'Suç duyurusu' yapılacaksa...

Başbakan'ın sözünü ettiği Anayasa ve Ceza Kanunu maddeleriyle, muhalefet milletvekilleri için değil, kendisi için 'suç duyurusu' yapılabilir.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP için de ‘suç duyurusu’ yaptı. Silivri’de Ergenekon duruşmasını izleyen basın mensuplarına ve milletvekillerine yapılan muameleye itiraz eden CHP’li milletvekilleri hakkında soruşturma açılması gerektiğini söyledi. Milletvekilleri için soruşturma açılıp sürdürülmesi, tabii, dokunulmazlıklarının kalkmasıyla mümkün. O konu için de “Biz gereğini yaparız” dedi.

Önce Kışanak, sonra Bahçeli

Böylece Meclis’teki üç muhalefet partisinin üçünün de milletvekilleri, Başbakan’ın ‘dokunulmazlıklarını kaldırırız’ tehdidinin muhatabı haline gelmiş oluyor.

BDP’nin eş genel başkanı Gültan Kışanak ve arkadaşları için, Başbakan geçen yılın eylülünde aynı formülü kullanmıştı. Onları ‘dağdakilerle kucaklaşarak’ terörü teşvik etmekle suçlamış. “Yargıyla konuştuk. Onlar gereğini yapıyorlar. Biz de Meclis’te gerekeni yapacağız” demişti.
Hakkında Başbakan tarafından suç duyurusu yapılan siyasetçilerden biri, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli olmuştu. Başbakan geçen hafta sonundaki TÜMSİAD toplantısında Bahçeli’yi ‘3.5 yıl iktidarda kalıp ülkeyi çökertmek’le suçladı. Bunun bazı bankaların batışı sonunda Hazine’nin mevduat sahilerini korumak için aldığı tedbirlerdi. Başbakan’a göre bunun maliyeti 111 milyar liraymış. O paranın AKP iktidarı döneminde ödendiğini bildirerek, şunları söylüyor:

“Bu 111 katrilyon lirayı (111 milyarın eski parayla karşılığı) biz ödedik. Sevsinler sizin vatanseverliğinizi. Batsın böyle vatanseverlik. (...) Hesabını bugüne kadar vermediler. Bu söylediklerim aslında bir yerlere duyurudur. Tabii ben merak ediyorum, bu yargı ne iş yapar diye...”
Bu ‘duyuru’nun adresi, bir arkadaki cümlede verilmişti. Başbakan’ın ‘ne iş yaptığı’nı merak ettiği ‘yargı’...

Ama o cümleleri dinleyen ve okuyanlar da şunları merak etmişlerdi: Hâlâ da ediyorlar:

1) Başbakan’ın sözünü ettiği hükümet, üç partili bir koalisyon hükümetiydi. AKP’nin iktidara gelişinden önce görev yapmıştı. 2002 seçimini AKP kazanınca görevini onun kurduğu hükümete devir ve teslim etmişti. O ‘devir-teslim’den beri yaklaşık 11 yıllık zaman geçmişti. AKP, daha önceki iktidarın, bankalarla ilgili olarak aldığı tedbirlerle bir suç işlediği kanısında idiyse o ‘suç duyuru’sunu niçin şimdiye kadar geciktirmişti?

2) O zamanki hükümet bir ‘koilasyon hükümeti’ olduğuna göre, o ‘suç duyurusu’nun muhatabı, niçin tek başına Devlet Bahçeli oluyordu. Hükümetin Başbakanı Bülent Ecevit’ti. Hükümette başka başbakan yardımcıları da vardı. Ekonomik işlerden sorumlu olan bakanlar vardı.
Daha sonraki AKP iktidarının başbakanları Abdullah Gül ile Recep Tayyip Erdoğan, daha önceki iktidarın, başbakanlıkla ilgili olarak aldığı tedbirleri yargıya şikâyet etmek şöyle dursun, onları uygulamaya devam etmişlerdi. Şimdi, o ‘devir-teslim’den bu yana ne olmuştu da, Başbakan, sadece Devlet Bahçeli’yi hedef alarak öyle bir ‘duyuru’ yapmayı gerekli bulmuştu?

3) Başbakan’ın Bahçeli hakkında ‘duyuru’ yaparken, onun hakkındaki soruşturmanın Türk Ceza Kanunu’nun hangi maddesine göre başlatılabileceğini düşünmüş müdür? Türk Ceza Kanunu’nda sadece Bahçeli hakkında Başbakan’ın isteğine uygun bir soruşturma açılmasını sağlayabilecek bir madde var mıdır?

Evet, bütün bunlar, merak ediliyor, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın o ‘duyuru’yu yaptığı günden beri...

Muharrem İnce ve arkadaşları

CHP hakkındaki suç duyurusuna gelince...

Bunun özetini geçen yazıda yapmıştım. Salonda yaklaşık 200 boş sandalye varken, mahkeme başkanı, oraya ne basın mensuplarının oturmasına izin vermişti ne de milletvekillerinin...

Bunun sonucu, salona giremeyip dışarıda kalan basın mensuplarının, içeride ayakta kalanların fazlalığı öne sürülerek, içeriye alınmamasıydı.
Duruşma salonunda bu yüzden tartışmalar çıkmış, gerginlikler yaşanmıştı.

Başbakan, bunun, başta Grup Başkan Vekili Muharrem İnce olmak üzere, CHP’li milletvekillerinin işlediği bir suç olduğunu öne sürdü.
Bu iddiasını, AK Parti TBMM grup toplantısında açıkladı. Dedi ki:

“Anayasa’nın, TCK’nın amir hükümleri ortadadır. Öyle zannediyorum ki bu konuda da yargı zaten gereğini yapacaktır. Bize de ne düşüyorsa, ondan sonra biz de gereğini yaparız.”

Bu ifade de, ötekilere benziyordu. Anlamı ‘çok açık ve net’ti.

Yargı, gerekeni yapsın. Milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması için Meclis’e fezleke yazsın. Biz de gerekeni yapalım.

Başbakan, bu ‘suç duyurusu’nu o toplantıda yapmakla da yetinmedi. Ertesi gün Kırgızistan, Moğolistan gibi ülkelere resmi gezisi vardı. O yolculukta da yanındaki gazetecilere, bunu ayrıntılarıyla tekrarladı. Orada, Anayasa’nın ve Türk Ceza Kanunu’nun ilgili maddelerine de atıfta bulundu. Dedi ki:

“Anayasa 138 çok net. Ayrıca Ceza Kanunu’nda 227 var. Biz bu işin peşini bırakmayız. Eğer iş fezlekelerin Meclis’e gelmesi noktasına varırsa, üzerimize düşeni yaparız. Aksi halde ‘basan kazanır’ denir ve herkes böyle şeylere tevessül edebilir. Emsal olur.”

Başbakan, gerek Anayasa’nın, gerek Türk Ceza Kanunu’nun söz konusu maddesine atıfta bulunurken, sadece madde numaralarını vermişti. Madde metinlerini okumamıştı.

Burada şimdi o metinlerin ilgili fıkralarını görelim:

Anayasa’nın, Başbakan’ın referans verdiği 138’inci maddesinin ilk fıkrası şöyle:

“Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.”

Burada, bu metni değerli okurlarımın dikkatine sunuyorum:

Bu metni okuyunca, Anayasa’nın bu maddesini kimin ihlâl ettiği öne sürülebilir?

8 Nisan 2013 Pazartesi günü Silivri’deki Ergenekon davasına girip, sandalyelerin boş bırakılmamasını, başta basın mensuplarının ihtiyaçları gözetilerek ayakta kalanlara tahsis edilmesini isteyen CHP’li milletvekillerinin mi?

Yoksa, yargıya açık açık ‘Şunların dokunulmazlıklarını kaldırtmak için Meclis’e yazı yazın’ ‘telki’nini yapan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın mı?

CHP’li milletvekillerinin isteği, ‘yargı yetkisinin kullanılması’yla ilgili bir istek değil. Salondaki oturma düzeniyle ilgili bir istek. Salona daha fazla gazetecinin girmesinin, girenlerin de oturabilmesinin sağlanmasına yönelik. O istek üzerine gerginlik çıkmışsa, onun nedeniyle ilgili iddialar 138’inci maddenin kapsamına girmez.

Ama Başbakan’ın yaptığı ‘Öyle zannediyorum ki bu konuda yargı zaten gereğini yapacaktır’ demesi, o 138’inci maddesinde yer alan ‘telkinde bulunmak’ fiilinin tam karşılığıdır. Madde ‘Hiçbir makam’ öyle bir ‘telkinde bulunamaz’ diyor. Başbakanlık makamında oturan zat ise milletvekilleri hakkında soruşturma açılması ve Meclis’e fezleke yazılması ‘telkininde bulunuyor’.

Bu, Anayasa’nın 138’inci maddesinin açık bir şekilde ‘ihlâl’ edilmesi demek değil de nedir?

Başbakan’ın atıfta bulunduğu Türk Ceza Kanunu maddesine gelince... Başbakan, gezisine katılan gazetecilere o maddeden söz ederken, ya madde numarasını kendisi yanlış hatırlamış ya da onu gazeteciler yanlış anlamış. Gazetelerde o numara, ‘227’ diye yanlış çıkmış.

(Kanundaki 227’nci madde, tamamen başka bir konuyla ilgili.) Başbakan’ın kastettiği madde 277’inci madde... Orada da Anayasa’nın 138’inci maddesinin ilkesine uygun olarak “Yargı görevi yapanlara emir veren veya baskı yapan veya nüfuz icra eden veya her ne surette olursa olsun adı geçenleri hukuka aykırı olarak etkilemeye teşebbüs eden kimse”nin cezalandırılacağı belirtiliyor.

Özetle: Başbakan’ın Ergenekon davasını izleyen CHP’li milletvekilleri için sözünü ettiği Anayasa ve TCK maddeleri, onlara değil, asıl kendisine karşı ‘suç duyurusu’ yapılmasına müsaittir.