Taslaktaki iki zıt fıkra

Anayasa taslağının din özgürlüğüne dair 24. maddesindeki bir fıkra, eğitim ve öğretime ilişkin 45. maddeyle çelişkili...

Anayasa taslağının, 'din ve inanç hürriyeti' başlıklı 24'üncü maddesinde ilginç bir fıkra var. İki seçenekli olarak yazılmış. Ama, iki seçeneğin de ortak cümlesi şu: "Devlet, eğitim ve öğretim alanındaki görevlerini yerine getirirken, eğitim ve öğretimin ana ve babanın dini ve felsefi inançlarına göre yapılmasını isteme hakkına riayet eder."
Cümle, din ve inanç hürriyeti başlığı altında, sadece din derslerini değil, tüm 'eğitim ve öğretim' alanını kapsayacak bir ifade taşıyor.
Bu bir Anayasa kuralı olacağına göre, ana-babalar buna dayanarak, devletten çeşit çeşit taleplerde bulunabilirler. O taleplerin bir sınırı yok. "Bu derste, o teoriyi öğretmeyin, şu teoriyi öğretin" diyebilirler. Veya belirli derslerin 'müfredat'tan tamamen çıkarılmasını isteyebilirler.
Hatta "Mevcut okullardaki öğretim benim dini (veya felsefi) inancıma uymuyor. Ben çocuğumu okula değil, falanca grubun veya tarikatın kursuna göndereceğim" diyebilirler.
Öyle değil mi? Yasaların (tabii anayasaların da) cümleleri, nasıl yazılmışlarsa, öyle anlaşılırlar. Ana-babanın o konuda her isteği öne sürmeye hakkı var.
* * *
Peki, 'Devlet', ana-babaların bu 'hak'larını kullanmalarına -cümledeki sözcükle- 'riayet' mi edecek? Yani, o isteğin gereğini yerine getirmek zorunda mı olacak?
Bırakın taleplerin içeriğini tartışmayı, ana babaların çeşitli taleplerinin hepsi 'haklı' gibi görünse bile, devletin bunların hepsini birden yerine getirme imkânı olabilir mi?
Yer açısından, ders kitapları açısından, öğretmen açısından, maddi açıdan... Devlet bunu yapabilir mi?..
Hadi diyelim ki, devletimiz bir gün çok zenginleşti... Her velinin isteğine yetişecek hale geldi, en nadir istekleri bile karşılamanın yolunu buldu. Seçmeli dersler yoluyla tek kişilik sınıflar bile açabiliyor. Onlara öğretmen yetiştiriyor... O cümlenin kapsamındaki her hedefi gerçekleştirebiliyor... Ama öyle bir ihtimal olsa bile, bir başka sorun var. Onu ne yapacağız?
Şu sorun var:
O cümle, Anayasa'nın 24'üncü maddesinde... Ama bir de, Anayasa'nın eğitim ve öğretimle ilgili 45'inci maddesi var. Gene şimdiki Anayasa taslağını hazırlayanların o madde içinde yazdığı iki cümle var. Eski anayasalarda da var olan bir ilkenin tekrarı bu... Taslakta, o da şöyle ifade ediliyor:
"Eğitim ve öğretim, demokratik, laik, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz..."
Peki, Anayasa taslağının bu iki ayrı yerindeki bu iki ayrı kural, birbirinin tam karşıtı değil mi?
Özellikle de 'temel eğitim' açısından...
24'üncü maddeye göre, devlet, eğitim ve öğretimde, ana-babanın kendi inançlarını öne sürerek istediklerini yapmak zorunda...
45'inci maddeye göre ise, ana-babalar, devletin -belirli kurallara göre- düzenleyeceği eğitim programlarına uymak zorunda...
Ana-babaların, çocuklarının 'kanuni temsilcisi' de olsalar, o kuralların, 'yani demokratik, laik, çağdaş bilim ve eğitim esasları'nın dışına çıkan taleplerde bulunma hakları yok.
Peki, bu iki karşıt anayasa maddesinden hangisi geçerli olacak, ortaya bu yüzden bir hukuki sorun çıkarsa?..
Ben AKP heyetinin yeniden görüştüğü taslağı okurken, onu hazırlayan değerli hukukçuların bu iki karşıt maddeyi birbiriyle nasıl bağdaştırabildiklerini anlayamadım.
Gerçi 24'üncü maddeye ekledikleri fıkrada 'din dersi' zorunluluğuna istisna olanakları sağlamak istiyorlar.
Hazırladıkları iki seçenekten birinde, din derslerini zorunlu olmaktan çıkarmışlar. Kişilerin veya kanuni temsilcilerinin talebine bağlamışlar. İkinci seçenekte ise 'zorunlu' saymaya devam etmişler. Ama kişiler isterse, bundan 'muaf' tutulacaklar.
O cümle o iki seçenekte de, bir yama gibi duruyor. Amaç din dersleriyle ilgili düzenlemeyi yapmaksa, hiç durmasa da olur. Ama oraya konulmuş. Niçin?
Böyle bir 'değişim'den memnun olmayacak çevrelere hitap edip, onları yatıştırmak için mi? Kesin olarak anlaşılmıyor.
Peki, ama, orada durmasının nedeni ne olursa olsun, 45'inci madde ne olacak?.. 24'üncü maddenin 45'inci maddeyle çelişkisi?.. Bunu, hiç düşünmemişler mi?
O çelişki de belli ki, idarenin, kendi takdirine göre yapacağı yorumların konusu olacak... Belki bazen de mahkemelik de olacak...
Tabii, anayasa taslağı, o iki seçenekten birini içerecek şekilde yasalaşırsa...
Ama taslak halinde de kalsa, böyle bir çelişkiyi içeren bir anayasa taslağı, anayasa hukukçuları tarafından yazılabilir mi?
* * *
Bir şey daha:
24'üncü maddenin 4'üncü fıkrası olarak taslağa eklenen 'eğitim ve öğretimde dini ve felsefi inanç' fıkrasının, bir de resmi gerekçesi var. Şöyle:
"Maddede yer verilen en önemli hükümlerden biri, devlete çocukların eğitimi alanında ebeveynin dini ve felsefi inançlarını dikkate alma yükümlülüğü getiren düzenlemedir. Bu hüküm, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne ek 1 No'lu protokolün 2'nci maddesine paralel olarak düzenlenmiştir."
Bunu okuyunca ne yaparsınız? Yukarıdaki düşünceleri bir an için bir kenara koyarsınız. Demek ki, o cümle, altında Türkiye'nin de imzasının bulunduğu bir önemli sözleşmeden aynen alınmış bir cümledir deyip, konuya biraz daha dikkatle bakarsınız.
Ben de öyle yaptım. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 1 numaralı protokolünü buldum, 2'nci maddesine baktım. Evet o cümlenin benzeri, orada duruyor. Ama, orada da şöyle bir durum var:
Türkiye, Avrupa Birliği insan Hakları Sözleşmesi'nin ve ona ek protokollerin hepsini imzalamış. Ama bunun bir tek istisnası var... O da o '1 numaralı protokol'ün '2'nci madde'si... Ona 'çekince' koymuş. Demiş ki: "Benim bir 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunum var (Öğretim Birliği Kanunu). Ben o kanunun hükümlerini saklı tutarım."
Bizim anayasa taslağını hazırlayan kurul ise, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nden alınacak diğer birçok maddeden önce, gitmiş o maddeyi almış...
Türkiye'nin bu çekinceyi koymuş olması gayet normal. Çünkü söz konusu 'Tevhid-i Tedrisat Kanunu', Cumhuriyet'in kuruluşundan beri esasları muhafaza edilmiş olan sekiz yasadan biri... 1961 ve 1982 anayasalarında olduğu gibi, şimdiki taslakta da, Anayasa'nın ayrılmaz parçası olarak yer alıyor.
135'inci madde olarak, şu başlığın ve açıklamanın altında:
"İnkılâp kanunlarının korunması
Anayasa'nın hiçbir hükmü, Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarma ve Türkiye Cumhuriyeti'nin laiklik niteliğini koruma amacını güden, aşağıda gösterilen inkılâp kanunlarının, Anayasa'nın kabul edildiği tarihte yürürlükte bulunan hükümlerinin, Anayasa'ya aykırı olduğu şeklinde anlaşılamaz ve yorumlanamaz.
a) 3 Mart 1340 tarihli ve 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu,
b) 25 Teşrinisâni 1341 tarihli ve 671 sayılı Şapka İktisası Hakkında Kanun..."
O iki kanunun arkasından, Medeni Kanunun evlenmeyle ilgili hükümleri, Türk harfleri kanunu gibi kanunlar da dahil, 'inkılap kanunu' diye nitelenen diğer kanunlar geliyor...
Yani, Türkiye'nin çekincesinin gerekçesi olan o Anayasa maddesi, bugünkü taslağı hazırlayan heyet tarafından da, aynı gerekçeyle muhafaza edilmiş.
Ama, bu da, heyeti, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde, Türkiye'nin -Anayasa parçası olduğu için- çekince koyduğu o '2'nci madde'yi alıp taslağın 24'üncü maddesinin içine sokarken, tereddüde sevk etmemiş.
Niçin? Acaba, o çekincenin konulduğunun farkında değiller miydi?
Yoksa, farkındaydılar da, bunda bir sakınca görmediler mi?
(Ama eğer öyle ise, farkında olduklarını, fakat bunda bir sakınca görmediklerini, maddenin gerekçesini yazarken açıklamaları gerekmez miydi?)
* * *
Bir şey daha:
Yandaki kupürlerde de görülecektir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 1 numaralı protokolünün ikinci maddesinde -Türkiye'nin çekince koyduğu- o cümle alınırken önemli bir kelime değişikliği de var... Sözleşmede o cümledeki, ana-babanın, 'eğitim ve öğretimin dini ve felsefi inançlarına göre yapılmasını isteme hakkı'na, devletin 'saygı göstereceği' yazılıyor.
Taslaktaki alıntıda ise devletin buna 'riayet' edeceği (yani uyacağı, gereğini yerine getireceği) yazılı... Böylece bu, -taslak gerekçesinde de belirtildiği gibi- 'devlet' için bir 'yükümlülük' haline geliyor.
İkisi arasında fark yok mu? En azından tercüme farkı?..
* * *
Özetle: Anayasa taslağı ve taslakla ilgili gelişmeler için söylenecek, yazılacak şey çok...
Biz bugün taslağın sadece bir maddesinin bir fıkrasını konu alabildik. Ama sanırız, o fıkra da, gerçekten çok ilginç bir fıkra...