Okyanusya gezisi haberleri

Bir devlet adamı, bir başka ülkeyi niçin ziyaret eder?.. O ülkenin devlet adamlarıyla görüşür... Onuruna verilen yemekleri kabul eder...

Bir devlet adamı, bir başka ülkeyi niçin ziyaret eder?.. O ülkenin devlet adamlarıyla görüşür... Onuruna verilen yemekleri kabul eder... Düzenlenen gezi programlarına katılır?.. Niçin?..
Herhalde ülkesinin o ülkeyle ilişkilerini eskisinden daha iyi hale getirmek için... Ülkesi hakkında iyi izlenimler bırakmak için... Öyle değil mi?..
Başbakanımızın Danimarka ziyaretinin bunun tam tersine sonuç verdiğini, Türkiye'nin Danimarka'yla ilişkilerinin eskisine göre kötüleştiğini, örnekleriyle anlatmıştık.
Şimdi Yeni Zelanda ve Avustralya ziyaretleriyle ilgili haberleri, yazıları izliyoruz. Yeni Zelanda'da çok şükür, Danimarka'daki gibi bir sonuç ortaya çıkmadı.
Peki, iki ülke arasındaki ilişkileri eskisinden daha iyi hale getirecek bir gelişme oldu mu? Medyamızda onun işaretlerini göremedik. Ama, belki olmuştur da gazetelere, televizyonlara yansımamıştır. Çünkü şöyle bir durum var: Başbakan, bu ziyareti, eşi, beraberindeki bakanlar ve eşleriyle birlikte ayrı bir uçakta yapıyor. Onu izleyen gazeteciler, işadamlarıyla birlikte ayrı bir uçağa biniyorlar. Bu, gazetecilerin Başbakan'ın temasları hakkında bilgi edinmelerini daha da güçleştiriyor.
Hatta, gazetecilerin, bazen son dakika sürprizleriyle karşı karşıya kaldığı da anlaşılıyor. Dünkü bazı gazetelere yansıyan bir 'son dakika' haberi bunun örneğiydi. Metni şuydu:
"Erdoğan, gezi programında sürpriz bir son dakika değişikliği yaparak Avustralya'ya gidişini bir gün öne aldı. 50 kişilik resmi heyet, dün akşam ANA uçağıyla Melbourne'e geçerken, işadamları ile gazeteciler Christchurch'da kaldı. Bu program değişikliği üzerine Başbakanlık, resmi heyet için hem Christchurch'da, hem Melbourne'de iki ayrı otele ücret ödemek sorunda kaldı."
Bu haberde yer alan 'son dakika değişikliği'nin çifte otel ücretinden- daha önemli tarafı, tabii, 'neden'i... Yani, hangi nedenin sonucu olduğu...
Bir resmi ziyaret programının böyle birdenbire değiştirilmesi, sık rastlanan bir şey değildir. Uğurlama ve karşılama seremonilerinden başlayarak, önceden planlanmış protokol işlerini altüst eder. Ama gazeteciler, bu son dakika değişikliğinin 'neden'ini, -en azından 'son dakika' sırasında- saptayamamışlardır. Belki dün yazıp bugünkü gazetelere yetiştirmiş olabilirler. Ama ben bu yazıyı yazana kadar gelen haberlerden hâlâ öğrenememiştim.
* * *
Başbakan'ın Yeni Zelanda ve Avustralya gezisinin Türkiye'den bu ülkelere başbakan düzeyindeki ilk gezi olduğu belirtiliyor.
Bu, tabii, doğru. Ama şunu unutanlar var. Türkiye'de o ülkelere, daha yüksek düzeydeki bir gezi, bundan 14 yıl önce Turgut Özal tarafından yapılmıştı. Gezi düzeyinin yüksek olması, Özal'ın artık başbakanlığı bırakıp cumhurbaşkanlığına geçmiş olmasındandı.
Ben o geziye katılan basın mensupları arasındaydım. Birçok işadamıyla birlikte hepimiz Cumhurbaşkanı'nın uçağındaydık. Gezi sırasındaki programların uygulanışında da her şeyi yakından izliyorduk.
Özal'ın Yeni Zelandalılar ve Avustralyalılara verdiği mesajlardan biri şuydu (o zaman gezi sırasında Milliyet'te çıkan yazılarımdan özetliyorum):
"Birbirimizden hayli uzak ülkeleriz ama, iki ülkenin yararına olarak birlikte yapacağımız işler var. Siz ihracatınızı artırmak için çırpınıyorsunuz. Türkiye sizin bu çabalarınıza en fazla katkıda bulunabilecek ülkedir. Siz daha fazla hammadde satıyorsunuz. Yün, et, süt, kömür ve öteki madenler... Bunlar taşınması güç, hacimleri büyük olan maddelerdir. Avrupa ülkelerine yapacağımız bir 'ara yer'e ihtiyacınız var. Mallarınızı büyük gemilerle getirip orada depolayabilirsiniz. Sonra da, fiyat konjonktürünü kollayıp pazarlığınızı yaparak, en müsait şartlarla satabilirsiniz. Sattığınız yere daha küçük gemilerle veya TIR'larla, parti parti yollayabilirsiniz. Böyle bir 'ara yer' işlevini en iyi yapabilecek ülke Türkiye'dir. Hem demokratiktir, hem siyasal istikrarı vardır, hem de, İskenderun gibi büyük gemilerin yanaşmasına müsait serbest binaları ve depolama imkânları vardır."
Bu öneri hayli ilgi çekmişti. Avustralya ve Yeni Zelanda gazetelerine yansımıştı.
Özal buna ek olarak, Avustralya ve Yeni Zelanda firmalarının Türk firmalarıyla ortak olarak yapabileceği ticaret alanlarını sıralıyordu. Türkiye'nin turizm ülkesi olarak önemini vurguluyordu. Şakaya getirip "ANZAK'ları artık biz davet ediyoruz. Sadece Çanakkale'ye değil, Antalya'ya gelsinler" diyordu.
ANZAK, malûm, Birinci Dünya Savaşı'nda bizim Çanakkale Boğazı'nı işgal etmeye gelip yenilgiye uğrayan Avustralya ve Yeni Zelanda askerlerinin ortak adı... Büyük bir kısmı savaş sırasında ölmüş. Gelibolu'daki mezarlarında yatıyorlar.
Zaman içinde artık, iki ülke arasındaki savaşın değil, barışın simgesi olmuşlar. Yakınları, her yıl Gelibolu'da yapılan törenlere katılıyorlar... Özal, sadece onları değil tüm Avustralyalılar ve Yeni Zelandalıları, tatillerini Türkiye'de geçirmeye davet ediyordu. Bunun itici gücü olarak da, iki tarafın firmalarının turistik alanda işbirliği yapmaları konusunda öneriler oluşturuyordu.
Geziye katılan işadamlarıyla Avustralyalıları bir araya getiriyor, onlara "Hadi bakalım sıra sizde... Siz de bir şeyler düşünün, bir şeyler yapın" diyordu.
Gezinin işlevi de zaten oydu. İşbirliği imkânlarını ve hedeflerini belirleyip, iki tarafın işadamlarının o hedeflere yönelmesini teşvik etmek...
Bunun, hizmet sektörü başta olmak üzere Türkiye'nin önüne yeni gelir, istihdam ve döviz imkânları çıkaracağını düşünüyordu.
* * *
Özal'ın başlattığı bu politikanın arkası nasıl geldi, sonraki yıllarda izleyemedim.
Erdoğan'ın şimdiki gezisindeki temaslarda, 14 yıl önceki o gezide konuşulan konular ele alındı mı? O zamanki girişimlerin sonuçları gözden geçirilip yeni öneriler oluşturuldu mu?.. Basında bu soruların cevabına, en azından bugüne kadar rastlayamadım.
Geziden Hürriyet'in manşetine yansıyan bir haber, Başbakan'ın, Yeni Zelanda Başbakanı'nın yat turundaki bir yemeğin protokolünü değiştirmesiydi.
Başbakan Helen Clark ve eşi, Başbakan ve eşine yemek verirken üç-dört masalı bir düzen kurmuşlar. Kendi masalarına Erdoğan'la eşini almışlar. Bakanları ve eşlerini, diğer Avustralyalılarla ayrı masalara dağıtmışlar. Erdoğan buna itiraz edip bakanlar ve eşlerinin de kendileriyle aynı masada oturmasını istemiş, masalar birleştirilmiş. Yeni Zelanda'nın kadın Başbakanı Helen Clark, Erdoğan'ı karşısına almış. Eşi Peter Davis de Erdoğan'ın eşini sağına almış. Yani genel protokol kurallarını uygulamışlar. Bizim bakanlar ise, eşleriyle yan yana oturmayı tercih etmişler. Böylece genel protokole tam uymamakla birlikte, devlet erkânımızı ve eşlerini hep birlikte aynı masada gösteren bir fotoğraf ortaya çıkmış.
Yeni Zelanda gezisiyle ilgili olarak gazete manşetlerinde yer alan fotoğraflı haber ve yorumlardan biri buydu. Biri de Christchurch'daki Maorilerin geleneksel dansındaki kılıçlı dans ile burun tokuşturma töreniydi. (O ilginç bir törendi. Biz de Özal'ın gezisinde izlemiştik. Maoriler, danstan sonra bir de şarkı söylüyorlar. Âdettenmiş, konuk olarak bizim grubun da buna bir şarkıyla cevap vermeleri gerekirmiş. Biz de Özal'ın organizasyonuyla, bakanı, işadamı ve basın mensubuyla hep birlikte ayağa kalkıp bir şarkı söylemiştik. Hepimizin bildiği bir şarkı seçmek biraz güç olmuştu. Sonunda 'Üsküdar'a giderken'de anlaşmıştık.)
* * *
Evet, Başbakan sayın Erdoğan'ın gezisinde iki taraf arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi için neler konuşulduğunu, neler söylendiğini, medyadan henüz izleyemedik.
Dünkü televizyon haberleri arasında, bu yazı bitinceye kadar işitebildiğim tek haber, Başbakan'ın Melbourne'de 'türban' konusundaki sözleriydi. Bir konuşmasında o konuya değinmiş. Demiş ki:
"Türkiye'de türban konusunda bir uzlaşma vardır ama henüz parlamentoda yoktur. O sorunu da aşacağız."
Özetle: Yeni Zelanda'da masa düzeni değişikliği ve Maori dansları... Avustralya'da 'Türban sorunu'nu aşma hazırlığı... Oralarda ne olduğu hakkında bildiklerimiz henüz bunlardan ibaret... Dileriz, medyamız, biraz gecikmeyle de olsa, daha fazla bilgi edinme imkânını bulup bir bilanço çıkarır da, başka neler olduğunu öğreniriz.