Şansölyeler ve AB yolumuz

Almanya'daki hükümetin kuruluşu, AB nedeniyle Almanlar kadar bizi de ilgilendiriyor.

Almanya'da yeni hükümetin kuruluşu, neredeyse Almanlar kadar bizi de ilgilendiriyor. Nedeni belli: Avrupa Birliği'nin hükümetleri
arasında, Türkiye'nin AB'ye üye olmasını isteyenlerin öncüsü, Sosyal Demokratların başbakanı Gerhard Schröder'in başkanlığındaki hükümetti.
Schröder hükümeti bir koalisyon hükümetiydi ama, o koalisyonun küçük ortağı 'Yeşiller' de, aynı politikayı izliyordu. Yeşillerin liderlerinden Joschka Fischer Dışişleri Bakanı'ydı. O da, Türkiye'nin Avrupa'ya girme yolunun mümkün olduğu kadar açılması için çalışmıştı.
Yani, koalisyonun iki kanadının da tutumu, Türkiye'nin isteklerinden yanaydı.
Şimdi o hükümet gidiyor. Yerine, Hıristiyan Demokrat Angela Merkel'in kuracağı 'büyük koalisyon' hükümeti geliyor.
51 yaşındaki, eski Doğu Alman rejimi altında yetişmiş, ama 1989'da
'duvar'ın yıkılışından sonra hızla 'demokrat'laşmış bir politikacı olan bayan Merkel, malûm, 18 Eylül'deki son seçimden önce, Türkiye'nin AB'ye tam üye olmasına kesin olarak karşı çıkan bir politikacıydı. Hıristiyan Demokratların Bavyera'daki kardeş partisinin lideri Edmund Stoiber'le birlikte "Türkiye ancak imtiyazlı ortak olabilir. Tam üye olamaz" diyordu.
Hele Bavyera'lı Stoiber... O bu konuda Merkel'den daha da keskin konuşuyordu. "Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği Alman çıkarlarına aykırıdır. Türkiye'nin AB üyeliğinden yana olanlar Schröder'i seçsin. Almanya'nın çıkarlarını düşünenler bizi seçsin" diye bir formül ortaya atmıştı. 18 Eylül'deki genel seçimi bir 'Türkiye referandumu' haline getirmek istemişti.
Merkel'in hayal kırıklığı
Merkel'le Stoiber'in Türkiye'yle ilgili politikaları kendilerine büyük bir kazanç getirmedi. İki politikacının da, partileriyle birlikte aldıkları oylar, beklentilerinin çok altında kaldı.
Seçim öncesinde yapılan anketlerin tahminleri de yanlış çıktı. Hıristiyan Demokratlar, genel seçimi, açık farkla kazanacakları sanılırken ancak ucu ucuna kazandılar. Öyle ki, aldıkları sonucu, birçok yorumcu, başarı değil, 'yenilgi' diye niteledi.
Yorumcular şu açıdan haklıydılar: Angela Merkel'in hedefi, seçimden önce anlaşma yaptığı Hür Demokratlarla birlikte hükümet kurmaktı. Ama, çıkardığı milletvekili sayısı, buna yetmemişti. Merkel'in Hür Demokratların yanına Yeşilleri de alıp bir hükümet kurma denemesi de sonuç vermeyince, Sosyal Demokratlarla bir 'büyük koalisyon'a razı olmaktan başka çaresi kalmadı.
Merkel bunda da şu güçlükle karşı karşıya kaldı: Sosyal Demokratlarla arasındaki milletvekili sayısı farkı çok azdı. 2 Ekim'deki erteleme seçiminden sonraki duruma göre, 4'ten ibaretti. Yeni mecliste iki partiden oluşan Hıristiyan Demokratlar grubunun 226 milletvekili olacaktı, Sosyal Demokratların da 222...
Almanya'da başbakan, cumhurbaşkanınca atanmıyor. Meclisçe seçiliyor. Bu durumda, bir partinin hükümet kurma yetkisini elde etmesi için, birinci parti olması yetmiyor. Mecliste seçilme çoğunluğunu, partiler arası anlaşmayla önceden garantilemesi gerekiyor.
Sosyal Demokratlar, Merkel'in hükümet kurma isteğini kabul etmiyorlardı. Hatta, muhaliflerinin 'iki partili bir parti' halinde olmalarına dayanan teknik nedenleri de öne sürerek "Birinci parti biziz. Koalisyon kuralım ama, başbakan bizden olmalı" diyorlardı.
Bu sorun da, ancak uzun süren tartışmalardan sonra ve Hıristiyan Demokratların verdiği önemli ödünlerle aşılabildi. Öyle ki, şimdi kurulacak hükümette Sosyal Demokratların bakan sayısı, Hıristiyanlardan daha fazla olacak. (14 bakandan 8'i Sosyal Demokrat, 6'sı Hıristiyan Demokrat).
Ayrıca: Sosyal Demokratlara düşen bu bakanlıklar arasında, Dışişleri Bakanlığı başta olmak üzere, Maliye Bakanlığı, Çalışma Bakanlığı gibi önemli bakanlıklar da var.
Türkiye açısından
Biz duruma, gene Türkiye açısından bakalım:
Tabii, başbakanlık Sosyal Demokratlarda kalsa ve Schröder başbakan olarak kalsa, daha iyiydi. Ama o mümkün olmadığına göre, bu gelişmeyi olumlu saymak gerekir.
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği'yle ilişkilerimiz açısından, Çalışma Bakanlığı da Avrupa'daki işçilerimiz açısından önemlidir.
Ayrıca, Sosyal Demokrat bakanların isimleri -aday olarak- şimdiden belli olmuştur. O isimler de, Schröder'in çok yakınında politika yapmış kişilerdir.
Aşağıda 'portre' bölümümüzde göreceksiniz, Franz Müntefering, Schröder'in en güvendiği partidaşlarından biridir. Sosyal Demokrat Parti'nin genel sekreterliğini ve grup başkanlığını yapmıştı. Schröder'in genel başkanlıktan ayrılması üzerine, onun isteğiyle aday olup genel başkan seçilmişti. Şimdi hükümetin başbakan yardımcısı olarak, Çalışma Bakanlığı görevini de üstlenecektir.
Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier, Schröder'in daha da yakın bir çalışma arkadaşıdır. Hükümet kurulunca, görevini Fischer'den devralacak ve dış politikayı herhalde, onun bıraktığı çizgiyi sürdürerek yönetecektir.
Evet, durum buraya kadar iyidir. Tabii bir de Hıristiyan Demokratların bakanlarına bakmak gerekir. Onlar henüz belli değildir. Önümüzdeki günlerde belirlenecektir. Onlar arasında Edmund Stoiber'in, Ekonomi Bakanlığı görevine gelmesi ve o sıfatıyla Almanya'nın AB ilişkileriyle bir ölçüde ilgilenir bir duruma gelmesi beklenebilir. Fakat o konumunu, Dışişleri Bakanlığı'yla ters düşecek şekilde kullanması, kolay değildir.
***
Bir de şu var: Politikada, muhalefette söylenenlerle, iktidarda yapılanlar, birbirinden farklı olabiliyor.
Yeni Alman hükümetine girecek Hıristiyan Demokrat politikacıların da, AB ile Türkiye ilişkilerini, eskisinden daha dikkatle değerlendirmeleri muhtemeldir.
Nitekim, önceki gün, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın tebrik telefonu açtığı Merkel'in ona, eskisinden çok daha dostane bir mesaj verdiği, gazetelere yansımıştır.
***
Evet, dış politikada tutumlar, zaman içinde değişebilir. En azından esnekleşebilir. Dostluklar gibi, karşıtlıklar da dozunu değiştirebilir.
Politikacıların, tavırlarını bu gerçeği göz önünde tutarak ayarlamaları iyi olur.
Türkiye'nin Almanya'yla ilişkilerinde, son gelişmeler sırasında attığı adımlar bu gereğe uygundur. Bir yandan görevinden ayrılmakta olan Başbakan Schröder, İstanbul'da samimi bir şekilde ağırlanırken, göreve gelmekte olan Başbakan Merkel'e de Türk hükümeti adına iyi dilekler iletilmiştir.
Dileriz, Almanya'nın yeni başbakanının ve arkadaşlarının Türkiye'ye karşı tutumları da buna uygun olur.