Şiirimizdeki 'millet'ler...

Mehmet Emin Yurdakul ile Ziya Gökalp'in 'millet' anlayışına göre Mehmet Akif'inki daha kapsamlı... Ama en geniş kapsamlısı Nazım Hikmet'in 'millet'i...

Tartışma, tabii, çok uzun. Dünyanın her yerinde ortaya çıkmış. 19’ncu yüzyılda gelişmiş. 20’nci yüzyılda büyük savaşların başlıca gerekçelerinden biri olmuş. Sadece siyaseti değil, sosyal hayatı ve edebiyatı da etkilemiş.

Bizdeki anahtar sözcüğü, Osmanlıca’da ‘millet’...

‘Milli’, ‘milliyet’, ‘milliyetçi’, ‘milliyetçilik’ ondan geliyor. Dilimizi Türkçeleştirme hareketleri sırasında ‘millet’in karşılığı olarak ‘ulus’ geçmiş. Ötekilerin yerine de ‘ulusal’, ‘ulusalcı’, ‘ulusalcılık’ sözcükleri.

Biri ötekini yerinden etmemiş. İkisi de kullanılıyor. Sözcüklerin sözlükteki anlamları aynı.

* * *

‘Millet’ veya ‘ulus’, o sözcükle ilgili asıl tartışma, içeriği hakkında. Dünyanın başka yerlerinde olduğu gibi bizde de, hayli uzun geçmişi vardı.

Siyaset açısından, sosyoloji açısından şu soru hep sorulmuştu: ‘Millet’ veya ‘ulus’un ifade ettiği birlikteliğin temeli ne olacak?

Etnik köken mi, dini inanç mı, oturulan coğrafya mı, kültürel özellikler mi, birlikte yaşama iradesi mi?

Bugün o tartışmalara edebiyatımızdaki yansımalarıyla göz atalım:

Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerine kadar bu soruya cevap aramaya gerek yoktu. Çünkü Osmanlı sınırları içindeki herkes Osmanlı teb’asıydı. Ama, 19’uncu yüzyıldaki gelişmeler, o teb’anın büyük bir kısmının kendini başka türlü ifade etmesini başlatmıştı. Tabii, aynı eğilimler, Türklerde de başlamıştı.

Bunu, hem ‘din’, hem ‘cins’ olarak, -19’ncu yüzyıl sonunda- ilk ifade edenlerden en önemlisi Mehmet Emin Yurdakul’du.

“Ben bir Türküm dinim cinsim uludur.
Sinem, özüm ateş ile doludur.”

Yurdakul, bir ‘millet’e mensup olmanın özelliklerini, hem ‘din’e bağlıyordu, hem de ‘cins’e... ‘Cins’, ‘dil’i de kapsamına alan bir ‘soy’ ifadesi gibiydi.

Bu ‘dil’ konusunu daha önemli hale getiren şair, Ziya Gökalp’tir.

“Bir ülke ki camiinde Türkçe ezan okunur,
Köylü anlar manasını namazdaki duânın...
Bir ülke ki mektebinde Türkçe Kur’ân okunur.
Küçük büyük herkes bilir buyruğunu Hüdâ’nın.
Ey Türkoğlu, işte senin orasıdır vatanın!”

Mehmet Akif’in ‘millet’ anlayışı ise çok farklıdır. O ‘millet’i ‘ümmet’le eşdeğer sayar. Osmanlı İmparatorluğu topraklarındaki tüm Müslümanları, hangi dili konuşurlarsa konuşsunlar, milletin ayrılmaz parçası olarak görür. Arnavutları da, Arapları da... Onları etkileyen milliyetçilik cereyanlarını da ‘kavmiyyet’ (kavimcilik) diye kınar.

“Hani milliyyetin İslam idi. Kavmiyyet ne?
Sarılıp sımsıkı dursaydın a. Milliyyetine.
Arnavutluk ne demek? Var mı şeriatta yeri?
Küfrolur, başka değil, kavmini sürmek ileri.
Arabın Türk’e; Lazın Çerkez’e, yahut Kürd’e,
Acemin Çinliye rüchanı mı varmış? Nerde!
Müslümanlıkta ‘anasır’ mı olurmuş ne gezer,
Fikr-i kavmiyyeti telin ediyor peygamber.”

Akif’in ‘millet=ümmet’ yorumu, tabii, sadece Türkleri ve/veya Türkçe konuşanları kapsayan millet fikrine göre çok daha geniş. Ama Osmanlı devletindeki gayri-müslimleri ‘millet’ten saymıyor...

Onları da içine alan bir ‘millet’ görüşünü daha sonraki yıllarda Nâzım Hikmet dile getirecektir.

Nâzım Hikmet’in şiirlerinde, ‘birlikte yaşamak’ için aynı ümmete mensup olmaya gerek yoktur. Tam tersine, insanlar, aralarında dil farkı da olsa, din farkı da olsa, kardeşçe ilişkiler kurabilirler. Aralarındaki o düzeni korumak için canlarını feda etmeyi bile göze alabilirler.

Şeyh Bedrettin destanında, Bedrettin’in yoldaşlarının Şehzade Murat’a karşı (Karaburun’daki) direnişleri şöyle anlatılır:

“Mübalağa cenk olundu.
Aydın’ın Türk köylüleri
Sakızlı Rum gemiciler
Yahudi esnafları,
On bin mülhid yoldaşı
Börklüce Mustafa’nın
Düşman ormanına onbin balta gibi daldı (...)
Hep bir ağızdan türkü söyleyip
Hep beraber sulardan çekmek ağı
Demiri oya gibi işleyip hep beraber
Hep buralarda sürebilmek toprağı
Ballı incirleri hep beraber yiyebilmek,
Yarin yanağından gayrı her şeyde, her yerde hep beraber diyebilmek için
On binden verdi sekiz binini.”

* * *

Evet, bunlar, ‘millet’ kavramıyla ilgili geçmişteki tartışmaların şiirimize yansımalarından birkaç örnek... Aynı konudaki bugünkü tartışmalara, başka bir yazıda değiniriz...