Schröder 'ikinci raunt'ta da üstündü

<arabaslik>Almanya </arabaslik>rengârenk. Her seçim öncesinde olduğu gibi. Kırmızı, siyah, sarı, yeşil, koyu kırmızı. Bunlar partilerin renkleri. Önceki gün bu beş rengin temsilcileri televizyonda tartıştı. Schröder, 'ikinci raunt'ta da rakibi Merkel'den üstündü. Dün özel bir yemekte bir araya geldiğimiz Schröder kendine güven içindeydi.</br><arabaslik>Schröder </arabaslik>Doğan Medya Grubu'nu ziyaretinde yaptığı konuşmada, Türkiye için çok daha açık ve kesin tavır aldı: Hiçbir AB üyesinin müzakerelerin başlamasına karşı çalışmaya hakkı yok. Türkiye'nin Avrupa'dan uzaklaşması büyük bir kayıp olur.

Almanya rengârenk... Her seçim öncesinde olduğu gibi...
Kırmızı, siyah, sarı, yeşil, gene kırmızı (fakat daha koyusu)...
Bunlar partilerin renkleri... Caddelerdeki pankartlarda, elinize verilen broşürlerde ve küçüklü büyüklü toplantılarda renkler birbirleriyle yarış ediyorlar.
1960'lardaki, 1970'lerdeki seçimlerde sadece üç renk göze çarpardı. 'Kırmızı' Sosyal Demokratların (SPD), 'siyah' Hıristiyan Demokratların (CDU), 'sarı' Hür Demokratların (FDP) rengiydi. Bunlar Alman bayrağındaki üç renkti. Batı Almanya kurulurken, en öndeki üç parti arasında paylaşılmıştı.
Doğu Almanya'nın kurulmasında ise, bir geçiş döneminden sonra bir 'tek parti' oluşmuştu. Sosyalist Birlik Partisi (SED)... Orada 'koyu kırmızı'dan başka renk yoktu.
Batı Almanya'da uzun süre sadece, bayraktaki renkleri kullanan o üç parti, 'yüzde 5'lik oy barajını aşabiliyordu. Parlamentoya girip grup kurabiliyordu.
Ama bunlardan sadece ilk ikisi başbakan çıkarabiliyordu. Hıristiyan Demokrat (siyah) ve Sosyal Demokrat (kırmızı) partiler. Üçüncüsü -Hür Demokrat (sarı) Parti- küçüktü. (Adı Hür Demokrat Parti diye çevriliyor. Aslında klasik anlamıyla bir liberal partidir. 'Liberal' diye de adlandırılabilir. İş adamlarına ve iş çevrelerine dayanır.).
Küçüktü ama, hükümet kurulmasında anahtar partiydi. 'Kırmızı' veya 'siyah'ın birinci parti olduğu, ama parlamentoda hükümet kuracak çoğunluğu sağlayamadığı hallerde devreye girerdi. Ya biriyle, ya ötekiyle anlaşırdı. 'Siyah-sarı' ya da 'kırmızı-sarı' bir hükümete, bir başbakan yardımcısı ve dışişleri bakanıyla çok sayıda bakan sokardı. Her iki halde de uzun süre iktidarda kalırdı.
'Yeşil'in gelişi
Bu durum 1980'lerden sonra değişti. Sadece rengi değil, adı da 'yeşil' olan çevreci parti de, yüzde 5'lik barajı aşmaya başladı. 'Sarı'yı 'tek anahtar' olmaktan çıkardı. Ve 1998'den itibaren Schröder'in kurduğu hükümetin koalisyon ortağı oldu.
Almanya'nın birleşmesinden sonra, doğudaki eski komünistlerin kurduğu Demokratik Sosyalizm Partisi (PDS) de bir ara, parlamentoya girip grup kuran beşinci parti oldu. Fakat son seçimde bunu başaramadı. Şimdi, bu seçim öncesinde Sosyal Demokratların eski Genel Başkanı Lafontaine'in başlattığı yeni siyasi hareketle güç birliği yaptı. 'Sol Parti' adı altında seçime giriyor. Ve anketlerde, oldukça iyi sonuç alıyor.
'Sol Parti'nin rengi de, doğal olarak kırmızı. Fakat, gazeteler onu Sosyal Demokrat Parti'den ayırdetmek için daha değişik bir kırmızı kullanıyorlar. Bazen daha koyu, bazen mora çalan bir kırmızı...
Hepsi bir arada
Önceki gün bu beş rengin temsilcileri, Alman ARD televizyonunda ilk defa bir araya geldi. İki gazetecinin sorularına cevap verdiler ve aralarında tartıştılar.
Bir hafta önce dört televizyon kanalının ortak yayınındaki tartışma, sadece 'kırmızı' ile 'siyah' arasındaydı. Sosyal Demokrat Başbakan Gerhard Schröder, rakibi Angela Merkel karşısında büyük farkla üstünlük sağlamıştı. Bu, hemen o geceden itibaren yapılan anketlere de yansımıştı. Sosyal Demokrat Parti'nin g enel anketlerdeki Hıristiyan Demokratlara göre çok geride kalan puanlarını bir ölçüde artırmıştı.
ARD'nin Salı gecesi yayınlanan programı bir yandan o tartışmanın 'ikinci raund'u sayılıyordu, bir yandan da ötekilerin durumunu yansıtacaktı. Ötekiler, ilk iki partinin yeri 'birinci lig' sayılırsa, 'ikinci lig'dekilerdi. Ama tabii, hükümeti kimin kurabileceğinin anlaşılmasında, onların puanı da çok önemliydi.
Eskiden bu konuda 'anahtar' olan 'sarı' Hür Demokrat (Liberal) Parti, bu defa, Angela Merkel'in partisine angaje olmuştu. Merkel'in partisi birinci parti olsa da, eğer Hür Demokratlar gereken oyu alamazsa, bir 'siyah-sarı' koalisyonu kurulması suya düşerdi.
'Yeşiller' eskisi gibi Sosyal Demokratların yanındaydılar.
'Koyu kırmızı' Sol Parti ise, hiçbir koalisyona girmek niyetinde olmadığını ilan etmişti.
Yeşiller adına bugünkü Dışişleri Bakanı Joschka Fischer konuştu. 'İkinci lig'dekilerin en başarılısı oydu.
İkinciliği 'sarı'ların yani Hür Demokratların başkanı Westerwelle kazanmış sayılır. Almanya'nın durumunu bazı Avrupa Birliği ülkeleriyle karşılaştırdı. İşsizlik ve kalkınma açısından, başkalarına göre daha kötü durumda olduğunu söyledi. Rakamlara hakim olduğu izlenimini verdi.
Sol Parti'nin sözcüsü Gysi ise, Schröder iktidarını 'daha sol'dan eleştirdi.
Schröder ve rakibi Merkel, 'ikili tartışmaları'ndaki gibiydiler. Schröder gene üstündü. Yalnız Merkel, ikili tartışmadan bu yana, daha toparlanmış gibi göründü.
Son anketler
Şimdi partilerin son anketlerdeki durumlarına bakalım:
Almanya'da şu sırada başlıca beş kamuoyu araştırma şirketi anket yapıyor. Bunların son anketlerinin (salı günü) ortalaması şöyle.
Bu anketler, artık her gün yenileniyor. Bakalım son tartışmalardan sonra durum nasıl olacak.
Schröder ve Türkler
Gerhard Schröder'i bundan önce son defa CHP Genel Başkanı'yken görmüştüm. 1999'un son aylarında... Şimdi, tabii, onun yaşı da biraz ilerlemiş, ama enerjisi belki bu seçim kampanyasının da hızıyla daha da artmış.
Önceki gecenin yarısına kadar, sözünü ettiğim televizyon tartışmasındaydı. Dün Frankfurt'a geldi ve Doğan Medya Grubu'nun tesisini ziyaret etti.
Geniş bir dinleyici çevresine hitap ederek yaptığı konuşmasında Türkiye'nin AB üyeliği konusunda şimdiye kadarkilerden çok daha açık ve kesin bir tavır aldı.
Haber sütunlarımızda göreceksiniz, "AB üyelerinden hiçbirinin Türkiye'yle müzakerelerin başlamasına karşı çalışmaya hakkı olmadığını" söyledi. Bunu yapanların "verdikleri sözden caymış olacaklarını ve tüm inandırıcılıklarını kaybedeceklerini" belirtti.
Ayrıca, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üye olmasının tüm AB ülkeleriyle birlikte Almanya'nın da çıkarına olduğunu, ekonomik verilere dayanarak uzun uzun anlattı.
Konuşması yazılıydı. Yer yer bunun dışına da çıktı. Vurgulamalarını daha belirgin hale getirdi. Söyledikleri, toplantıda bulunan Türklerin yanında çok sayıda Alman gazeteci tarafından da izleniyordu.
Bu açıdan, denilebilir ki, Schröder bu ziyareti ve konuşmasıyla, sadece Almanya'daki Türklere değil, Almanlara da açık bir mesaj vermeyi istemişti. "Türkiye'nin Avrupa'dan uzaklaşması, Almanya için, sadece güvenlik açısından değil, ekonomik açıdan da büyük bir kayıp olur. Bunu görmemek kısa görüşlülüktür" mesajı...
Bu ziyaret vesilesiyle Almanya'ya gelen Aydın Doğan da 'hoş geldin' konuşmasında Schröder'in Türk-Alman ilişkileri karşısındaki yapıcı tutumunun önemini vurguladı. "Umut ediyorum ki, zaman içinde sizin gibi düşünen siyasetçilerin sayısı artacaktır" dedi.
Bu konuşmadan sonra, Başbakan Schröder'le daha dar bir gazeteci çevresi içinde bir masa etrafında oturduk. Oradaki sohbette de aynı derecede açıktı, ayrıca espriliydi, kendine güven içinde olduğu görülüyordu.
Tabii, bu, partisinin hâlâ Merkel'in partisinin gerisinde olduğu gerçeğini değiştirmemişti.
Bu durum, son dört gün içinde değişecek mi? İzleyeceğiz, göreceğiz.