'Olağandışılıklar zinciri'nin son halkası...

Her şey bir 'olağandışılık'lar zincirinin halkaları gibi. O halkaların olağandışılıklarına bu sütunlarda hep değinildi.

Her şey bir 'olağandışılık'lar zincirinin halkaları gibi. O halkaların olağandışılıklarına bu sütunlarda hep değinildi. Ama bugün kronolojik olarak, bir daha hatırlayalım.
***

  • 2002 seçimleri, yüzde 10 barajlı 'anormal' bir seçim sisteminin cilvesiyle, bir partiye, 'olağandışı' bir güç verdi. Yüzde 34 oranıyla AKP, Meclis'te yüzde 66 oy oranına yakın bir temsil olanağı elde etti.
  • Tarihteki bu gibi hallerde de benzerleri görülmüştür, bu bir 'dev aynası etkisi' yaptı... İktidar partisine, sahip olduğu gerçek oy gücünün çok üstünde bir güce sahip olduğu duygusunu verdi.
    O duygu içindeki hükümet, kendi kadrolarını bir 'ideolojik takım' gibi kurarken, o takımın içine, devletin -başta laiklik olmak üzere- temel ilkelerine karşı mücadele ettiğini gizlemeyen kimseleri de aldı.
    Anayasa'nın ve siyaset geleneklerinin gereği olarak, hükümetin ve Meclis'in yetkilerini sınırlayan ne kadar kurum varsa, onların yetkilerini de, önüne çıkarılmış haksız engeller olarak görmeye başladı...
    Cumhurbaşkanı'nın, Anayasa Mahkemesi'nin, Danıştay'ın, YÖK'ün yetkileri dahil...
    İktidar sözcülerinin bazılarının söylemleri, o kurumları ve benzerlerini 'hasım' sayıyor gibiydi.
    Bazen, o kurumların yetkilerini ellerinden almaktan söz ediyorlardı.
    Bazen de o kurumları kendi çok yakın yandaşlarının yönetimi altına almaya çalışıyorlardı.
  • Cumhurbaşkanı adayının seçiminde aynı anlayışı taşıdıklarını gösterdiler.
    Anayasa Mahkemesi gibi, iktidarın yasama faaliyetlerini denetleyen bir kurum dahil, belirli kurumların üyelerini belirleme yetkisini kazanacak olan cumhurbaşkanı adayını, o anlayışla saptadıkları izlenimini verdiler.
  • Ayrıca, cumhurbaşkanı adayını saptama yetkisini, AKP'nin yetkili organlarınca, 'tek seçici' olarak AKP Genel Başkanı'na verdiler.
    Bunun son dakikaya kadar saklı tutulması ve üzerinde tartışılması olanağının daraltılması gibi, ciddi demokrasilerde benzeri görülmemiş 'olağandışı' metotlar uyguladılar.
  • Sonra da seçim, gene 'olağandışı' ve çok tartışmalı bir gelişmeyle ana muhalefet partisi tarafından Anayasa Mahkemesi'ne intikal ettirildi. Halk deyimiyle 'mahkemelik' oldu. Mahkemenin kararını bekleme sürecine girildi.
  • Ve nihayet, önceki gece saat 23.15'te Genelkurmay'ın internet sitesinden yayımlanan 'olağandışı' açıklama ortaya çıktı. O da bu tartışmaya bir 'asker katkısı' ekledi...
    İş, böylece, daha da kaygı verici hale geldi...
    ***
    Şimdi, butün 'olağandışılıklar' zincirine bundan sonra da başka
    'olağandışı' halkalar eklenecek mi? Belli değil.
    Ama belli olan şu:
    Bütün bunlar demokrasimize ve dolayısıyla ülkemize büyük zararlar veriyor. Bu zararların önlenmesinin çaresi, bir an önce bulunmalıdır.
    Siyaset hayatımızdaki bütün bu olağandışılıkları ortadan kaldırmak için, ilgili herkes arasında çok hızlı ve yoğun bir görüşme süreci başlatılmalıdır.
    Bu sürece, Cumhurbaşkanı ve siyasi partiler liderleriyle birlikte, ilgili herkes katkıda bulunmalıdır.
    Ortadaki tartışma konularını sert polemiklerle tırmandırmanın, sorunun çözümüne katkısı olamaz. Tüm sorumluların kamuoyu önündeki konuşmalarında buna dikkat etmelerinde sayılamayacak kadar fayda vardır.
    Hedef demokratik rejimimizin işleyişini tüm 'anormallik'lerden kurtarıp normalleştirmektir.
    ***
    Dün belirttik: Bundan sonraki gelişmeler nasıl olursa olsun, önümüzde bir genel seçim var. Anayasa Mahkemesi, Abdullah Gül'ün aday olduğu seçim turlarını ister durdursun, ister onların önünü açsın, genel seçim hazırlığı dönemi, fiilen başlamıştır.
    Ama ya önümüzdeki ağustosta, ya da en geç 4 Kasım'da yapılacak o seçimin sisteminin de 'olağandışı' unsurlar içerdiği unutulmamalıdır.
    Bunlardan biri, başta da belirttik, başka hiçbir demokratik ülkede benzeri görülmemiş olan o 'yüzde 10' barajıdır.
    Bir başkası, o baraja ek olarak konulmuş olan 'partilerin seçimde işbirliği yapması yasağı'dır. İkisi de 'olağandışı'dır, antidemokratiktir...
    Ayrıca, bunlar, bu yazının başından beri anlatmaya çalıştığımız olumsuzlukların temel nedenleridir.
    Bunlar, seçime geçilmeden önce birkaç maddelik kanun değişiklikleriyle düzeltilebilir.
    Tabii, biliyoruz, Meclis'te çoğunlukta bulunan partiler, 'yüzde 10 barajı'ndan da, 'ittifak yasağı'ndan da şikâyetçi değiller. Hatta onlardan memnunlar.
    O sayededir ki, bugün, Meclis'te, seçmenden aldıkları oyun çok üstünde bir
    oranla temsil ediliyorlar. O imkânı kaybetmek istemezler...
    Fakat bugün içinde bulunduğumuz durumda, bu konunun da, en azından görüşme masasına getirilmesi gerekir.
    Belki, bazı başka konularla birlikte 'kısmi iyileştirmeler'i içeren bir 'olağanlaştırma reformu' paketi üzerinde uzlaşma aranabilir.
    Öyle bir 'yasa paketi' için bir uzlaşmaya varılamasa bile, hiç olmazsa, önümüzdeki genel seçimin, rejimi yıpratıcı bir hava içinde geçmemesi için, bazı kurallar üzerinde anlaşılabilir.
    Çünkü şu görülüyor:
    Seçim, iki-üç ay içinde de yapılsa, kasımda da yapılsa, o vakte kadar geçecek sürenin, gerginliklerden azaltılması ihtiyacı ortaya çıkacaktır.
    Açıklamada yer alan gösteriler
    Genelkurmay sitesindeki açıklamanın en somut konularından biri, son 23 Nisan Çocuk Bayramı'na yakın günlerde çocukların katılımıyla düzenlenen gösteriler... Bunlar, devlet organları ve binaları kullanılarak kamu görevlileri tarafından desteklenmişti. Biri, Şanlıurfa'da 'Kutlu Doğum Konferansı' adıyla 'Atatürk Kültür Salonu'nda düzenlenen konferansta
    5-12 yaşlarındaki çocuklara dini kıyafetler içinde ilahi okutulmasıydı (üstte). Gösterinin dinleyicileri de salona 'kadın-erkek' ayırımıyla ayrı kapılardan alınmışlardı (ortada). Açıklamada bu gösterinin '23 Nisan'a alternatif' olarak düzenlendiği bildiriliyordu. Atatürk ve Türk bayraklarının yerlerinden indirilmek istendiğine de değiniliyordu.
    Bir başka gösteri Denizli'de, gene 'Kutlu Doğum Haftası' nedeniyle, İl Müftülüğü ile Denizli Belediyesi tarafından bir okul salonunda sahneye konulmuştu (altta). Genelkurmay, bu gösteriye yapılan kamusal katkıları da eleştiriyor ve bunun 'yetkili kurumlar'a bildirildiği halde, önleyici bir tedbir alınmadığını belirtiyordu.