Türkiye'deki medya ile uluslararası medyanın kurduğu komplo...

Erdoğan ve Davutoğlu ile başka demokratik ülkelerdeki 'mevkidaş'ları arasındaki demokrasi anlayışı farkı.
Türkiye'deki medya ile uluslararası medyanın kurduğu komplo...

"Şu anda Türkiye’deki bir kısım medya, onlarla birlikte bazı uluslararası medya kuruluşları, gösterileri bir ‘Türkiye manzarası’ gibi aldatıcı, aynı zamanda ahlaksız bir girişimin içindedirler.”

Böyle bir cümlenin kime ait olduğunu sormaya gerek yok.

Bu, bizim ülkemizin Başbakan’ının uzun zamandan beri dinlemeye alıştığımız klasik cümlelerinden biridir.

Kim televizyonda duyar veya gazetede okursa anlar ki, Başbakan gene ‘bir olaya kızmış’, onun arkasındaki ‘komplo’yu keşfetmiştir. Ve hemen ‘her zamanki düşmanları’na veryansın etmeye başlamıştır. Yerine göre, muhalefet partilerine, sivil toplum örgütlerine, meslek örgütlerine, sermayedarlara, işçilere, işveren kuruluşlarına, işçi sendikalarına, profesörlere, avukatlara, doktorlara ve/veya başkalarına...

O gruplar arasındaki yeri değişmeyen gruplardan biri ‘bir kısım medya’dır. Başbakan o grubu kendine özgü kelimeler kullanarak anar. Nedeni o ‘bir kısım medya’nın, olaylar hakkında Başbakan’ın istediği ‘Türkiye manzarası’nı çizememesidir.

* * *

Evet, bu, artık kimse için sürpriz değil. Başbakan bu komplo teorilerini sık sık üretiyor.

Ama bu son gezi olayında biraz değişik bir durum var. Şöyle:

Başbakan “Türkiye’deki bir kısım medya’ ile ‘uluslararası medya kuruluşları’nı birlikte hareket etmekle suçluyor. Oysa, başta Türkiye’deki gösterilerin içinde bulunanlar olmak üzere, bir kısım vatandaşımız da, Türkiye’deki medyanın ‘gezi olayları’nı yayımlamakta, uluslararası medyadan geride kaldığını düşünüyor.

Bu değerlendirmeyi karşılaştırmalı olarak yapıp şu sonuca varanlar var: Son iki buçuk hafta içinde, özellikle belirli günlerdeki olaylar, yabancı televizyonların haber bültenlerinde bizdekilerden daha çabuk ve daha geniş olarak yer almış...

O zaman nasıl oluyor, bizim medyamızla uluslararası medyanın birlikte hareket etmesi?..

İki ihtimal var:

Ya Başbakan’ın o değerlendirmesi yanlış. İki grubun birlikte hareket ettikleri falan yok. Medyalar arası yarışta, ötekiler daha fazla çalışmışlar. Öne geçmişler. Bizimkileri -medya deyimiyle- ‘atlatmış’lar.

Ya da birlikte hareket etmişler, iki tarafın da ellerine aynı haber ve görüntüler geçmiş ama, bizimkiler o haberleri, meslektaşlarının yayımladığı kadar çabuk ve geniş yayımlayamamışlar. Çünkü, Türkiye’deki medya özgürlüğü anlayışı, öteki demokratik ülkelerdeki gibi değil.

* * *

Bu ikinci ihtimalin daha geçerli olduğu, sadece Başbakan’ın sözlerinden değil, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun açıklamalarından da anlaşılıyor.

Davutoğlu, Habertürk’te yayımlanan son konuşmasında, bizim medyayı karıştırmadan doğrudan doğruya Batı medyasını hedef alıyor.

Avrupa’daki, Amerika’daki yayın organlarının Türkiye’deki olayları veriş şeklini anormal bulduğunu bildiriyor. Oralarda da benzeri olaylar olduğunu, ama Türkiye’dekilere oradakilerden daha fazla yer verildiğini söylüyor. Bunun kasten yapıldığını ima ediyor. İzlediği bir yabancı televizyon yayınında gaz maskesiyle yayın yapan bir muhabirin iyi niyetinden şüphe ettiğini bildiriyor.

Davutoğlu, o şüphesini, başka ülkelerin Dışişleri Bakanları’na da bildirmiş. Anadolu Ajansı, bakanın o konudaki açıklamasını şöyle özetliyor:
“Yabancı muhataplarıyla da konuyu ele aldığını aktaran Davutoğlu, geçen hafta ve iki gün önce ABD’li mevkidaşıyla görüştüğünü, Alman mevkidaşıyla da bugün bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini dile getirerek, ‘Sorduğum soru net olarak şu oldu: Atina’da, Madrid’de, Roma’da, Londra’da, birçok Avrupa başkentinde ekonomik kriz dolayısıyla sokağa dökülenler söz konusu olduğunda bu kadar uzun yayınlar yapıldı mı, bu kadar çok açıklama yapıldı mı?’ ifadesini kullandı.”

* * *

Anadolu Ajansı haberinin yukarıdaki bölümünü, Dışişleri Bakanımızın Türk kamuoyuna gururla açıkladığı bilgiyi aktarıyor. Bakan, gerek Amerikan, gerek Alman Dışişleri Bakanı’na telefon açıp, onların ülkelerindeki televizyon haberlerinden şikâyet etmiş. Anlaşılıyor ki, mevkidaşlarından o televizyonların yayınlarını düzelttirmelerini bekliyor.

Acaba buna, ‘mevkidaş’ları ne demiş? Çünkü Davutoğlu’ndan başka herkes biliyor ki, Amerika’da da Avrupa’da da, hükümetin bakanları televizyon veya gazete yetkililerine, ‘Şu haberi uzun vermeyin. Bu haberi şöyle verin’ diye telkinde bulunmayı yetkileri alanında görmezler. (Zaten öyle bir yanlışlığa kapılan olursa, sonu iyi olmaz. Bild Gazetesi Genel Yayın Müdürü’ne o yolda bir haber gönderen Alman Cumhurbaşkanı Christian Wulf gibi, görevinden istifa zorunda kalır.)

Özetle: Farklıdır ülkemizdeki iktidar yetkililerinin ‘medya özgürlüğü’nden anladıkları ile diğer demokratik ülkelerdeki yetkililerin anladıkları... O yüzdendir ki, bizimkiler, kurdukları komplo teorilerinde de, yabancı ‘mevkidaş’larıyla yaptıkları görüşmelerde de, yanlış üstüne yanlış yapıyorlar.