'Sevgililer Günü'ndeki top sesleri...

Güneydoğu'da savaş hareketleri yoğunlaşırken, yüzyıl öncesindeki 'Sarıkamış Olayı'nı konuştuk.

14 Şubat 2016 Pazar-15 Şubat 2016 Pazartesi

Geçen pazara rastlayan ‘Sevgililer Günü’nü, güney sınırımızdaki top seslerinin etkisi altında yaşadık. Televizyonlarda savaş tehlikesini hatırlatan demeçler izledik... Rusya Başbakanı’nınki gibi, o savaşın ‘Üçüncü Dünya Savaşı’ haline gelebileceğini ima eden demeçler dahil...

Bir de sınırlarımız içindeki ‘çatışma’lar vardı. Geçen yazılarda değinmiştim. Adına ‘savaş’ denilmiyordu ama, her gün çok sayıda ölüme ve yaralamaya neden oluyordu. Onların haberlerini izliyorduk. Asker-polis şehitlerimiz... Kadınlar, çocuklar dahil, sivillerimiz...

İktidar sözcüleri, o olayların artık sona erdiğini, normal hayata dönüldüğünü ilan etmiş olsalar da, o çatışmalarla ilgili haberlerin arkası henüz kesilmemişti.

Kısacası: Aysel’le birlikte gene de hatırladık, kutladık, fakat tatsız bir zamana rastladı bu defaki ‘Sevgililer Günü’...

YÜZYIL ÖNCEKİ SAVAŞ

Ayrıca, o pazar gecesinde CNN Türk’teki bizim ‘Sağım Solum Tarih’ programının konusu da iç açıcı değildi: Gene bir savaşla ilgiliydi. Bundan yüzyıl önceki Birinci Dünya Savaşı’yla... Türkiye o savaşa nasıl girmişti? Ve o savaşın başlangıcındaki ‘Sarıkamış felaketi’ne uğraması nasıl olmuştu?

Prof. Dr. Bingür Sönmez

Taha Akyol ve Mehmet Ö. Alkan’la birlikte katıldığımız programdaki konuğumuz Prof. Dr. Bingür Sönmez’di. Kalp cerrahlığının yanında Sarıkamış için yaptığı çalışmalarla da ünlüydü.

O çalışmalar sayesindedir ki, Sarıkamış’ta şehit olan on binlerce askerimizin anlamlı törenlerle anılması başlamıştı. O savaşla ilgili gerçeklerin ortaya çıkmasını sağlayan araştırmalar yapılabilmişti.

Yaklaşık iki saat süren programda konuyu, Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşı’na girişinden başlayarak konuştuk. Konuştukça da, bundan bir yüzyıl öncesindeki o olayların da en azından bir kısmını hatırlamanın çok faydalı olacağını gördük. Özellikle, bugünkü sorunlarımız açısından... Ben kendi hesabıma, şunları hatırlamanın önemli olacağını düşündüm:

Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’na girmesi, Osmanlı hükümeti yöneticilerinin sadece bir kısmının yürüttüğü bir sürecin sonucudur. Yönetimin öteki kısmı için o süreç tamamen gizli tutulmuştu.

Bundan, ‘Osmanlı Meclisi’ bir yana, kabinedeki bakanların bile çoğunun hiç haberi yoktu.

Dönemin Mebuslar Meclisi, tatile sokulmuştu.

Almanya’yla ittifak anlaşmasının görüşülüp parafe edilmesinden, Türkiye’ye sığınan Alman gemileriyle ilgili kararlara kadar her şey, Başbakan Sait Halim Paşa’nın İstanbul Boğazı’ndaki ünlü yalısında oluşturulup bitirilmişti.

‘HER ŞEY’E KARAR VERENLER...

O ‘her şey’e, başta Enver Paşa olmak üzere, Sait Halim Paşa ve Talat Paşa’dan oluşan ‘üçlü’ karar vermişti. Sürecin bazı aşamalarına Meclis-i Meb’usan Başkanı Halil (Menteşe) katılmıştı. Padişah Sultan Reşat ise anlaşmanın ve yayınlanacak bildirilerin imza aşamalarında bilgilendirilmişti.

Sıfırın altında 20 dereceyi aşan soğuk hava şartları içindeki Sarıkamış muharebelerinde kaybettiğimiz asker sayısı onbinlerle ölçülüyor. Birinci Dünya Savaşı’nın öteki cephelerindeki kayıplarımız da büyük... Sonuç ise, Çanakkale ve Irak muharebelerinde kazandığımız zaferlere rağmen, 4 yıllık ‘Birinci Dünya Savaşı’nın ‘mağluplar’ı arasında yer almamız.

Enver, Talat ve Sait Halim paşalara ek olarak bazı hükümet üyeleri de (Maliye Bakanı Cavit bey dahil) ‘zaman zaman’ bilgilendirilenler arasındaydı. Cavit bey, bu gelişmenin karşısındaydı. Fakat görüşlerini kabul ettirememişti.

Bu ‘gizli siyaset’ sürecinde ise, tabii, savaşa girmenin ne amaçları, ne koşulları tartışılabilmişti ne de riskleri... Silahlı kuvvetlerin durumuyla ilgili bir ‘imkânlar hesabı’ bile yapılmamıştı.

Hal böyle olunca da, başta ‘Sarıkamış felaketi’ ve ‘Kanal harekâtı’ başarısızlığı gibi yenilgiler olmak üzere, Birinci Dünya Savaşı’nda başımıza gelen olaylara karşı ‘önlemler’in –alınması bir yana- düşünülmesi bile mümkün olmuyordu.

BUGÜNKÜ DURUM...

Bugünkü -2016 yılının 15 Şubat’ındaki- duruma bakılınca... Güney sınırımızdaki ‘karşılıklı ateş’ler devam ederken ve dünyanın çeşitli başkentlerindeki politikacılar bir ‘dünya savaşı’ tehlikesinden söz ederken, ülkemizin başkentindeki Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de, bu konu hâlâ gerektiği gibi ele alınmış değildir.

İktidar sözcülerinin televizyonlarda yayınlanan konuşmalarında da, ‘bilgi vermek’ten çok, ‘polemik yapma’ gayreti var. Polemik hedefleri de, iç politikadaki rakiplerinden ibaret değildir. Rusya’dan ABD’ye, Avrupa ülkelerinden bir kısım Arap ülkelerine, Birleşmiş Milletler’in Güvenlik Konseyi’nden Genel Kurulu’na kadar birçok devlet ve kuruluş, o polemiklerde yöneltilen suçlamaların muhatapları halindedir.

Bu şekilde hedef alınan iç ve dış kuruluşlar, gruplar, topluluklar ve devletlerin dışında kalıp Türkiye’yle ilişkileri ‘iyi’ sayılabilecek ülkelerin sayısı da giderek azalmaktadır. Son duruma göre, Türkiye’yle ilişkileri ‘iyi’ sayılabilecek ülkeler arasına Suudi Arabistan’dan ve bir-iki Körfez ülkesinden başka hangilerinin girebileceğini saptamak, büsbütün güçleşmiştir.

Bunlar, tabii, 100 yıl önceki ‘savaş konuları’nın hatırlattığı ‘bugünkü gerçekler’...

1914 yılında başlayan o dört yıllık savaşın konuları arasında, bugün de hatırlanması gereken daha birçok olay var... ‘Sağım Solum Tarih’ programında onların sadece bir kısmına değinebildik... Ama o konularda yayınlanmış birçok kitap var, anılar var, belgeler var.

Seyircilerimize onları da hatırlatmaya çalıştık. Dilerim, bunlar bugünkü olaylarla ilgili karar ve önlem alma durumunda olanların ilgisini çeker... Çünkü, malûm, ‘yakın tarih’, daha önceleri yapılan hatalarından ibret alınmasına yardımcı olabiliyor.

http://www.radikal.com.tr/151247115124710

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yazılmamış.