Saat saat duruşma: İzleyici için 25 kişilik yer

<arabaslik>Van</arabaslik> Adliyesi önündeki hareketlilik sabah saat 08.00'de başladı. Salon ancak 25 izleyici alabilecek kapasitedeydi. Duruşmayı izleme imkânını bulan birkaç gazeteci arasındaydım. Mahkeme Başkanı'nın &quot;Oturarak konuşabilirsiniz&quot; dediği Aşkın yorgundu, ama sesi sakindi. Duruşma saat 20.15'te sona erdirildi.

Van Adliyesi önü... Saat 08.00... Gazeteciler toplanmış... Fotoğraf ve film çekecek olanlar binaya alınmayacaklarını zaten biliyorlar. Haber ve yazı yazmak için gelenler bina içine girebiliyorlar ama mahkeme salonuna girme konusunda o kadar umutlu değiller. Çünkü salonda dinleyicilere ayrılan yerler 25 kişilik. Bunun için yapılan düzenlemede de, tutuklu yakınlarıyla baro başkanlarına ve milletvekillerine öncelik verilmiş. Geriye kalan yerlere ne kadar basın mensubu sığabilecek, belli değil.
Fotoğrafsız gazetecilerle birlikte, başka şehirlerden gelen baro başkanları ve mensuplarıyla YÖK ve üniversitelerin temsilcileri, binanın alt katındaki koridorun sonundaki başvuru masası önünde başvurularını yapıyorlar ve bekliyorlar.
Saat 8:30'dan sonra hareketlenme başladı. Tutuksuz sanıklar geldi. Bir süre sonra da tutuklu sanık, Van Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın, jandarma kordonu altında kordondan geçirildi. Yanında doktoru vardı.
Aşkın zayıflamıştı. Yüzü solgun görünüyordu. Koridorun sonundaki kapıdan geçirilişi kolay olmadı. Kapı demirdi. Eni, tekerlekli sandalyenin eninden dardı. Aşkın indirildi. Kapıdan yürüyerek geçirildi. Tekerlekli sandalyeyle ilgili güçlüğün aşılması biraz zaman aldı. Sonra sorun, kapının pervazlarından -geçici olarak- çıkarılmasıyla çözüldü.
Mahkeme salonu, binanın beşinci katındaydı. Asansör yoktu. Yücel Aşkın'ın merdivenlerden tekerlekli sandalyesiyle taşınması gerekti.
* * *
Duruşmayı izleme imkânını bulan birkaç gazeteci arasında ben de vardım. Salondaki izlenimlerimi özetleyeyim:
Salon böyle bir dava için gerçekten dar. Fakat buna bir çare bulunması mutlaka gerekirdi. Özellikle gazetecilerin büyük kısmının duruşmayı izleyememesi, yargılamanın 'açık' olması gereğinin yeteri kadar yerine getirilmemesi sonucunu doğurdu.
Buna ek olarak salonda mikrofon tesisatı da yoktu. Mahkeme başkanıyla bazı avukatların, arka sıralardaki dinleyiciler tarafından duyulması çok güçtü.
3'üncü Ağır Ceza Mahkemesi heyeti saat 9:35'te yerini aldı. Başkan İlhan Kaya'ydı. Üyeler de Muharrem Kaya ve Ferhat Erbaş.
Savcılık makamında, iddianamede imzası olan Ferhat Sarıkaya değil, Sezgin Kanın bulunuyordu.
Savunma avukatlarının karşısında, davaya müdahil olarak katılma talebiyle gelmiş kişiler ve avukatları vardı. Avukatlar 11 müdahale talebi sahibinin vekâletini almıştı. Taleplerinin başlıca dayanağı da, müvekkillerinin, Yücel Aşkın'ın rektörlüğü sırasında fişlendiği hakkında iddianamede yer alan iddialardı. Başta eski Ziraat Fakültesi Profesörü Nurhan Akyüz olmak üzere, Van Üniversitesi'nin bazı eski mensupları talep sahipleri arasındaydı.
Mahkemenin, duruşmanın açılışından sonra ilk karara bağlamak durumunda olduğu konu buydu.
Başta Teoman Evren olmak üzere savunma avukatları böyle bir talebin yersiz olduğunu ve reddedilmesi gerektiğini söylediler. Özetle dediler ki:
"Bu davadaki iddianameye göre, zarara uğradığını iddia edebilecek olan iki müessese vardır. Biri üniversitedir, öteki de Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı... Onların böyle bir iddiası ve talebi yoktur. Buradaki zevat o iddiadadır. Ama iddianamede onların zarar gördüğüne dayanak oluşturabilecek bir şey yoktur. Fişleme iddiaları da devletin başka birimlerince oluşturulmuş raporlardan kaynaklanmaktadır."
Mahkeme heyeti bu görüşleri dinledikten sonra kendi arasında bir görüş alışverişi yaptı ve müdahale talebini oyçokluğuyla kabul etti.
Üyelerden Ferhat Erbaş karşı oy kullanarak bunu tutanaklara geçirdi. Müdahale talebine konu olan hususların yer aldığı iddianamenin hazırlık soruşturmasının tamamlanmamış olduğunu da belirterek talebin kabulü kararına karşı olduğunu açıkladı.
* * *
Müdahale talebinin kabulü üzerine, davanın, savcının dışında iki karşıt avukatlar grubunun tartışmasına sahne olacağı hemen anlaşıldı.
Müdahale talebinin kabulü kararını, müdahil avukatlarının hâkim üye Ferhat Erbaş'a karşı "redd-i hâkim" talebi izledi. Erbaş'ın daha önce, davanın açılışı sırasındaki mahkeme incelemesi sırasında alınan karara "karşı oy" verdiği, bunun da "ihsas-ı rey" anlamı taşıdığını öne sürüyorlardı.
Ferhat Erbaş o karşı oy yazısında görülmekte olan davanın "çete davası" halinde görülmesi talebine itiraz etmiş, sanık Yücel Aşkın'ın da tutuklu bulunmasına bir neden bulunmadığını belirtmişti. Müdahil avukatlara göre, hakim Erbaş, bununla davada taraf olduğunu belirtmiş oluyordu.
Sanık avukatları buna sırayla itiraz ettiler. Özetle dediler ki:
"Oybirliğiyle alınmayan bir kararda, karşı oy kullanan bir üye taraf sayılır ve "ihsas-ı rey" etmiş gibi gösterilirse, o karardaki çoğunluk oyunu kullanmış olan diğer üyelere de aynı gerekçeyle itiraz edilebilir. Onlar hakkında da o kararı beğenmeyenler, "redd-i hâkim" talebinde bulunabilirler.
Böyle bir mantık geçerli olamaz. Bu hakkın kötüye kullanılmasıdır. "Redd-i hâkim" talebinin reddedilmesi gerekir."
Hakkında "redd-i hâkim" talebinde bulunulan üye Ferhat Erbaş da, kendisinin karşı oy görüşlerinin davanın esasıyla ilgili olmadığını, usulle ilgili sorunlar üzerindeki görüşünü açıklamış bulunduğunu bildirdi. Ve talebin ilgili mahkemece görülmesini istedi.
Buna göre "redd-i hâkim" talebi 4'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüşülmek üzere o mahkemeye gönderildi. Duruşma öğleden sonraya bırakıldı.
* * *
Öğleden sonraki duruşmanın başlangıcında salona önce iki yargıç girdi. Ferhat Erbaş'ın yeri boş kaldı. Anlaşıldı ki, "redd-i hâkim" talebini alan 4'üncü Ağır Ceza Mahkemesi, talebi kabul etmişti. Buna göre Ferhat Erbaş Yücel Aşkın ve arkadaşlarını yargılayan 3'üncü Ağır Ceza Mahkemesi yargıçlığından ayrılmıştı. Yerine başka bir yargıç atanacak ve gelecekti.
Bir süre beklendikten sonra yeni yargıç geldi. Mahkeme Başkanı oturumu açtı. Durumu açıkladı. Başkanın sesi dinleyiciler ve basın sıralarında iyi duyulamadığı için 4'üncü Ağır Ceza Mahkemesi kararının içeriği anlaşılamadı. Yeni yargıç, 4'üncü Ağır Ceza Mahkemesi üyesi Vahit Baltacı'ydı.
Başkan, bundan sonra 235 sayfalık iddianameden bir özet yaptı ve Rektör Yücel Aşkın'ın "savunmaya esas olan sorgu"suna geçti. Aşkın ayağa kalktı.
Yüzü sabahki durumuna göre daha solgunlaşmıştı. Daha halsiz görünüyordu.
Mahkeme Başkanı "oturarak konuşabilirsiniz" dedi.
Aşkın oturarak konuştu. Sesi sakindi. Dinleyiciler sırasından da duyulabiliyordu. Önce şunu söyledi:
"Sayın Başkan, sağlık durumumun ne olacağını bilemediğim için, söyleyeceklerimi yazılı olarak hazırladım. Bunları size vereceğim. Burada sadece bazı noktalara değineceğim."
Sonra, kendisinin rektörlük görevine başlamasının 1999 Nisan'ında olduğunu hatırlattı. Kendisine yönelik ihbar mektuplarının iddianameye sokulduğunu belirterek, bunlarda üniversitenin 1999'a kadarki durumuna değinilmediğinin, 1999'dan sonrasının kötülendiğini söyledi. O ihbarların sorumlusu olan şahıslardan bazılarının görevli olduğu 1999'dan öncesinden bazı örnekler verdi.
Örneklerden biri, 1999 öncesinde üniversiteye görevli alınmasıyla ilgili bir gazete ilanıydı. İlanda, tarih bölümü ile Almanca bölümüne alınacak bir öğretim görevlisi için aranan şart "beden eğitimi dalında ihtisas görmüş olmak" diye yazılmıştı. Aynı şekilde kimya bölümüne alınacak görevli için konulan "genel biyoloji", sınıf öğretmeni için konulan "matematik" öğrenimi yapmış olmak gibi şartlardan, açık yerlere ataması yapılacak kişilerin önceden belli olduğu anlamı çıkıyordu.
Rektör Aşkın, verdiği bu ilan örneğinin, kendisine bugün suçlamalar yönelten bazı üniversite öğretim üyelerinin sorumluluğunu gösterdiğini, kendi döneminde, tüm işlemlerde yasalar dahilinde ve objektif hareket edildiğini söyledi. Zaten iddianamede yer alan ihbar yazılarındaki iddiaların hiçbir dayanağı olmadığını belirtti.
İddianamede kasalarında bulunduğu bildirilen evrakın, asıl evrakın fotokopileri olduğunu söyledi. "Kasalar zaten kendime zimmetlidir. Ve benim sorumluluğum altındadır. Onlarda evrakların asıllarını da bulundurabilirdim. Bu da bir suç oluşturmazdı. Ama, orada asıllar yoktu. Fotokopiler vardı. Bunu evrakı özel olarak sakladı diye yorumlayıp basına yansıttılar" dedi.
Buna şunları ekledi:
"Benim görev yaptığım dönemin büyük bir bölümü olağanüstü hâl dönemiydi. Benim bulunduğum gibi görevlerde bulunan her yöneticiye devletin bazı makamlarından raporlar geliyordu. Bana da YÖK'ten geliyordu, Jandarma Komutanlığı'ndan geliyordu.
Zaten, başlıklarına bakılınca görülecektir, nerelerden geldiği bellidir. Ama bunlar sanki benim fişleme yaptığımı gösteren fişlermiş gibi yansıtılmıştır.
Üstelik ben bunlara dayanarak, yasalara uygun olmayan hiçbir işlem yapmadım. Bunları da başka hiç kimseye duyurmadım. Çünkü bunlar gizliydi. Sadece ilgili yöneticilere bilgi ulaştırılması için hazırlanmıştı. Kanıtlara dayanmadığı sürece işlem konusu olmaları da gerekmezdi.
Ben ayrıca birlikte çalıştığım hiç kimsenin inanışlarını merak etmedim. Herkesle birlikte çalıştım. O raporlarda adı olan, fakat hakkında kesin bir suçlama olmayan herkesle uzun yıllar görev yaptım. Haklarındaki raporlar gizli kaldığı için, ben de bunları kimseye duyurmadığım için, onlar da bu bilgilerden zarar görmedi. Bunların duyurulması kasaların açılmasından sonradır. Bunda da benim sorumluluğum yoktur. Bunları yansıtanların sorumluluğu vardır."
Rektör Aşkın iddianamedeki ihaleye fesat karıştırma iddiaları için ise, ihalenin kendisinden önce yapıldığını, kendisi zamanındaki ek sözleşmelerin ise, uluslararası kredi kurumlarıyla Hazine Müsteşarlığı arasındaki bir anlaşmazlıktan çıkan sorunların giderilmesi için bir zorunluluk haline geldiğini söyledi. Bununla Hazine'nin ve üniversitenin zararının önlendiğini bildirdi.
* * *
Aşkın'ın sorgusundan sonra, avukatları müvekkillerinin sağlık durumu dolayısıyla duruşma dışına çıkmasına izin verilmesini istediler. Mahkeme bu isteği kabul etti. Aşkın salondan ayrıldı, hastaneye götürüldü.
Daha sonra diğer sanıkların sorgusuna geçildi.
5 sanığın sorgularının tamamlanmasından sonra, avukatlardın ve savcıların taleplerini saptayan mahkeme, duruşmaya ara verdi.
Aradan önce, Aşkın'ın avukatlarının tahliye taleplerine duruşma savcısı da katılmıştı. Ona göre de delillerin toplanması tamamlanmıştı. Aşkın'ın kaçması ihtimali hiç söz konusu olamazdı. Üstelik sağlık durumu tutukluluk halinin sona ermesini gerektiriyordu.
* * *
Ve saat 20.15... Mahkeme talepleri reddetti. Aşkın'ın tutukluluğunun devamına karar verdi. Diğer 4 sanığın sorgusunun yapılması için duruşmayı 29 Aralık'a erteledi.
Karar çoğunlukla alındı. Ferhat Erbaş'ın yerine gelen yargıç Erbaş gibi karşı oy kullandı. Fakat diğer iki üyenin oyu bu sonucu sağladı.
Savcının da tahliye talebine katılması, mahkemenin o talebi kabul etmesi beklentisini artırmıştı. Dinleyicilerin beklentileri boşa çıktı.