Oy hesabı ve döviz hesabı

Muhafazakâr sağ politikacıların yıllar yılı puan toplamak için sarıldığı içki karşıtı kampanyalar, turizmciyi ürkütüyor.

İçki konusu gazetecilikte de hassas bir konudur, politikacılıkta da... İçkiden, içki içmekten fazla söz ederseniz veya içkiye konulan sınırlamalara karşı tutum alırsanız, adınız 'içkici'ye çıkar.
Laiklik-dincilik tartışmalarında laiklik karşıtları, bunu çok kullanırlar. Bu, geçmişte de öyleydi. Düşüncelerini beğenmedikleri ünlü yazarları 'rakıcıdır', 'şarapçıdır' diye 'damga'larlardı. Viskinin yaygınlaşmasından sonra bu yakıştırmalara 'viskici' sıfatını da eklemişlerdi.
Bunu niçin yapıyorlardı?
Hesapları belliydi: İslamî inanışa göre içki haram sayılırdı. 'İçkici' diye tanınanlar da, halkın geniş kesimlerine 'dini' açıdan 'kötü kişi' gibi gösterilmiş olurdu. Sadece 'dini' açıdan değil, 'ahlaki' açıdan da... Çünkü 'din' ile 'ahlak'ı eşdeğer sayan ve saydırmaya çalışan anlayışlar da hayli yaygındı.
Gerçi dini vecibelerini yerine getirmeye gayret eden Müslümanlar arasında da içki içenler, dünyanın hiçbir yerinde az değildi. Bunu Allah'ın bağışlayıcılığına güvenerek yaparlardı. Ama işte, bunu gazeteci gibi, politikacı gibi, kamuoyu önünde iddia sahibi olanlar yaparsa, onları Allah bağışlasa bile, bizdeki dinci kesimler bağışlamazdı.
Bunu, sadece, o yazarlara, politikacılara karşı değil, onların savunduğu 'laiklik' ilkesine karşı kullanabilecekleri en etkili silahlardan biri sayarlardı. Onları örnek göstererek (hatta bazen o örneklerin arasına Atatürk'ü de katarak) "laikliğin kurallarından biri içki içmektir" anlamında genellemeler yaparlardı.
Gerçi bu genellemelerin gerçekle ilgisi yoktu. Türkiye'deki basının veya siyasetin her kesimindeki gibi, laikliği savunan kesimi arasında da, içki içenler kadar içki içmeyenler de vardı.
Örnek: Laiklik konusundaki en duyarlı gazeteci-yazarlarımızdan biri, rahmetli Uğur Mumcu'ydu. Alçakça bir cinayet sonucunda aramızdan ayrılmasının nedeni de, belli ki, o konudaki yazıları ve kitaplarıydı. Ağzına içki koymazdı.
Politikacılar arasında da örneği çoktur. Benim tanıdıklarımın çok büyük bir kısmının içkiyle arası iyi değildir. En ünlüsü özellikle Meclis'teki Merve Kavakçı olayından sonra dinci kesimin büyük tepkisini çeken eski Başbakan Bülent Ecevit'ti. Hiç içki içmezdi.
Ama laiklikle içki içmeyi özdeş sayma genellemesi içine hepsi sokulurdu.
* * *
CHP milletvekili olarak, parlamentoda bulunduğum yıllarda sağ-muhafazakâr partilerden yakın arkadaşlarım vardı. Siyaset gündemine ne zaman bir içki tartışması girse, bana takılırlardı. Mesela, onların başkan çıkardığı belediyelerden biri, içki sınırlaması koymuş da, bizimkiler buna itiraz etmişse, derlerdi ki:
-"Eh artık işimiz iş. Siz şimdi başlayacaksınız içki savunmasına... Biz de diyeceğiz ki, bunların aklı fikri içkidedir..."
Bununla da kalamazlardı:
-"Tabii, türban meselesi de var... Onu da katıp diyeceğiz ki: Akılları hem içkidedir, hem de kadınların başlarını açtırmadadır."
İstediğiniz kadar anlatın, türbana değil, türbanın bir 'siyasal simge' olarak kullanılmasına ve zorla yaygınlaştırılmak istenmesine karşı olduğunuzu... Çocukların türban takmaya zorlanmasını da, içki sınırlamasını da, birer insan hakları konusu gibi gördüğünüzü...
Anlamak istemezlerdi. Veya anlamazlıktan gelirlerdi. Bu konunun kamuoyunda tartışılmasının bize değil, onlara puan kazandıracağını düşünürlerdi. Çünkü kendi söylediklerinin, halkın çoğunluğunun nabzına daha uygun olacağına inanıyorlardı.
Tabii, siyasette sadece bu gibi oy hesaplarıyla hareket edilmez. Her partinin ve her politikacının vazgeçmemesi gereken değerler vardır. Partilerin ve politikacıların bir görevi de, o değerlerin doğru olduğunu halka anlatmaya çalışmaktır. Onlar o hesabı sürdürürken, biz de o görevimizi sürdürüyorduk.
* * *
AKP'lilerin önemli bir kısmında bugün de aynı hesabı yapanlar bulunduğu bellidir. "Ne derlerse desinler. Biz bildiğimiz yolda devam edelim. Bu bize puan kazandırır. Çünkü halkın çoğunluğu içki içmez" diyenler...
Bu hesaba itiraz edilemez. Bizim halkımızın çoğunluğunun içki içmediği doğrudur. Hele kadınlar arasında 'içmeyen' oranı çok daha yüksek olmalıdır. Aşağıda arkadaşım Murat Metinsoy'un Dünya Sağlık Örgütü'nün istatistiklerine dayanarak derlediği bir tablo var. Orada da görülüyor. Türkiye'de alkol tüketimi, başka birçok ülkeyle karşılaştırılamayacak kadar düşük.
Ama bu hesaba dayananların unuttuğu bir başka hesap var ki, anlattığım eski zamanlara göre, artık çok daha fazla önem kazandı. 'Cari açık' hesabı...
Geçen yazılarımın birinde de belirttim. Türkiye'nin dış ticaretinde ithalatıyla ihracatı arasındaki açık 40 milyar dolara ulaşırken, onun büyük kısmını (yaklaşık yarısını) kapatması beklenen tek döviz kaynağımız, şu sırada turizm.
Tabii, önemi sadece döviz kaynağı olmasında değil. Aynı zamanda büyük istihdam yaratmasında... Başta tarım ürünlerimiz olmak üzere birçok alandaki iç ticaretimizi ve hizmet sektörlerimizi teşvik etmesinde...
O ne olacak?.. "İçki sınırlaması bize puan kazandırır" diye hesap yapanlar, o hesap sonunda kaybedecekleri döviz, istihdam ve iç ticaret imkânlarını nasıl telafi edecekler?.. Ülke ekonomisinin o yüzden karşı karşıya kalabileceği tehlikeyi nasıl önleyecekler?..
O tehlikenin göstergeleri ise, şimdiden dünya basınına yansımaya başladı. Almanya'nın 4 milyon tirajlı Bild gazetesinin haberi geniş yankı uyandırdı. Aşağıda da, Reuters
Ajansı'nın, konuyla ilgili haberini yayınlıyoruz. Haberin ilk cümlesinde hükümetin 'alkol yasağı' haberlerini yalanladığı bildiriliyor.
Ama haberdeki, o konuyla ilgili diğer demeçler ve yorumlar, yalanlamaya duyulan güvenin o kadar yüksek olmadığını gösteriyor.
* * *
Bu yazıyı yazarken, Antalya'dan gelen haberler umut verici. Antalya'nın AKP'li belediye başkanının da karşı çıktığı sınırlama önerileri, İl Genel Meclisi'nde reddedildi. Ama bu, konunun birçok ilin ve ilçenin gündeminde olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor.
Reuters'in 'içki yasağı' haberi...
TÜRKİYE VE ALKOL: Türk hükümeti 'alkol yasağı'nı inkâr ediyor. Kararın Türkiye turizmine etkisi korkuttu. Gareth Jones, Ankara- 8 Aralık (Reuters)
Türkiye'deki İslami kökenli hükümet perşembe günü alkol tüketimini düzenlemeye yönelik aldığı tedbirleri savundu ve laik medyada yer alan hükümetin alkollü içkiyi yasaklamaya çalıştığı yolundaki iddiaları reddetti.
Fakat uzmanlar, Avrupa Birliği'ne üye adayı olan bir ülkede, alkole yönelik herhangi bir kısıtlamanın, Türkiye'nin kazanç kapısı olan turizm sektörüne zarar vereceği yolunda hükümeti uyardılar.
Konu Başbakan Tayyip
Erdoğan'ın Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile Türkiye'de orduya, üniversitelere, medyaya ve yargıya halen hâkim olan laik kesimler arasındaki derin güvensizliği de açığa çıkardı.
Hükümetin, belediye meclislerine konuyla ilgili bir yönetmelik göndermesi üzerine, AKP tarafından yönetilen belediyeler alkollü içkileri kendi kurumları tarafından işletilen restoranlarda ve kafelerde yasaklamaya başladı. Fakat Erdoğan vatandaşların özel kesim tarafından işletilen kurumlarda özgürce içki içebileceklerini belirtti.
Alkollü içki satışının sınırlandırılıp sınırlandırılamayacağı ve nasıl sınırlandırılması gerektiği konusundaki tartışmalar Antalya ve Kuşadası gibi turizm bölgelerine ve sayfiye yerlerine de yayılmış bulunuyor.
İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ise televizyonda yaptığı bir açıklamada, "Herhangi bir yasak söz konusu değil... Biz özgürlükleri savunan bir hükümetiz, yasakları değil" dedi.
Bakan, AKP'nin siyasi muhaliflerini, hükümetin amaçlarını çarpıtarak yorumlamakla suçladı.
Türkiye medyası ise, AKP'nin alkollü içki satma ruhsatına sahip işletmeleri, içki içmeyi caydıran bir girişimle, daha çok şehirlerin ve ilçelerin kenarlarında bulunan, özel olarak belirlenmiş bölgelerle sınırlandırmak istediğini bildirdi.
Bakan Aksu ise, bu tür bir yorumun yanlış olduğunu söyledi. Hükümetin yaptığı değişikliğin, sadece, içki ruhsatı verme yetkisinin valiler ya da diğer bürokratlar yerine, belediye meclislerine verilmesi anlamına geldiğini ifade etti.
Turizm tehlike altında mı?
Başkent Ankara'da ve Türkiye'nin iş merkezi olan İstanbul dahil birçok şehirde ve ilçede belediye meclislerinin AKP'nin elinde olması nedeniyle, hükümeti eleştirenler bu düzenlemenin, içki satış ruhsatı almayı zorlaştırabileceğinden korkuyorlar.
İslam'ın kutsal kitabı olan Kur'an, alkolü haram kılıyor.
Fakat, AKP herhangi bir İslamcı güdüye sahip olmadığını belirtiyor.
AKP, kendisinin, aile değerlerini korumayı amaçlayan muhafazakâr bir parti olduğunu iddia ediyor.
Almanya'daki Duisburg-Essen Üniversitesi'ndeki Türk Araştırmaları Merkezi'nin Müdürü Prof. Dr. Faruk Şen, AKP'nin alkolü sınırlandırarak yabancı turistleri ürküttüğünü söyledi.
Şen, "Turizm bölgesi olan Antalya, yakında bu yasak nedeniyle bir darbe yiyebilir" ifadesinde bulundu. Şen şöyle devam etti:
"Bu, Türkiye'nin turizmine, komşu ülke Irak'taki savaştan ve Kürt terörizminden daha büyük bir darbe vuracaktır. Bu türden bir yeniden İslamîleştirme politikası ile Türkiye, onu gelecekte bekleyen tüm fırsatlardan uzaklaştıracak bir kumar oynamaktadır."
Hükümetin bu kararını eleştirenler ayrıca, AKP hükümetinin vergileri yükseltmesi yüzünden, bira, şarap ve birçok alkollü içkinin, çoğu Avrupa ülkesine göre daha fakir olan Türkiye'de çok daha pahalı olduğuna işaret ediyorlar.
2005'in ilk 10 ayında, yaklaşık 20 milyon yabancı turist, uzun sahillerle nimetlendirilmiş, ılıman bir iklime sahip olan ve sayısız tarihi hazineyi barındıran Türkiye'yi ziyaret etti. Resmi verilere göre bu rakam, geçen yılın ilk 10 ayındaki turist sayısına göre yüzde 21'lik bir artışa işaret ediyor.
Turistler, ekonominin yüzde 10'unu yok eden 2001'deki ekonomik krizden bu yana toparlanan ülke için hayati olan döviz kaynağını sağlıyor.