Schröder yıkılmadı

<b>Alman</b> seçmeni anketleri yanılttı. Merkel'in partisi beklenenin çok altında oy aldı; FDP desteğiyle CDU/CSU koalisyonu suya düşmüş görünüyor. Sosyal Demokratlar birinci parti olamadılar ama sonuçtan memnunlar.</br><b>En</b> mutsuz parti Hıristiyan Demokratlar. Hıristiyan ve Sosyal Demokratların Merkel lideriğinde koalisyonu ihtimallerden biri ama öne çıkanı değil.

BERLİN- Alman seçimleri bu defa da son anketleri yanıltan bir sonuç verdi. Daha dün yayımlanan anketlerde, Angela Merkel'in oy oranı yüzde 40 'ın hayli üstünde görünüyordu (Bak.: Yazının ikinci bölümü). Oysa seçim sandıkları kapandıktan sonra yapılan ilk seçim sonu hesapları Merkel'in bu yarışı beklenenin çok altında bitirdiğini gösteriyor. Bir 'siyah + sarı' hükümet kurma planının suya düştüğünü ortaya koyuyor.
İlk hesaplara göre, Merkel'in partisinin oy oranı yüzde 35.5-36 arasında. Ortakları Hür Demokratlar oy oranlarını artırdılar. Geçen seçimde yüzde 7.4 iken 10.5'e çıkardılar. Fakat bu, Hıristiyan Demokratların hükümet kurmak için parlamentoda gerekli sayıya ulaşmalarına yetmiyor.
600 küsur üyeli parlamentoda, başbakan seçimi için en az 300 milletvekili lazım. Oysa Hıristiyan Demokratlarla Hür Demokratların çıkarabileceği milletvekili sayısı, ilk hesaplara göre ancak 290 civarında kalıyor.
Sosyal Demokratlara ve Yeşillere gelince...
Bu iki partinin de, gerekli sayıyı bulup 'kırmızı-yeşil' koalisyonu devam ettirmesi mümkün değil. Sosyal Demokratların oy oranı yüzde 34 civarında. Yeşillerinki ise yüzde 8.5 civarında. Birlikte çıkaracakları milletvekili sayısı da yaklaşık 265 görünüyor.
Bu durumda 'anahtar parti' yüzde 8 civarında oy alan Sol Parti. Bu oy oranıyla, Sol Parti'nin 45 civarında milletvekili çıkaracağı tahmin ediliyor.
Koalisyon ihtimalleri
İlk hesaplara göre, hükümet kurmanın matematik (teorik) seçenekleri şunlar:
1. Büyük koalisyon : Angela Merkel başbakan. Sosyal Demokratlar ikinci parti.
2. Üçlü koalisyon : Schröder başbakan. Yeşiller ve Sol Parti koalisyon ortağı.
3. Üçlü Koalisyon : Schröder başbakan. Yeşiller ve Hür Demokratlar koalisyon ortağı.
4. Üçlü koalisyon : Merkel başbakan. Hür Demokratlar ve Yeşiller ortak.
5. Dışardan destek alacak bir azınlık hükümeti : Yeşillerin 'siyah + sarıyı' veya Sol Parti'nin 'kırmızı + yeşili' desteklemesi suretiyle...
6. Erken seçim.
Bu ihtimaller tabii teorik. Hepsinde güçlükler var. Bir kısmının gerçekleşmesi ise, siyasi nedenlerle mümkün görülmüyor. En akla yakın gelen ve şu sırada Berlin'in siyaset kulislerinde konuşulan ihtimal 'büyük koalisyon' veya 'kırmızı + kırmızı + yeşil' diye adlandırılan Sosyal Demokratlar, Yeşiller ve Sol Parti koalisyonu. Fakat, bu birincisi
için Schröder, koalisyonun kendi başkanlığında olmasını istiyor. Gerekçesi de, Hıristiyan Demokratların tek bir parti değil, iki parti halinde olması. Stoiber'in partisi hesaba katılmazsa Sosyal Demokratlar birinci sayılması gerekiyor. Schröder bunu seçimden sonra yapılan ilk tahmini hesapların ardından yaptığı açıklamada da vurguladı.
Sol Parti'nin katılımıyla oluşabilecek olan 'üçlü koalisyon'u ise Schröder daha da kesin olarak reddediyor. Bu durumda, Hür Demokratların ikna olması suretiyle Schröder'in başkanlığında bir 'kırmızı + yeşil + sarı' koalisyonu kurulması ihtimali daha gerçekçi gibi görünüyor.
Tabii, bütün bunlar yarından itibaren yapılacak partiler arası temaslarda gündeme gelecek.
Parti merkezlerinde...
Bu satırları yazarken parti merkezlerini dolaşıyorum. Sosyal Demokratlar sonuçlara büyük bir memnunlukla bakıyorlar. Parti birinci parti olamadı ama, Angela Merkel de hedefine ulaşamadı. Üstelik Merkel'in partisi oy kaybetti. Ayrıca bir 'üçlü koalisyon' yoluyla Schröder'in yeniden başbakan olması ihtimali güç de olsa var.
Hıristiyan Demokrat Parti'nin merkezinde ise büyük bir hayal kırıklığı yaşanıyor. Gerçi Merkel ve Stoiber birlikte meydana çıkıp birinci parti olduklarını vurguladılar. Ama, nasıl bir hükümet kurabilecekleri hakkında bir ipucu veremediler.
Yeşiller de büyük bir zafer sevinci içinde geçen seçimdeki oylarına yakın ve anketlerdekinden daha yüksek oranda oy aldılar.
Hür Demokratlar ise en yüksek puan artışını almanın sevincini yaşıyorlar.
Sol Parti de kendini başarılı görüyor. Gerçi geçmişte yüzde 4 alarak parlamento dışı kalan PDS, bu seçime, Lafontaine ve arkadaşlarıyla ittifak halinde girmişti.
Ama, gene de-anket tahminlerinin altındaki bir oranla da olsa-parlamentoya girmeleri başarı sayılır.
Özetle, Hıristiyan Demokratlar hariç diğer partilerin hepsi hayatından memnun.
Seçimden önce
Şimdi seçim öncesine kısaca bir göz atalım.
Cumartesiyi pazara bağlayan gece, saat 24:00'ten itibaren...
Saat 24'te, partilerin ve tek tek adayların seçim propagandaları hâlâ devam ediyordu. Berlin'in caddelerinde, sokaklarında, birahanelerinde, broşür dağıtanlara rastlanıyordu. Televizyonlarda da, gece yarısı sonrasına sarkan seçim tartışmaları sürüyordu.
Bu hava daha önceki Alman seçimlerine göre, bir 'ilk' sayılıyor. Şimdiye kadarki seçimlerde (bazısını ben de izlemiştim) propaganda çalışmalarının zirve noktasına cuma gecesinde varılmış olurdu. Herkes söyleyeceğini o vakte kadar söylerdi. Cumartesi günü, geleneksel olarak sakin geçerdi.
Bu defa, tam tersine bir durum ortaya çıktı. Partilerin liderleri dahil, tüm kadroları cumartesi günü daha da hareketlendi.
Schröder Frankfurt'ta, Merkel Bonn'da birer büyük mitinge katılıp konuştular. Arkasından da, daha küçük seçim çevrelerinde küçük mitingler yaptılar.
Almanya'da seçim öncesi parti propagandasına bir sınırlama yok. Seçim günü yasakları da sandık çevresiyle sınırlı.
Bu bakımdan, bu seçimdeki 'propaganda tırmanması', alışılmamış bir şey de olsa politikacıların hakkı sayılıyor. Schröder, cumartesi akşamı 20 bin kişiye hitap ettiği Frankfurt mitinginde "Bu hakkı son dakikaya kadar kullanacağım. Çünkü tek tek her vatandaşımdan oy almak için savaş veriyorum" dedi.
Angela Merkel de Bonn'da aynı 'savaş'ın içindeydi.
Son gün anketleri
Bir de şu var: Türkiye'deki ve bazı başka ülkelerdeki seçim mevzuatına göre, partiler seçimden önceki gün de propaganda konuşmaları yapsalar bile, bunlar o geceki radyo-televizyon programlarında ve ertesi günkü gazetelerde yansıtılamaz. Almanya'da bu mümkün... İki liderin de son dakikaya kadarki konuşmaları, sadece toplantı yaptıkları yerlerde değil, ülkenin her tarafındaki yayınlardan izlenebildi.
Sabah olunca, gazetelerde 'son gün' ve 'son gece anketleri'ni de gördük. İki 'son gün anketi'nden Allensbach kuruluşunun anket sonuçları şöyleydi:


Bu tabloya göre, Hıristiyan Demokratlar Hür Demokratlar'la birlikte seçimi kazanıp hükümet kurabileceklerdi. İki grubun dışında kalan sol partilerse bu tabloyu etkileyebilecek bir konuma giremiyorlardı.
Almanya'nın ikinci önemli kamuoyu araştırma kurumu olan Forsa daha ihtiyatlı bir metot uygulamıştı. Partilerin oy oranı tahminlerine birer 'alt ve üst sınır' koymuştu. Forsa'nın tablosu ise şöyleydi:

Forsa'nın ihtiyatlı tahminlerinde tabii, iki ihtimale de yer vardı. Merkel'in partisi ve ortağı, ikinci sütundaki sayılara ulaşırlar veya yaklaşırlarsa, 'siyah + sarı hükümeti'ni kuracak sayıya ulaşabilirlerdi. Birinci sütunda kalırlarsa, 'siyah + sarı hükümet' kurulamazdı. Merkel'in başkanlığındaki bir 'büyük koalisyon' veya Merkel'in veya Schröder'in veya bir üçüncü politikacının başkanlığındaki 'üçlü koalisyon' seçeneği gündeme gelirdi.
Gerçi, 'üçlü koalisyon'un önünde çeşitli güçlükler vardı. 'Sol Parti' daha başta, "Hiçbir koalisyona girmem" demişti. Hür Demokratlar Merkel'e, Yeşiller Schröder'e angaje olmuşlardı. Fakat seçim sonucu 'siyah-sarı' koalisyonuna imkân vermezse, partilerarası müzakerelerde yeni seçenekler ortaya çıkabilirdi.
Üç yıl önceki seçimde SDP ve CDP/CSU başa baş kalmışlardı (Herbiri yüzde 38.5 oy almıştı). Hıristiyan Demokratlar'ın o zamanki adayı Bavyera partisinin lideri Stoiber'di. Schröder'in ve Stoiber'in oyları neredeyse
eşitti. Schröder sadece birkaç bin oyla öndeydi. Fakat kimin hükümet kurabileceği 'küçük ortak'larının oylarıyla belli olmuştu.
Hıristiyan Demokratlar'ın ortağı Hür Demokratlar yüzde 7.4 oy alırken, Yeşiller kendilerinin rekor sayısına ulaşmış, yüzde 8.6'ya çıkmışlardı (O zaman Sol Parti hareketi yoktu. Doğu Almanya'daki 'eski komünist'lerin Demokratik Sosyalizm Partisi (PDS) yüzde 4'te kalmış, mecliste grup kuramamıştı.
Böylece 'kırmızı-yeşil' koalisyonu, hükümet için yeterli milletvekili çıkarabilmişti.
Son durum
Şimdi, son duruma gelelim. Yazının başında belirttiğimiz gelişmeler, geçen seçime benzer bir manzara ortaya koydu. Gerçi 'kırmızı+yeşil' koalisyon görevine devam edemiyor. Gerek kırmızıların gerek yeşillerin hükümet oluşumunda aktif rol almaları ihtimali anketlerdeki seçim tahminlerinin aksine ortadan kalkmadı.
Gece geç vakit, beş partinin liderleri bir televizyon açık oturumuna katıldılar. Bu oturum da gösterdi ki, hükümet kurma seçeneklerinin değerlendirilmesi için aralarında birçok görüşme yapılması gerekecek. Hiçbiri uzlaşmacı bir tavır göstermedi. Merkel, "Ben birinciyim" dedi. Schröder buna "Seçmen iradesi sizden yana değil" diye cevap verdi. Küçük partilerin her birinin lideri de, mevcut tutumlarını değiştirmedi. Hür Demokrat lider Westerwelle "Ben, Hıristiyan Demokratlarla birlikte yol çıktım" dedi.
Sol Parti sözcüsü Bisky "Ben muhalefette kalacağım" dedi. Yeşil Joschka Ficher ise "Sosyal Demokratlarla birlikte olduğunu" vurguladı.