.