Türkiye'nin fuar çelişkisi

Frankfurt Kitap Fuarı'nda, Türkiye standında, 'edebiyatta dışa açılma projesi' açıklandı, ama 'dışa açılanlar' unutuldu...

Frankfurt'ta kitap fuarındayım. Bu fuar, malum, dünyanın en büyük uluslararası kitap fuarı... Katılan ülkelerin sayısı 101.
Türkiye'nin temsili bu yıl da ağırlıklı olarak Türkiye Yayıncılar Birliği'nin üstünde...
Gerçi kendi girişimleriyle birer stand kiralayıp fuarda varlıklarını kendi adlarıyla sürdüren 22 yayınevimiz de var. Fakat birçok yayınevi, kitaplarını, Yayıncılar Birliği'nin yönetimindeki büyük stand'da sergiliyor.
O standı, önceki gün Kültür ve Turizm Bakanı Attila Koç ziyaret etti. Düzenlenen toplantıda bir konuşma yaptı. Türk yazarlarının eserlerinin başka dillere çevrilmesi ve yayımlanması için başlattığı projeyi anlattı.
Projenin kısa adı TEDA... Uzun adı 'Türk Edebiyatını Dışarıya Açma Projesi'.
Bununla, Türk yazarlarının eserlerinin dış dillere çevrilip yayımlanması teşvik edilecek. Türk yazarlarının eserlerini yayımlamak isteyen dış yayıncılara, Bakanlık mali destek verecek.
Bunun daha önceki dönemlerde de denemeleri yapılmıştı.
Kurulan sisteme göre yurtdışındaki yayınevleri, veya Türkiye'deki temsilcileri Bakanlığa 'Sizin şu yazarınızın eserini şu dile çevirtmek istiyoruz. Bizi destekler misiniz? ' diye başvururlarsa, Bakanlık durumu inceleyip onlara, istedikleri çeviriyi yapabilmeleri için kitap başına 15 bin dolara kadar maddi katkı yapabilecek. Bu amaçla, gelecek yılın bütçesine 1 trilyon lira konulmuş.
Bakanın ve diğer konuşmacıların anlattıkları, toplantıda bulunanlarca genellikle olumlu karşılandı.
Yapılan yorumlar iyimserdi.
Bu proje sayesinde artık, dünyanın çeşitli ülkelerinde, İngilizceden, Almancaya, Arapçadan, Bulgarcaya kadar çeşitli dillerde daha fazla yazarımızın, sanatçımızın eseri okunabilecekti.
* * *
Fakat bu tabloda bir şey eksik kaldı:
Bir de, sayıları az da olsa, bazı yazarlarımız vardı ki, eserlerinin yabancı dile çevrilerek basılması ve okunması, herhangi bir kamusal destek olmadan gerçekleşebilmişti. Yani, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın bugünkü projesinin ilk öncüleri gibiydiler. Frankfurt Fuarı'ndaki Türk standında, Türk yazarlarının eserlerinin dış dünyada okunmasının önemi belirtilirken, onların da adlarının -bir cümleyle olsun- anılması gerekmez miydi? Nâzım Hikmet'ten, Sabahattin Ali'ye, Yaşar Kemal'den, Orhan Pamuk'a kadar...
Onlardan Orhan Pamuk'un durumu, daha da ilginçti. Pamuk, Frankfurt Kitap Fuarı'nı düzenleyen kurumun bu yılki 'Barış Ödülü'nü kazanan edebiyatçıydı. Her gün onbinlerce ziyaretçinin girip çıktığı fuarın en ünlü kişilerinin başında geliyordu.
Kültür Bakanlığının eserlerinin başka dillere çevrilip yayınlanmasını -haklı olarak- teşvik etmek istediği Türk edebiyatçıları arasında, eserleri, hiçbir teşvik görmeksizin 34 dile çevrilmişti.
Almancaya çevrilen, Alman yayınevlerince basılan ve fuarın çeşitli standlarının en gösterişli yerlerinde sergilenen eserlerinin sayısı beşti. (Kar, Benim Adım Kırmızı, Yeni Hayat, Kara Kitap, Beyaz Kale)
Frankfurt Kitap Fuarı'nda Türkiye standında yapılan toplantıda, Fuardaki bu gerçeğin görmezden gelinmesi, bence çok hazin bir çelişki oluşturdu.
Bir yanda TEDA... Yani 'Türk Edebiyatını Dışarıya Açma Projesi '... Bir yanda 'Türk edebiyatını dışarıya açma' yolunda başarıya ulaşmış en önemli örneklerden biri...
Ve o örnek, fuara giren herkes tarafından görülüyor... Ama fuarın Türk standında 'Türk edebiyatını dışarıya açma' projesini tanıtanlarca görülmüyor.
Bu, olacak şey mi?
Gerçi bu konuda basınımızda da çeşitli görüşler var. Bazısı bu 'görmeme' tavrını doğru buluyor. Bazısı görse bile, gördüğü şeyi beğenmiyor.
Orhan Pamuk, şunu söylemiş, bunu söylemiş... Gerçi söylediklerinin amacını aşan şekilde yayımlandığını da anlatmış ama, bu yetmezmiş... Bunu Nobel'i kazanamadığı için yapmış olması muhtemelmiş...
Şu sırada, bunları bırakıp, romanları 34 dile çevrilmiş olan ve dünyanın en önemli ödüllerinden birini kazanmış bulunan insanın bir 'Türk yazarı' olduğunu hatırlasak çok daha iyi olacaktır.

Alman Yayıncıları Birliği'nin barış ödülü, 1950 yılından beri veriliyor. Bunun için kurulan vakfın seçiciler kurulu, Vakıf tüzüğündeki şu esasa göre çalışıyor:
"... (ödülün amacı), barışın, insanlığın ve halklar arasındaki anlayışın yerleşmesine hizmet etmektir. Ödül, özellikle, edebiyat, bilim ve sanat alanlarındaki çalışmalarıyla barış fikrine olağanüstü katkılarda bulunan şahsiyetlere verilir. Ödüle layık görülenler, millet ırk ve inanış farkına bakılmaksızın seçilir" Yukarıdaki fuar afişinde görüldüğü gibi, şimdiye kadarki ödül sahipleri arasında Theodor Heuss gibi, Václav Havel gibi -aynı zamanda yazar olan- cumhurbaşkanları, Max Frisch gibi, Thornton Wilder gibi tiyatro yazarları, Yehudi Menuhin gibi müzisyenler de var. Ödülü alan ilk Türk yazar 1997'de Yaşar Kemal oldu. Bu yıl Orhan Pamuk'un almasının gerekçesi şöyle açıklandı:
"(Bu ödül kararıyla) zamanımızın hiçbir edebiyatçısının yapmadığı bir şeyi yaparak, Doğu'da Batı'nın, Batı'da da Doğu'nun tarihi izlerinin üstüne giden ve kendini tümüyle bilgiye ve başkalarına saygıya dayalı bir kültüre adamış bulunan bir yazar onurlandırılmış olmaktadır. Orhan Pamuk, Avrupa ile Müslüman Türkiye'nin birbirleriyle buluştuğu bir eser yaratmıştır. 'Beyaz Kale', 'Benim Adım Kırmızı' veya 'Kar' romanlarında Doğu'nun masal gelenekleriyle Batılı modern üslup unsurlarını birbiriyle birleştirmekte ve toplumumuzun dar anlayışlı olmayan bir Avrupa'da ihtiyaç duyacağı imajlar ve kavramlar oluşturmaktadır. Yazar özgün bilgi ve belleğiyle büyük Osmanlı tarihine kadar uzanırken, aynı zamanda günümüzün sıcak olaylarının da çekinmeden üstüne gidebilmekte, insan haklarının ve azınlık haklarının savunuculuğunu yapmakta, ülkesinin siyasal sorunlarıyla ilgili tutumlar almaktadır."