Necip Fazıl Kısakürek ve Tayyip Erdoğan

Başbakan'ın Kısakürek'in 'Gençliğe Hitabe'sinden alıntı yapması onun şairliğine hayranlığından mıdır, görüşlerine inanmasından mıdır?

Başbakan Erdoğan’ın AKP’nin İstanbul’daki gençlik toplantısına canlı yayından gönderdiği ‘hitabe’deki o ifade ilginçti:
“Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, KİNİNİN, kalbinin davacısı bir gençlik istiyorum.”
Başbakan’ın daha önce de ifade ettiği ‘dindar bir gençlik yetiştirme’ hedefinin neden olduğu tartışmalar, malûm:
Sorular var: “Daha önce yetişen nesiller Müslüman değil mi?..” “Öyle ise, nasıl oluyor da, milletimizin yüzde 99’u Müslümandır diyebiliyoruz?”
Yorumlar var: “Başbakan dindarlık derken kendi din anlayışını ve yaşam tarzını kastediyor. Yeni nesilleri de buna uydurmak istiyor...” “Zaten 4+4+4 diye hazırlanan projenin hedefi de öyle...”
Bu sorular ve yorumlar da gündemde... Ama onları bir kenara bırakalım... Benim o hitabeyi dinlediğimde aklıma takılan kelime, o hitabedeki ‘kin’ kelimesi. O kelimenin anlamı ne?.. ‘Dininin, beyninin, evinin davacısı’ derken, bunlarla kafiyeli olarak bir de ‘kininin davacısı olan gençlik istiyorum’ ne demek?..
Hangi nedenle, kime veya kimlere karşı ‘kin’ duyması ve o ‘kinin davacısı’ olması gerekiyor gençliğin?..
Bu soru, tabii, benim gibi başka gazete yazarlarının da aklına gelmiş. Dünkü bazı gazeteler de belirtmişler: ‘Kin’in sözlüklerdeki karşılıkları hoş şeyler değil. ‘Düşmanlık’, ‘garez’, ‘öç alma isteği’...
Ayrıca, kinin, kindarlığın ne kadar kötü şeyler olduğunu belirten birçok özdeyiş de var.
Sözlükler bir yana, bugün başkalarına ‘kin’ duymanın ve bunu başkalarına telkin etmenin tehlikeli bir şey olduğu, Ceza Kanunumuz’da da yazılı (Madde 216). ‘Halkın bir kesimini diğer bir kesimin aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme’ diye bir suç var. Bunu yapan, belirli hallerde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına çarptırılabiliyor.
Fakat gene de, bırakalım hepsini... Sözlükleri, özdeyişleri, kanunları... ‘Kin’in ve ‘kindar’ olmanın, bugünkü etik gelenekler içinde, başkalarına tavsiye edilecek yanı var mı?..
Veya kendi kendimize şu soruyu soralım:
Bugünkü medeni dünyada kim, çocuklarının kin duygularıyla yetiştirilip kindar bir insan olmasını ister?
Ve Başbakan, bütün bunları bilmez mi ki, AKP’li gençlere hitap ederken, onlardan ‘kinlerinin davacısı’ olmasını ister? 

***

‘Başbakan’ın hitabesi’ni dinlerken bunu merak etmiştim. Cevabını, ertesi günkü Sabah gazetesinin haberinden öğrendim. Meğer Başbakan, konuşmasının o bölümünü Necip Fazıl Kısakürek’e ait bir metinden almış. Haberde bu, şöyle anlatılıyor:
“Başbakan Erdoğan’ın kongre konuşması öncesindeki hazırlıkları kameraya yansıdı. Erdoğan, ‘Yardımcım’ dediği kızı Sümeyye Erdoğan’dan Necip Fazıl Kısakürek’in ‘Çile’ kitabını istedi. Erdoğan, ‘Kızım aşağıdan şu Çile’yi getirsen de üstadın o gençlik şeyi var ya’ dedi. Sümeyye Erdoğan da babasına, ‘Gençliğe Hitabe mi?’ diye sordu. Erdoğan’ın ‘Evet’ demesi üzerine, Sümeyye Erdoğan kitabı babasına getirdi.” 

***

Başbakan Erdoğan’ın Necip Fazıl Kısakürek’e olan hayranlığı malûm. Bunu her fırsatta ortaya koyar.
Rahmetli Kısakürek’in (1904-1983) edebiyatımızın önemli şairlerinden biri olduğu muhakkak. Bunun yanında, bugün ‘siyasi İslam’ denilen akımın Cumhuriyet dönemindeki öncü yazarlarındandır.
‘Sahibi ve başmuharriri’ olduğu Büyük Doğu dergisi, özellikle Demokrat Parti’nin -1950’de- iktidara gelmesinden sonra, o akımın sözcüsü gibiydi. Artık yaklaştığını belirttiği ‘İslam inkîlabı’nın ilkelerinin neler olacağını anlatıyordu.
Kısakürek o yoldaki görüşlerini açıklamak için ayrıca cemiyetler kuruyor, kitaplar yayınlıyor, konferanslar veriyordu.
Anlaşılıyor ki, Başbakan’ın AKP’nin İstanbul’daki gençlik toplantısı için hazırladığı hitabede Necip Fazıl Kısakürek’ten yaptığı alıntının kaynağı, 1975 yılında verdiği bir konferanstır.
Ben geçmişte, Necip Fazıl’ın tüm şiirleri ve bazı kitaplarını okumuştum. O konferansı da bir kitabında yayınlamış ama kitabı görmemişim. Bu defa metnini bulup okudum. Başlığı ‘Gençliğe Hitabe’...
Bir tarih yorumuyla başlıyor.
1) “Devlet ve milletimizin 7 asırlık hayatında dört devre” diye nitelediği ‘devre’lerden birincisi, Osmanlı Devleti’nin yükselme dönemi. Onu ‘iki buçuk asır’lık bir ‘aşk, vecd, fetih ve hakimiyet’ dönemi diye niteliyor.
2) Daha sonraki ‘üç asırlık’ duraklama ve gerileme dönemi için kullandığı kelimeler ‘sefalet ve hezimet’...
3) Sonra Tanzimat ve ıslahat hareketlerini de kapsayan ‘bir asırlık’ üçüncü dönem... Necip Fazıl’ın deyimiyle ‘cüce taklitçilere ve batı dünyasına esaret’ dönemi...
4) En sonrası ise, Kısakürek’in ‘Son yarım asır’ dediği Cumhuriyet dönemi... Konferans 1970’li yıllarda verilmiş. Demek ki, onun hesabıyla 1920’lerden başlıyor. Onun özellikleri de, ‘gençliğe hitabe’ yazarına göre şunlar:
“İşgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, madde planında kurtarıldıktan sonra ruh planında ebedi helâke (mahvolmaya, ölüme) mahkûmiyet.”
Necip Fazıl Kısakürek’e göre, o dördüncü bir dönemin bir adı da, ‘öldürücü küfür’ dönemi. ‘Küfür’, malûm, dinsizlik, imansızlık anlamına da geliyor.
İşte ‘devleti ve millet’i o dönemden kurtaracak güç, Kısakürek’in anlatımıyla, “Beşinci devrenin kapısı önünde nur infilakı yeni bir şafak fışkırışını gözleyen bir gençlik...”
Necip Fazıl –dilin Türkçeleşmesi hareketine de dolaylı bir laf atarak- o gençliğin, günü gelince ayakta duran her şeyi devireceğini ve o ‘küfür’ döneminin sorumlularına bir soru soracağını bildiriyor. Şu cümleyle:
“Gökleri çökertecek ve –son moda kurbağa diliyle- bütün <dikey>leri <yatay> hale getirecek bir çığlık kopararak <Mukaddes emaneti ne yaptınız?> diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik...”
Başbakan Erdoğan’ın alıntıladığı o cümle, işte bu cümlenin tam arkasından geliyor:
“Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, kalbinin davacısı bir gençlik...”
Dava, işte o dava... Kısakürek’in ‘işgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle (...) ruh planında ebedi helâke mahkûmiyet’ halinin ve ‘öldürücü küfür’ döneminin sorumlularına karşı yürütülen ve 90 yıldır bitmeyen dâvâ. İddianamesinde din, dil, beyin, ilim, ırz, ev, kalp gibi unsurlardan söz ediliyor. Ama bir de ‘kin’ var ki, o da sözlüklerde de yazılı olduğu gibi ‘öç alma’ hesabı içeriyor.
Hepsi bitmedi, ‘Gençliğe Hitabe’nin geri kalanı da var. Necip Fazıl, hitap ettiği gençlikten daha neler bekliyor? Onları da öğrenmek isteyenler Kısakürek’in ‘Gençliğe Hitabe’ metnini internetten bulup görebilirler. Hatta, sesli olarak da dinleyebilirler. Metni “Hitabeler” adındaki kitabında da var. (Sayfa 235) 

***

Tabii şu var: Necip Fazıl Kısakürek, ‘siyasal İslam’a ideoloji oluşturmaya çalışsa da, aslında bir edebiyat adamıydı. Şairdi. Duyguları, heyecanları, kızgınlıkları ön plandaydı. Böyle şeyler konuşması ve yazması anlayışla karşılanabilir. Ama bir ülkenin Başbakan’ı olarak sayın Erdoğan’ın ‘böyle şeyler’i, kendi ‘gençliğe hitabe’sine esas almasına ne denilebilir?
Bunu, Necip Fazıl’ın şairliğine, edebiyatçılığına duyduğu hayranlığın sonucu olarak mı yapıyor? Yoksa rahmetli Kısakürek’in siyasi ve ideolojik değerlendirmelerini isabetli bulduğundan mı yapıyor?
Eğer bu iki ihtimalden ikincisi doğruysa, Allah ülkemizin tüm vatandaşlarının yardımcısı olsun.