Terörde 'teşhis' ve 'tedavi'

Teröre karşı gereken önlemler alınırken, 'teşhis'teki hatalar, dönüşü zor zararlara yol açabilir.

Önceki gün Siirt'te dört askerimiz şehit... Uzaktan kumandalı mayının patlatılmasıyla öldürüldüler.
Hafta başında, Pülümür'de yedi askerimiz şehit... Karakollarına yiyecek getiren minibüsün tuzak olarak kullanılması sonucunda öldürüldüler...
İki hafta önce Ankara'da Anafartalar'daki çarşı binasının önünde kadınlı erkekli sekiz sivil insanımız şehit... Bir intihar komandosunun patlattığı bombayla öldürüldüler...
Ve geriye doğru bakılınca, asker-sivil, daha birçok insanımızı öldüren, birçoğunu da yaralayan daha pek çok kanlı eylem...
Ve o eylemlerde kaybettiğimiz insanların yürek parçalayıcı cenaze törenleri... Güneydoğu'da askerlik görevini yapan 18-20 yaşındaki delikanlıların, Ankara'da çarşı yerinde bombayla vurulan kadın-erkek vatandaşlarımızın cenazeleri...
Ağlayan anneler, hıçkıran babalar, kardeşler, çocuklar...
* * *
Hangi etnik kökenden olursa olsun, tüm vatandaşlarımızı acılara boğan bu eylemleri, kim istiyor, kim düzenliyor?
Ne için?.. Bunlarla herhangi bir sorunun çözümüne katkıda bulunmak mümkün mü?..
Hele bazılarımızın "Kürt sorunu", bazılarımızın "Güneydoğu sorunu" dediği çok önemli bir sorunun çözümüne?..
Bunların neye hizmet edeceği belli:
"Ateş düştüğü yeri yakar" denildiği gibi ateşin en fazla yaktığı yerdeki vatandaşlarımız, o eylemlerden kimin veya kimlerin sorumlu olduğu sorusuna cevap ararken, başka bir kısım vatandaşlarımıza olumsuz duygularla bakmaya başlayacaklar...
Devletin güvenlik güçleri ise, doğal olarak, teröre karşı mücadelelerinde daha çabuk sonuç almak için operasyon alanlarını genişletecekler...
Baskına uğramaları ihtimaline karşı koruyucu önlemlerini artıracaklar...
Bu gelişme sırasında "şüpheli" sayılan insanların sayısı artacak...
O arada, gene doğal olarak, masum olup da şüpheli muamelesi görenler, haksızlığa uğradıkları kanısına kapılacaklar...
Bu kanı, onların yakınlarına da yansıyacak. Onlar da o güvenlik güçlerine korkuyla bakmaya başlayacak...
Ayrıca, artan çatışmalarda o taraftan ölenlerin de cenazeleri gelecek oradaki cami önlerine... "Ateş düştüğü yeri yakar" kuralı o tarafta da işleyecek...
Özetle: Yeniden tırmanacak, karşılıklı şüpheler, korkular, öfkeler, ülkemizin belirli yerlerindeki toplum kesimlerinde...
* * *
Böyle bir şüphe, korku ve öfke ortamının koyulaşmasının kime ne faydası olabilir?..
Hele, bunun "Güneydoğu sorunu" veya "Kürt sorunu"... adına ne dersek diyelim, o sorunun çözümü yolunda herhangi olumlu bir adımın atılmasına, en ufak bir faydası olabilir mi ?..
Tam tersine, böyle tırmanma sonucunda, barış ve demokrasi yolunda, toplumumuzun tümü için kazanç olan gelişmelerin sürmesi, daha da güçleşmez mi?
Evet, kim veya kimler, bu yeni terör tırmanışını başlatmışsa, onların amaçları, halkımızın sorunlarına çözüm bulmak olamaz...
Tam tersine, o sorunların daha da büyümesini sağlamak olabilir?..
Halkımızı birbirine düşürmek olabilir.
Rejimimizi demokrasiden uzaklaştırmak olabilir... Ülkemizi uluslararası alanda yalnızlaştırmak olabilir...
Ama, bunlardan başka bir şey de olabilir...
* * *
Bunun Meclis'e girme iddiası taşıyan yasal siyasi partilerimizin hiçbirinin yararına olmadığı bellidir.
Ülkemiz bir seçim dönemindedir. Yüzde 10 barajını aşamayacaklarını gören partilerimizin bile büyük bir kısmı, o barajı "bağımsız aday" gösterme yoluyla aşmaya çalışıyorlar. Bunu, Kürt sorununun çözülmesi konusunda en duyarlı olan DTP de yapıyor.
Kaldı ki, DTP'nin seçim öncesindeki politikasının, "Türkiye'deki bölünme kaygıları"nı ortadan kaldırmaya yönelik olduğu, yöneticilerinin son sıralardaki demeç ve yazılarında vurgulandı. Partinin eşbaşkanı Aysel Tuğluk'un iki hafta önce "Radikal İki"de yayımlanan bir yazısı var. Bu konuda görüş oluşturmak isteyenlerin önce o yazıyı okumaları faydalı olacaktır.
* * *
Peki, Türkiye'deki terör olaylarının Irak'daki Kürt yönetimine bir faydası var mı?
Bu sorunun da cevabı "Evet" olamaz...
Oradaki Kürt yönetiminin ve o yönetim bölgesinde yaşayan halkın ne kadar büyük sorunlarla karşı karşıya olduğunu, bölgeye giden Türk gazetecileri de uzun uzun anlattılar.
Irak'ın ve Kuzey bölgesinin yararı, besbelli ki, teröre karşı kendini savunma ihtiyacı içindeki bir Türkiye'nin potansiyel hedefi haline gelmesinde değildir.
Tam tersine, Türkiye'yle karşılıklı güvene dayalı iyi ilişkiler kurmasındadır.
Bu, diğer komşularımız açısından da öyledir. Türk ordusu, sadece bölgesinin değil, Avrupa'nın da en güçlü ordusudur. Komşularımızdan biri veya öteki, Türkiye'nin gelişmesini istemiyor bile olsa, Türkiye'yle ilişkilerini gerginleştirmek istemez. Bu, İran için de, Suriye için de, diğer bölge ülkeleri için de hiç iyi olmaz...
* * *
Öyleyse, kim veya kimler olabilir, Türkiye'yi terör yoluyla rahatsız etmekte yarar gören dış veya iç güçler?..
"Polis romanı mantığı"na göre, bu sorunun cevabını bulmak kolay değil. Çünkü, terör olaylarının failleri arasında, bazen, sadece polis romanı mantığıyla değil, normal insan mantığıyla da bağdaşmayan duygu ve düşüncelere sahip olanlar çıkıyor.
Mesela, terör örgütlerine, başlangıçta siyasi bir amacı benimseyerek katılmış, fakat zaman içinde ona alışmış, onu bir meslek veya yaşam biçimi haline sokup, o alışkanlıktan kurtulmamış olanlar çıkıyor.
Bu son terör olaylarını da, PKK'nın şu andaki önde gelenlerinden herhangi biri veya birileri planlamış olabilir.
Bu planların arkasında, onları lojistik olarak destekleyen başka güçler de bulunabilir... Mesela silah ve cephane satıcıları...
Ve, veya, büyük devletlerin bazen -devlet politikasının da dışında- kendi başlarına veya silah tüccarları hesabına hareket eden gizli güçleri...
Bunlar gibi, başka ihtimaller de vardır... Olayların, bütün bu ihtimalleri de göz önünde tutan geniş bir açıyla bakılarak değerlendirilmesi gerekir.
* * *
Tabii, nedeni veya nedenleri ne olursa olsun, faili veya failleri kim olursa olsun, terör terördür. Teröre, ister istemez, terörün gerektirdiği önlemlerle yanıt verilecektir.
Ama bunu yaparken, olayların nedenleri ve failleri hakkındaki araştırmaların, kesin gerçeklere ulaşıncaya kadar devam ettirilmesi gerekir. Yoksa, o konudaki "teşhis"lerde yapılacak en ufak yanlış, "tedavi" metotlarında da yanlışlara yol açabilir. Ve o yanlışların telafisi çok güç olabilir.
Çünkü konu, belirtmeye çalıştığımız gibi, en azından şimdilik, bir "çok bilinmeyenli denklem" gibidir.
Konuya, bir başka yazıda devam edeceğiz.