Onur Öymen'le görüş farkımız

Kuzenimle aramda 'Hepimiz Ermeni'yiz' sloganı üzerine bir görüş farkı olduğu doğru.

Ta Nea'nın "Hepimiz Türk'üz" diyen başlığından da çok memnunduk

Referans gazetesinin dünkü manşetinde kuzenim Onur Öymen'le birlikte yer aldım. Manşetin konusu, gazetenin değerli genç yazarlarından Gökçe Aytulu'nun bir yazısı. Konu, başlıkta şöyle özetlenmiş:
'Hepimiz Ermeni'yiz' tartışması kuzen Öymenleri karşı karşıya getirdi."
Evet, kuzenimle aramda bu konuda bir görüş farkı var. Bu, bizi elbette 'karşı karşıya' getiremez. Bir tartışma konusu olabilir. Gerekirse o tartışmayı da yaparız.
Her zaman belirtirim: Bizim Öymen ailesinde bir 'aile içi demokrasi' geleneği vardır. (Dilerim partilerimizde de partiçi demokrasi geleneği var olsun).
***
Önce, konuya kendi bakışımı hatırlatayım:
Değerli okurlarım farkındadır. Daha önce de yazdım. Bir kere daha özetleyeyim. Bu sloganla ilgili bilgim ve görüşüm şu:
O slogan, felakete ve zulme uğrayan, güç durumda kalan insanlara karşı bir dayanışma jesti olarak kullanılan bir slogandır. En ünlü kullanılışı, ABD Başkanı John F. Kennedy'nin 1963'te Batı Berlin'e yaptığı ziyarette oldu.
Zaman Soğuk Savaş dönemiydi. Batı Berlin, Doğu Bloku ülkelerinin kuşatması altındaydı. Batı blokunun, Doğu bölgesi içindeki bir adası gibiydi. Etrafını Sovyetler Birliği'nin otoritesi altındaki Doğu Almanya güçleri çevirmişti. Kara ulaşımı zaman zaman kesintiye uğruyordu. Şehre giriş çıkış ancak üç hava koridorundan olabiliyordu.
Doğudan batıya geçmeye çalışanlara ateş açılıyordu. Birçoğu ölüyordu.
Kısacası: Çok güç durumdaydı Berlin halkı...
Kennedy, büyük güvenlik önlemleri altındaki hava koridorlarından geçerek gittiği Berlin halkına hem teselli, hem de moral vermek istiyordu. Bunun için düzenlenen büyük bir mitingde, eski Romalılara ait bir sözü yorumlayarak, Almancasıyla 'İch bin ein Berliner' dedi. Yani:
'Ben bir Berlinliyim'.
Bununla, sadece kendinin değil, başkanı olduğu Amerikalıların da, Berlinlilerin yanında olduğunu, onların dertlerini paylaştığını ifade etti.
(Tabii, bununla kendisini ve Amerikalıları Almanlaştırmak gibi bir amaç taşıdığını düşünen olmadı. Kennedy de, Amerikalılar da daha sonra hep Amerikalı olarak kaldılar.)
***
Bu söz ünlü oldu. O zamanki Batı Almanyalılar bunu hiç unutmadılar. Kennedy'nin aynı yıl bir cinayete kurban gitmesinden sonra da, Kennedy'yi hep o sözle birlikte hatırladılar. O sözü de, Kennedy'yle birlikte...
Sonra... Doğu Bloku çöktü. Batı ve Doğu Almanya birleşti. Fakat bu defa Birleşik Almanya, başka bir sorunla karşı karşıya kaldı. Bu, işsizliğin de körüklediği, yoğun bir yabancı düşmanlığı eğilimiydi...
Bu eğilim, önce bazı dergilerin yayınları, bazı grupların gösterileriyle başladı. Sonra, yabancılara karşı saldırılarla tırmandı. Daha sonra da cinayetler haline dönüştü. Bütün bu hareketlerin en fazla hedefi olan 'yabancı grubu' ise, doğal olarak Türklerdi. Çünkü, sayıları en fazla olanlar onlardı.
Almanya'da bu gelişmeye karşı halkın ve devletin tepkisini bir başka yazıda etrafıyla anlatmıştım (6 Şubat 2007)... Başta Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Başbakan, ana muhalefet partisi başkanı, parlamenterler, eyalet yöneticileri olmak üzere, 350 bin kişinin katıldığı büyük bir gösteri yapıldı. Bu toplantının sloganı, yabancı düşmanlığına karşı, Kennedy'nin sözünden esinlenerek kullanılan 'Ich bin ein Auslaender' (Ben bir yabancıyım) sloganıydı. (Fotoğraflarını yayımlamıştım.)
'Yabancı' denilince de en başta Türklerin kastedildiği belliydi. Çünkü en fazla saldırıya uğrayanlar onlardı.
(Bunu da, o sloganı atan Almanlar, Almanlığı bırakıp "yabancılaşmak" ve "Türkleşmek" istiyorlar diye yorumlayan olmadı. O Almanlar da hâlâ Alman...)
Bu slogan, Almanya'nın daha birçok şehrinde yapılan aynı yöndeki gösterilerde kullanıldı. Geceleri mum ışıklarıyla yapılan yürüyüşlerin de sloganı oldu.
Ayrıca Almanya'nın bazı sivil toplum kuruluşlarıyla özel şirketleri de aynı sözü, çeşitli şekillerde gazete ve dergi ilanı haline getirdiler. (Fotokopilerini yayımlamıştım.)
Bunu tabii, gerek Almanya'daki, gerek Türkiye'deki kamuoyu memnunlukla karşıladı. Gazetelerimiz, o sloganın fotoğrafını yayımladılar. Hürriyet gazetesi, fotoğraf altına attığı başlıkta, o sloganı şöyle yorumladı:
'Yalnız değiliz'.
***
Ben bu 'Ben bir yabancıyım' daha sonraki Möln ve Solingen kundaklamalarında ölen Türkler için yapılan törenlerde doğrudan doğruya, "Ben bir Türk'üm" diye kullanıldığını da hatırlıyorum.
Onur Öymen ile Referans'ın işaret ettiği ayrılığımız, galiba burada.
Onur Öymen, Solingen olayı sırasında Berlin'de büyükelçi olduğunu, "Ben bir Türk'üm" diye bir slogan işitmediğini söylüyor.
Ama Referans'ın sorusu üzerine şunları da söylemiş: "Hiçbir törende o sloganın atılmadığını söyleyemem. Çünkü hepsine katılmadım."
Onur Öymen böyle söylediğine göre, ben de bu konuyu 'atıldıydı atılmadıydı' meselesi yapmak istemem. Dönemin yerli ve yabancı gazete koleksiyonları karıştırılarak bunun da örneklerini bulmak ve fotokopilerini yayımlamak mümkündür.
Ama varsayalım ki, o fotokopileri bulamadık, bu, işin esasını değiştirir mi?
İşin esası, bir acı içinde veya bir zor durum karşısında kalan insanlara bir dayanışma ifadesi olarak söylenen ve 'biz de sizinleyiz' anlamına gelen bir sözün bugün ülkemizde, amacından tamamen farklı olarak yorumlanmasıdır. Bitip tükenmek bilmeyen polemiklerin konusu yapılmasıdır. Bir cenazeye katılanların o zamanki acıları içinde ifade etmeye çalıştıkları duyguların, onlar için çok insafsız suçlamaların hedefi getirilmesidir.
***
Sanıyorum ki, bu gereksiz ve yararsız (ve de iç barışımız açısından çok zararlı) tartışmalardan artık kurtulmak ve şu gerçeği bir kere daha hatırlatmak gerekiyor:
Biz Türkler, o slogan, bizim acılı zamanlarımızda -ister 'Türk', ister 'yabancı' tanımıyla olsun- bizim için kullanılınca, onu 'yalnız değiliz' diye memnunlukla karşılıyoruz. Bir cinayet sonucu olarak öldürülen bir vatandaşımızın cenazesinin ardından Ermeniler için kullanılınca, ona nasıl şüpheyle bakabiliriz?
O sloganı kullanmayı nasıl 'suç' gibi görüp, bunu yazanları suçlayabiliriz?
Böyle bir 'çifte standart' ulusumuzun hasletlerine yakışır mı?
***
Buna bir şey daha ekleyeyim:
Almanya bir yana... Ülkemizin 1999 yılının 10 Ağustos'unda yaşadığı büyük deprem felaketini hatırlayalım. O felaket üzerine Yunan gazetelerinin başlıkları arasında da vardı o slogan...
Ülkemizde artık bilinen şeyleri de kanıtıyla ortaya koymak gerekiyor ki, 'öyle şey yok' diye reddedilmesinler... İşte, yukarıda, 'Yunanistan'ın tirajca en büyük gazetesi TA NEA'nın 20 Ağustos 1999 tarihli yazısının başlığı:
'Hepimiz Türk'üz'...
Ve Mihalis Mitos imzalı yazının son cümleleri:
"Bu kadar acı, bu kadar gözyaşı, bu kadar yas karşısında etkilenmeyen kimse bulunamaz. Hiçbir siyasi amaç Hepimiz Türk'üz. diye bağırmamıza engel olamaz."
TA NEA'nın bu yazısı o zaman Türk gazetelerinde takdirle karşılanmıştı. Türkiye'nin en yüksek tirajlı gazetesi Hürriyet de, Yunanistan'dan Türkiye'ye yapılan yardımlara teşekkür ederken, Yunanca "Çok teşekkürler dostum" başlığını atmıştı...
Evet, "Bizim için söylenirse memnun oluruz. Bizden başkası için söylenirse kızarız..."
Bu acayip durumdan artık kendimizi kurtarmalıyız...
Almanya'da sadece yabancı mı denildi, Türk denildi mi, denilmedi mi sorusu bir yana... Onu bir kenara koyuyorum. Ama bu gereği, değerli kuzenim Onur Öymen dahil, CHP'nin diğer yetkili kişilerinin de kabul edeceğini sanıyorum.


Solda, Yunanistan'ın en büyük gazetesi TA NEA'nın internetten alınan görüntüsü... Nihalis Mitos'un yazı başlığı: "İMASTE OLİ TOURKİ" (Hepimiz Türk'üz)... Ortada: Hürriyet'in Yunan yardımlarına Yunanca "Çok teşekkürler dostum" başlığıyla yaptığı jest. Sağda: Hürriyet'in Yunan basınının tutumunu özetleyen bir haberi...