Seçimle ilgili 'fiili durum'lar...

Dünkü yazımızda değindiğimiz "fiili durum" merakı, bu seçim öncesinde de, çok tehlikeli bir şekilde, etkili olmaya başlamıştır. Dileriz, bu merak, anayasal ve yasal kuralları seçim döneminde de zorlayacak boyutlara ulaşmaz.

Anayasa diyor ki:

“(Meclis’te) Başkanlık Divanı seçiminden sonra 45 gün içinde Bakanlar Kurulu’nun ‘KURULAMAMASI HALİ’nde Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı’na danışarak “seçimlerin yenilenmesine KARAR VEREBİLİR” (Madde 116).

Madde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çok sevdiği deyimle, “çok net ve açık”.

Cumhurbaşkanı’nın seçimleri yenilemesi yetkisini kullanması için koyduğu koşul şu:

“Bakanlar Kurulu’nun 45 gün içinde kurulamaması” hali “var” olacak...

Oysa bugün ortada öyle bir hal yok. Bakanlar Kurulu’nun 45 gün içinde “kurulamaması” değil, “KURDURULMAMASI” hali var. Kasten kurdurulmaması hali...

O 45 gün, “Amerika’yı yeniden keşfetmek” gibi “istikşafî temaslar”la geçirildi. Araya giren tatil ve hafta sonu günlerinde görüşmelere bol bol ara verildi. Sonuçta o 45 günün 39 günü içinde toplam olarak 35.5 saat toplanılmış oldu. Sonucu da Başbakan Davutoğlu ilan etti. Dedi ki:

-“Sonuca varamadık.”

Cevabı verilmesi gereken soru, tabii ortada:

“Sonuca varmak istediniz de mi varamadınız?” (Hatta, varmayı isteyebildiniz mi?)

***

Kaldı ki, Başbakan’ın “Sonuca varamadık” dediği gün, o 45 günlük sürenin 39’uncu günüydü. 45 günün dolmasına daha 6 gün vardı. Hükümet kurma çalışmalarının devam etmesi için Cumhurbaşkanı’nın yeni bir görevlendirme yapması gerekiyordu. Demokratik teamüllere göre, o göreve getirilmesi gereken siyasetçi, ana muhalefet partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu’ydu.

Cumhurbaşkanı, o gereği de yerine getirmedi. Buna gerekçe olarak da, Kılıçdaroğlu için “Beştepe’nin yolunu bilmiyor” gibi bir beyanda bulundu.

Hükümet kurmakla görevlendirilmenin Anayasal şartı, Beştepe’deki binanın yolunu bilmek, o binaya saygı duymakmış gibi...

Oysa, o süreçte Anayasa’nın bir temel şartı vardı ki, asıl ona saygıyla uyulması gerekirdi. O temel şart, hükümet kurma çalışmalarının 45 günlük sürenin sonuna kadar devam ettirilmesiydi. (Yani yarınki pazartesi gününe kadar...).

Erdoğan, o açıklamayı yaparken, o sürenin bitmesine daha 6 gün vardı. Cumhurbaşkanı, Anayasa’ya göre, hükümet kurulması çalışmalarının o günlerde de devam etmesini sağlamakla görevliydi. O görevini yerine getirmekten, “Nasıl olsa hükümet kurmaya yetmez” hesabıyla vazgeçemezdi.

Anayasa’nın 116’ıncı maddesinin kuralı oydu: 45 gün... 3o gün değil, 40 gün de değil, 44 gün de değil... 45 gün... Çünkü şu bilinir, eğer şartlar oluşursa, bir hükümet 24 saat içinde de kurulabilir. Kurulduğunun örnekleri vardır.

***

Kaldı ki, o noktada da bir Anayasal kuralın yanlış yorumlanması veya yanlış anlaşılması veya öyle algılatılması var.

Anayasal kural şu: Cumhurbaşkanı, eğer hükümet kurma çalışmaları 45 gün içinde bitirilemezse, seçime gitme kararı verip seçim hükümeti kurdurmak zorunda değildir. Tam tersine, o süreci, gerektiği kadar uzatabilir.

Yukarıda değindiğimiz Anayasa maddesinin o konudaki ifadesi de çok “açık ve net”tir. Söz konusu 45 gün sonrasında cumhurbaşkanının, seçimlerin yenilenmesine “karar verebileceği”ni bildiriyor.

“Karar verir” demiyor. “Karar verebilir” diyor. Hukuk dilinde bu, “isterse karar vermeyebilir” seçeneğini de içerir.

Zaten Cumhurbaşkanı’nın Anayasal görevi, son genel seçim sonrasında seçim sonuçlarına göre kurulması gereken yeni hükümetin kurulmasını kolaylaştırmaktır. Hükümet kurma ihtimali var olduğu sürece, Cumhurbaşkanı’nın seçimle ilgili kararını, o ihtimali gözönünde tutarak ertelemesi veya esnetmesi, görevinin de gereğidir.

Gerçi Cumhurbaşkanı o konuda  “Esnetmeye yetkim yok” diye bir söz söylemiştir ama, Anayasa’nın metni ortadadır. O konuda yetkisi vardır ve çok geniştir.

***

İşin daha da ilginç yanı, AKP yönetiminin artık baş hedefi haline geldiği anlaşılan -‘erken’ de değil- ‘hemen seçim’ hazırlığı için, Yüksek Seçim Kurulu’nun harekete geçirilmiş veya geçirilebilmiş olmasıdır. Hem de, gene, o 45 günlük sürenin bitiminden önce...

O şekilde, seçime gitme kararının alınması bile beklenilmeden, seçimin hangi gün yapılacak olması konusunda karar alma aşamasına geçilmiştir.

Özetle: Dünkü yazımızda değindiğimiz ‘fiili durum’ merakı, bu seçim öncesinde de, çok tehlikeli bir şekilde, etkili olmaya başlamıştır.

Dileriz, bu merak, anayasal ve yasal kuralları seçim döneminde de zorlayacak boyutlara ulaşmaz.