Sokak, masa, müzik...

Dünyanın ünlü şehirlerinin hepsinde masaları sokağa taşan restoranlar da var, sokak çalgıcıları da... İstanbul'da olmasın mı?

Fatih Türkmenoğlu’nun televizyon programlarını izliyor musunuz? ‘Hayat gezdikçe güzel’ başlığıyla CNN-Türk’te yayınlanıyor. Ben fırsat buldukça izliyorum.
Türkmenoğlu, programın adındaki gibi, geziyor. Genellikle Türkiye’nin turistik bölgelerinin ilginç yerlerini buluyor. Doğal güzelliklerinin yanında, insanlarını da tanıtıyor.
Geçenlerde sıra dışı bir şey yaptı. Türkiye’ye ara verip Avusturya’ya gitti. Salzburg’dan bir program yaptı. Oradaki izlenimlerini yansıttı.
O program da güzeldi. Bazı sahneleriyle bende, İstanbul’la ilgili bir konuya çağrışım yaptı. Beyoğlu’nda bazı sokaklardaki masalar ve çalgıcılar konusuna...
Masalar ve çalgıcılar, ben de biliyordum, yeniden hatırladım, Salzburg’da da vardır, Paris’ten Frankfurt’a, Atina’dan Belgrad’a kadar daha birçok şehrin belirli yerlerinde de...
Hava güzel olunca, lokantaların, kahvelerin önündeki sokaklara masalar çıkarılır...
Sokaklarda, sokak çalgıcıları çalmaya başlar...
Tabii, bu durumu beğenen de olur, beğenmeyen de... Ama beğenmeyen de buna ses çıkarmaz. Çünkü bilir ki, şehrin o yerinin özelliklerinden biri budur. Orası bu sayede hareketli bir cadde veya sokak veya meydan haline gelmiştir. Lokantaların, kahvelerin, dükkânların müşterisi o yüzden artmıştır.
Dışarıya çıkarılan masalar, yayaların yürüme alanını daraltıp yolun kalabalıklaşmasına neden olsa da, oraya gelen yayaların büyük bir kısmı, buna razıdır. Hatta oraya, biraz da o kalabalığın içinden geçip etrafı görmek için gelirler... Boş masa bulurlarsa otururlar. Yiyecek içecek ısmarlarlar. 
* * * 
O yerlerin bazı köşelerindeki müzik dinleme imkânı da, o ilgiyi artıran nedenlerden biridir.
Siz müzisyenleri, eğer isterseniz, yakınlarında durup dinlersiniz. Beğenirseniz, önlerinde çanak gibi bir şey vardır, oraya biraz bozuk para atarsınız.
Ya da civardaki masalarda oturuyorsanız, uzaktan duyarsınız. O zaman cebinizde bozuk para aramanız gerekmez.
Bunlar, renkleri arasındadır turistik yanları olan şehirlerin belirli yerlerinin...
Belediyeler, tabii, bu durumu önlemeye değil, teşvik etmeye çalışırlar.
İşyerlerinin belirli sınırları aşmamasını sağlayacak düzenlemeler yapmayı, elbette ihmal etmezler. İşgaliye bedellerini makûl ölçüler içinde saptayıp tahsil ederler. Belediye bütçesine o yoldan da gelir sağlarlar.
Ama bunu yaparken, oradaki canlılığın yok olmasına, o canlılıktan faydalanan insanların kazançlarının daralmasına, şehirlerinin turistik zenginliğinin azalmasına yol açacak adımlar atmamaya dikkat ederler.
Yani, İstanbul’un Beyoğlu Belediyesi’nin bu Ramazan ayında Asmalımescit başta olmak üzere, Beyoğlu’nun bazı semtlerinde başlattığı operasyonlara benzer şeyler yapmazlar.
* * *
Ezgi Başaran, Radikal’deki yazısında, o operasyonların başlangıcını anlatırken, bunda, Beyoğlu Belediyesi’nin tutumundan çok, bir başka ‘tesadüf’ün rolü olduğunu hatırlatıyor:
“(Asmalımescit’in en bilinen restoran sahipleri açısından) hikâye şöyle: 10 gün önce yine zabıta gelmiş, masaları çıkarabilecekleri mesafeyi beyaz çizgilerle belirlemişti. Çizgilere uydular. Sonra başka bir şey oldu... Başbakan, Berat Kandili nedeniyle Galata Mevlevihanesi’ni ziyaret ettikten sonra, dönüşte Asmalı trafiğine takıldı. Masalar ertesi gün kaldırıldı.”
Masalar, ertesi gün hemen kaldırılmış ama, bunun sonucu da şu olmuş: Asmalı’da cirolar hızla düşmüş. Bir ayda çıkarılan personelin sayısı 3 bini bulmuş. Eylül ayı da böyle geçerse, bu sayı daha da artacakmış.
Tabii, o üç bin kişi işini kaybederken, Beyoğlu da bir şeyler kaybediyor. İstanbul’un kendine özgü güzellikleriyle, bir kültür, sanat, edebiyat, tiyatro, sinema ve eğlence merkezi olan Beyoğlu... Dolayısıyla İstanbul da...
Ezgi Başaran Beyoğlu’nun kaybettiği şeylerden birinin de şu olduğunu yazıyor:
“Asmalı eğer bugün kapkaççıların ve tinercilerin dolaşmadığı bir yerse, sebebi bu esnafın yarattığı ciddi ekonomidir. Hatta belediyenin topladığı işgaliye masrafıyla Beyoğlu’nun temizliği bedavaya bile getirilir. Ki öyleydi.”