Törende açığa çıkan gerçek

Dink'in cenaze töreninde görünen gerçek: Halkın çoğunluğu ırk ayrımcılığından çok uzak...


Dink'in cenaze töreninin fotoğrafları dünkü gazetelerdeydi. Bundan 14 yıl önce de Ankara'da Uğur Mumcu'nun cenaze töreni vardı. İkisi de düşünceleri yüzünden öldürülmüştü.
Yukarıda Mumcu'nun yüz binlerce kişinin katıldığı cenaze töreninin Milliyet'teki fotoğrafı.
(28 Ocak 1993)

Hrant Dink'in cenaze töreninde gözle görünen gerçek şuydu: Ülkemiz halkının çok büyük çoğunluğu 'ırk ayırımcılığı' gibi bir hastalıktan çok uzaktı.
İstanbul, Türkiye'nin her yerinden insanların yaşadığı şehirdir. Ülkenin nüfus yapısının, oran açısından da dengeli bir kesiti gibidir. Cenaze törenine katılanlar da öyleydi.
Batı Anadolu, Orta Anadolu, Karadeniz, Doğu, Güneydoğu, Akdeniz... Agos önündeki törende ve Elmadağ'a kadarki yürüyüş sırasında her bölgemizden tanıdıklarıma rastladım.
İşçisinden işadamına, esnafından çiftçisine, öğrencisinden meslek sahibine kadar... Genci, orta yaşlısı, erkeği, kadını... Herkes, hem Dink'in kaybının verdiği üzüntüyü paylaşıyordu, hem de o karanlık cinayeti lanetliyordu...
Kalabalık sessizdi. Hrant Dink'in ailesinin isteğine uymuştu. Slogan atmıyordu. Tek slogan vardı. O da sessiz... Ellerdeki 'Hepimiz Dink'iz, hepimiz Ermeni'yiz' yazısı... Katılımcıların cinayete karşı duydukları tepki ve cinayete uğrayanla dayanışma duyguları, bununla ifade ediliyordu.
(Burada bir parantez açayım: Ne yazık ki, sonradan, bunu bile anlamayanlar çıktı. Dün verdikleri demeçlerde o anlayışsızlıklarını ilan ettiler. Aralarında bazı siyasetçiler de var... Türk'ün adı 'Hrant olamaz. Mehmet olur, Ahmet olur' diye polemikler başlattılar...
Evet, o yazıları ellerinde tutanları ben yakından gördüm. Çğunun adı Mehmet veya Ahmet veya bir başka Türk adıydı. Adlarından da, muhakkak ki memnundular. Ama orada öldürülen değerli bir vatandaşımıza son saygı görevi yapıyorlardı. O sloganla, onunla kardeşliklerini ifade ediyorlardı.
İnsanın, bunu anlamamak için, ya akli melekelerinin yetersiz kalması gerekir, ya da kardeşlik gibi, dostluk gibi duygulardan tamamen yoksun olması...
Dilerim, Allah onlara -durumlarına göre- ya akıl, ya da duygu ihsan eylesin.)
* * *
Yürüyüşün bir kısmından sonra, kilisedeki törene de katıldım. Orada daha çok devletin temsilcileri vardı. Cumhurbaşkanı çelenk göndermişti. Alkışlarla karşılandı. Başbakan adına yardımcısı Mehmet Ali Şahin ve İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu gelmişlerdi. İstanbul Valisi Muammer Güler ve Belediye Başkanı Kadir Topbaş ile Batı Garnizon Komutanı Tümgeneral Muzaffer Cengiz Arslan oradaydı. Muhalefetteki siyasi partiler de temsilciler göndermişlerdi...
Böylece, Hrant Dink, ebedi yolculuğuna, önce halk, sonra devlet tarafından saygıyla selamlanarak uğurlandı.
* * *
Hrant Dink'in eşi, çocukları ve torunuyla birlikte tüm yakınlarına, törene katılan-katılmayan bütün vatandaşlarıma başsağlığı diliyorum.


Sosyal demokrasinin dünkü büyük kaybı
Bu günler, öldürülenlerin ve ölenlerin anılarıyla geçiyor.
Pazartesi günü, bir yıl önce kaybettiğimiz değerli bilim adamı ve politikacı rahmetli Aydın Güven Gürkan'ın ölümünün yıldönümüydü, onu eski dostlarının katıldığı bir toplantıda andık.
Aydın Güven Gürkan, Türk demokrasisine ve sosyal demokrasiye büyük katkıları olan bir politikacıydı. 1980 askeri müdahalesinden sonra demokrasiye yeniden geçiş döneminde birbirinden ayrı düşen soldaki partilerin -Halkçı Parti ile SODEP'in- birleşmesinde, Erdal İnönü'yle birlikte unutulmaz bir özveri örneği vermişler ve SHP'yi kurmuşlardı.
Gürkan daha sonra da SHP ve CHP kadrolarında bakan ve milletvekili olarak siyasal görevlerini sürdürmüştü. Geçen yılın Ocağında, bir süre önce tutulduğu hastalık sonucunda aramızdan ayrılmıştı.
* * *
Dün de, İsmail Cem'i kaybettik. O da gazeteciliğinin, bilim adamlığının yanında, ülkemizin çok önemli bir siyasetçisiydi.
Sosyal demokrasi üzerindeki eserleri ve çalışmalarıyla, solun ülkemizdeki en önemli 'ideolog'larından biriydi.
SHP hükümeti esnasında Kültür Bakanlığı, DSP hükümeti zamanında da -beş yıl süreyle Dışişleri Bakanlığı yaptı.
Bütün görevlerinde, yetenekleri, bilgi birikimi ve zarif üslubuyla, ülkemize unutulmaz hizmetlerde bulundu.
İsmail Cem'e Allah'tan rahmet, tüm yakınlarıyla birlikte milletimize başsağlığı dilerim.


Mumcu'nun cenaze töreninin sloganı: Uğurlar ölmez...
Dün, Uğur Mumcu'nun ölümünün 14'üncü yıldönümüydü. Onun cenaze töreni Ankara'daydı. 27 Ocak 1993'teydi. Ona da katılmıştım.
O da bir halk töreni halindeydi. Yüz binlerce kişinin yağmur altında katıldığı, saatlerce süren bir törendi.
O, sloganlı bir törendi.
Uğur'un laiklik konusundaki duyarlılığı vurgulanıyordu. Katillerin bulunması isteniyordu. Onunla dayanışma duyguları dile getiriliyordu.
'Uğurlar ölmez' deniliyordu. 'Milyonlarca Uğur var' deniliyordu.
Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal'dı. Başbakanı da Süleyman Demirel. İkisi de törene katılmamışlardı. Demirel seyahatteydi. Devleti Başbakanvekili olarak Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü temsil ediyordu. Diğer bakan arkadaşlarıyla beraber, törenin başından sonuna kadar halk arasında yürümüştü.
Atılan sloganlar arasında devleti, hükümeti eleştiren sloganlar da vardı. Bunları devlet ve hükümet adına Erdal İnönü göğüslüyordu. Uğur Mumcu'ya en yakın siyasetçilerden biriydi.
Ama o görev, onun üzerindeydi.
* * *
O cinayetin de temel nedeni, Uğur Mumcu'nun açıkladığı düşünceleriydi. Katiller ve katillerin arkasındakiler, o düşüncelere tahammül edememişlerdi.
Uğur Mumcu, benim yakın arkadaşımdı. Dün koleksiyondan o günlerdeki Milliyet gazetelerini buldum.
Öldüğü gün ben yurtdışındaydım. Haberi alınca gezimi kesip Türkiye'ye dönerken yazdıklarıma baktım. Onu, bugün, o gün haberi alır almaz yazdığım yazının bir bölümünü buraya alarak anmak istedim:
'"Uğur Mumcu... Adı yüreğime, hiç çıkmayacak bir acı gibi indi. Gözümün önünden hızla 30 yıllık bir film şeridi geçti:
1960'ların genç ve başarılı hukukçusu... Atatürk'e ve devrimlere inanmış dergi yazarı... 12 Mart döneminin, yedek subaylık hakkı elinden alınan 'sakıncalı piyade'si... Mamak Hapishanesi tutuklusu... Ama, hakkındaki suçlamaların hepsinden beraat ettikten sonra, devleti mahkemeye verip dava kazanan, tazminat alacaklısı. 1970'li yılların başarılı gazetecisi... Yeni Ortam yazarı, ANKA Ajansı araştırmacısı... Cumhuriyet gazetesi yazarı. Kitap yazarı...
1980'li yılların, mesleğinin zirvesine çıkmış gazeteci-araştırmacı yazarı... Her biri birer olay yaratan dizi dizi kitapların yazarı. Gene ilk günlerdeki gibi Atatürk'e, devrimlere ve demokrasiye inançlı... Her söylediğini, bilgiye, belgeye, akla ve mantığa bağlamaya özen gösteren bir basın adamı...
Yazılarında da, özel hayatında da, gerektiği zaman son derece ciddi, ama bazen müthiş bir espri kaynağı. Ayrıca örnek bir aile babası... Evinin bir bölümü; kütüphanesi, muazzam bir arşivi ve bilgisayar sistemiyle, gazeteciliğe ayrılmış. Dışarıda gezmekten, eğlenmekten uzak, evinde okumaktan ve çalışmaktan mutlu bir adam...
İnsanın, kim, nasıl kıyar böyle bir adama diye haykırası geliyor. Ama faydası yok... Bazıları var ki, kıyıyorlar işte. Basın ve düşün hayatımızın daha başka değerleri gibi Uğur Mumcu'ya da kıydılar. O da artık, Abdi İpekçi'den itibaren benzeri şekillerde öldürülüp, aramızdan ayrılan ve adları bir cümlede sayılamayacak kadar çoğalmış bulunan arkadaşımızın yanına gitti..."