Seçimlere 24 saat kala

Berlin, Schröder'in kalesi gibi. Bindiğim taksinin Schröder yanlısı ve Türk dostu şoförü umutlu, &quot;Son günlerde her şey değişti&quot; diyor. Ayrıca Berlin dışından da iyi haberler var.</br>Ekonomik ve sosyal sorunlar belirleyici. Ülkede işsizlik yüksek, büyüme hayli düşük. Merkel, büyümeyi artıracağını söylüyor, ama ne pahasına?

BERLİN - Berlin'de havaalanından bindiğim taksinin genç Alman şoförü, koyu bir Schröderciydi.
-"Kazanabilecek misiniz?" dedim
-"Son günlerde her şey değişti," dedi. "Bir ay önce sorsaydınız "imkân yok" derdim. Şimdi bana kazanacağız gibi geliyor. Bu, Berlin'de böyle... Berlin, şu anda 'Schröder'in kalesi' gibi... Ama başka yerlerden de, iyi haberler geliyor."
Şoförüm belli ki siyaset konuşmaktan hoşlanıyor. Milliyetimi sordu. Türk olduğumu söylerken nasıl karşılayacak diye merak ettim. Schröder'ci de olsa, Türklere bakış açısı o kadar olumlu olmayabilir. Daha önceki yazılarımda belirttim. Türkler hakkındaki olumsuz yayınlar, bazı gazetelerle televizyonlardan devam edip duruyor. O da Sosyal Demokratların Türklere soğuk bakan kesimlerinden olabilir.
Tam tersine, aynadan bana bakıp gülümsedi:
-"Ya, öyle mi? dedi, benim komşularımın da çoğu Türk..."
Meğer, Kreuzberg'de oturuyormuş... Berlin'nin 'Türk mahallesi' diye bilinen ünlü bölümünde... Türklerden yakın arkadaşları varmış. Çok iyi geçiniyorlarmış...
Bunları işitirken, ben de memnun oldum. Bizim şoförün, Türklerle dostluğunun örneklerine her yerde her zaman rastlanmıyor. Ama şu da muhakkak: Angela Merkel'in Türk karşıtlığı politikası da her yerde aynı şekilde desteklenmiyor. Tam tersine, o politikayı tehlikeli bulan ve Merkel'e karşı bu yüzden tepki duyanlar da az değil.
Seçmenin asıl konusu
Almanya'daki geniş seçmen çoğunluğu, en başta ekonomik ve sosyal sorunlarla ilgili...
Kim işsizlikle mücadelede daha başarılı olabilir?... Vergi konusunda hangisinin söylediği daha doğrudur? Hangisi vatandaşın geçim düzeyini daha artırabilir?
Seçmenler, Angela Merkel'in de, Gerhard Schröder'in de söylediklerinde, asıl o sorulara cevap arıyorlar:
Almanya, AB ülkeleri arasında en yüksek işsizlik oranı olan ülkelerden biri...
Schröder o alanda başarısız... Angela Merkel başarılı olabilir mi? Kaldı ki, işsizlik oranını bir ölçüde indirebilse bile, gene de işsiz kalacak olan milyonların durumunu daha da kötü hale getirmez mi?
Almanya'da ekonomik büyüme rakamları geri... Belçika yüzde 2.7, İspanya 2.6, Fransa 2.1 büyürken, Almanya'nın büyümesi 1.2 oranında kaldı. Merkel, o oranı yükseltebileceğini söylüyor... Ama ne pahasına?... Schröder'in dediği gibi "Sosyal devleti tamamen ortadan kaldırıp, insanları insafsız bir kapitalizmin eline teslim etme" pahasına mı?
Vergi konusunda, Angela Merkel'in bir Maliye Bakanı adayı var: Profesör Paul Kirchhof... Vergi sistemini altüst edip, zengin fakir herkese yüzde 25 vergi uygulamak istiyor. Ama buna karşı vergi indirimlerini kaldıracağını söylüyor. Bunun daha yüksek vergiye tabi dar gelirlilerin de çıkarlarına olduğunu bol rakamlı örnekler vererek anlatıyor ama, fazla inandırıcı olamıyor. Acaba o mu haklı, o profesörü "Herkese kelle vergisi koyacak. Zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapacak" diye tanımlayan Schröder mi?..
Seçmenlerin çoğunun kararı şimdiden belli. Ama, bu sorulara hâlâ cevap arayan 'kararsız seçmen'lerin oranının yüzde 30 civarında olduğunu bildiren anketler var. Başbakan adayları da, bu seçim kampanyasının son günü olan bugünün son saatlerine kadar, onlara kendilerinin haklı olduğunu anlatacaklar.
'Yeni bir seçim daha' ihtimali
Almanya'da federal başbakanın belirlenmesi de zordur, düşürülmesi de...
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki Alman Anayasası, buna göre hazırlanmıştır.
Bu, Almanların Hitler'in iktidara gelişinden aldıkları dersin sonucudur. Savaştan önceki Alman Anayasası'ndaki usul, başbakanın cumhurbaşkanınca kolayca göreve getirilip, daha güvenoyu da almadan, geniş yetkiler kullanabilmesine izin veriyordu.
Hitler, iktidara gelmek için o imkânı sonuna kadar kullanmıştı.
Savaştan sonraki Almanlar, 'sütten ağzı yanan, yoğurdu üfleyerek yer' hesabıyla, başka demokratik ülkelerdekine de benzemeyen bir usul icat ettiler.
Buna göre, cumhurbaşkanı, Başbakanı ancak, meclis tarafından 'önceden seçilirse' atayabiliyor. Başka birçok ülkede (bizde de) olduğu gibi, birini 'hükümeti kurmaya memur' edip, başbakanlığını hükümetiyle birlikte onaylamıyor.
Yeni bir seçimden sonraki uygulama şu:
Yeni kurulan federal meclise cumhurbaşkanı, bir 'Başbakan adayı' önerir. O aday, eğer 'Meclisin üye tam sayısının çoğunluğunca' seçilirse, başbakan olur ve cumhurbaşkanınca atanarak hükümet kurabilir.
Eğer o çoğunluğu sağlayamazsa, aday gösterme inisiyatifi Meclise geçer.
Meclis, kendi içinden çıkaracağı bir adayı, aynı şekilde mutlak çoğunlukla seçerse, o aday başbakan olur.
Eğer o aday da, -14 gün içerisinde- mutlak çoğunluğu sağlayamazsa, bir tur daha yapılır. Bu defa mutlak çoğunluk aranmaz. En fazla oyu alan seçilir. Fakat cumhurbaşkanı, en fazla oyu alan, ama mutlak çoğunluğu alamayan o adayı, isterse Başbakan olarak atar, istemezse, 'yeni seçim' kararı alır.
Yarınki seçimden, Merkel'i de Schröder'i de, mutlak çoğunluğa ulaştıracak bir koalisyon çıkamaması halinde, ortaya çıkacak durum budur.
Şimdiden bir 'yeni seçim' ihtimalinden söz edenler, anayasadaki bu usulü hatırlatıyorlar. Bugünkü Hıristiyan Demokrat Cumhurbaşkanı Köhler'in bu usule dayanarak gerek Merkel'in hiç istemeyeceği, -bir büyük koalisyon- zorunluluğunu, gerekse Schröder'in Yeşillerle birlikte bir azınlık hükümeti kurmasını önleyebileceğini belirtiyorlar.
(O azınlık hükümeti, Sol Parti'nin güvenoyu vermeyeceği ama çekimser kalarak dolaylı olarak destekleyeceği bir hükümet olabilir).
Alman seçmenlerin ise, bu seçimden sonra 'yeni bir seçim daha' yapılmasına tahammül edecek halleri yok. Hıristiyanlar bunu göz önünde tutarak "Angela Merkel'i seçin ki, yeni seçime gerek kalmasın" propagandasına başladılar ama, Sosyal Demokratlar da buna "Halkı korkutarak oy almak istiyorlar" diye karşılık verdi. Bunun üzerine Angela Merkel cephesinden, "Böyle bir planımız yok" açıklamaları geldi.
Ama "yeni seçim" ihtimali, akıllara takıldı... Seçmenlerin çoğunda ürkütücü etkiler yaptı.
Her şey 2 Ekim'den sonra
Yarınki Alman seçimlerinin sonuçlarının resmileşmesi, ancak 2 Ekim'de mümkün olacak. Çünkü Saksonya'nın Dresden'deki bir seçim çevresindeki 220 bin küsur seçmen bu seçimde sandık başına gidemiyor.
Buna, o seçim çevresinin adaylarından birinin ölmesi neden oldu. Gerçi küçük bir partinin üyesiydi, seçilmesi ihtimali yoktu. Ama seçim mevzuatı adayın ölmesi halinde seçimin ertelenmesini öngörüyordu. Böyle yapıldı.
Bu durum, pazar günkü seçim sonuçlarının resmen ilan edilip yürürlüğe girmesini de geciktiriyor. Yani Meclis'in kurulup göreve başlaması süreci de, ancak Saksonya'daki seçimin bitmesinden sonra başlayacak.
220 bin oyun genel seçim sonucuna hiçbir etkisi olmasa bile, bu böyle olacak.
Tabii bir de şu var:
2002'deki genel seçimdeki gibi, iktidarı belirleyecek oy farkı çok az olursa, Saksonya seçimi 'anahtar' haline gelebilir. Ama bu ihtimal fazla kuvvetli görülmüyor.
Türkiye açısından ise durum şu:
2 Ekim'e kadarki bu gecikme yeni hükümetin kurulması tarihini geciktiriyor. Bu, Schröder'in iktidarı kaybetmesi halinde bile, AB ile müzakere tarihi olan 3 Ekim'de ve daha sonraki haftalarda, başbakan olarak kalmasının kesinleşmesi demek. Bu da, Angela Merkel'in başbakanlığa gelecek olsa bile, etkileyici bir duruma henüz geçememesi demek... Yani, Türkiye için daha iyi, veya 'daha az kötü' bir durum.