Türkiye'nin iki ayrı yüzü

'Hepimiz Ermeniyiz' sloganıyla yürüyenler Alman basınında hayli olumlu karşılandı. Polislerin tetikçiyle fotoğraf çektirmesi bu olumlu bakışı değiştirdi.

FRANKFURT - Birkaç gündür Almanya'dayım. Türkiye, buradaki basında da, Hrant Dink cinayetinden sonraki gelişmelerle anılıyor.
Yakalanan sanıkları kahraman gibi gösteren hareketlerle... Orhan Pamuk'un, bir sanığın tehdidinden sonra, Almanya'daki doktora törenine bile gelememesiyle... ABD'yi daha emniyetli bularak oraya gitmesiyle...
Yani, ülkemiz için yeniden, olumsuz haberler, yorumlar birbirini izliyor burada...
'Yeniden olumsuz' diyorum. Çünkü bundan, çok değil on-oniki gün önce, Hrant Dink'in cenazesinin kaldırılmasının hemen arkasından okuduğum olumlu yorumları hatırlıyorum. Başka ülkelerde olduğu gibi, Almanya'daki gazeteler de, 'Türklerin cinayete karşı tepkisi'nin ne kadar içtenlikli olduğunu belirtiyorlardı. Bunu, Türklerin -Papa ziyaretinde de kendini gösteren- başka din ve ırklara karşı 'barışçı duygu'larının göstergesi sayıyorlardı.
Örnek: Frankfurter Allgemeine Zeitung'un 24 Ocak tarihli başyazısı:
"(Sanıkların) hedefi, Türk-Ermeni yazar Hrant Dink'i öldürerek Türkiye ile Ermenistan arasındaki uçurumu daha da aşılmaz hale getirmekse, attıkları kurşunlarla o hedefi vuramamışlardır. (Tam tersine) Dink'in cenaze töreni, Müslüman Türkler ile büyük kısmı İstanbul'da yaşayan Hıristiyan Ermeniler arasında anlayış ve barış havasını ortaya koyan bir gösteri haline gelmiştir..."
Birçok gazetede, bu ve benzeri yazılara eşlik eden fotoğraflar da Türk gazetelerindeki gibiydi. On binlerce insanın, ellerindeki 'Hepimiz Hrant'ız, Hepimiz Ermeniyiz' yazılarıyla yürüyüşü...
***
Şimdi işe bakın ki, aynı cenaze törenindeki yazıları -ya anlamadıkları ya da anlamazlıktan geldikleri için- sorun haline getirenler sayesinde, o 'barışçı Türkiye' imajının yerinde yeller esiyor.
Şimdi yazılanlar şunlar:
"İki hafta önce 'Hepimiz Ermeniyiz' sloganı eşliğindeki muhteşem tören, tüm Avrupa'yı derinden etkilemişti. (...) Geçen cuma günü, Türkiye, birden fazla polisin genç katil zanlısıyla samimi pozlar içinde çektirdiği fotoğraflarla sarsıldı..." (Der Spiegel)
"Şimdiye kadar hiçbir Nobel ödüllü yazar (hatta herhangi bir yazar), demokratik Almanya'ya yapacağı bir ziyareti ve Hür Berlin Üniversitesi'nin kendisine şeref doktoru unvanını vereceği törene katılımını iptal etmemişti. (...) Bu, Almanya'da hayal kırıklığı yarattı. Fakat aynı zamanda (yazarın karşı karşıya kaldığı tehditler karşısında) anlayışla karşılandı. (Berliner Tageszeitung)
"Suçunu itiraf eden bir katili, bir milliyetçi poster kahramanı haline getirmek... Bunu yapan polis, Hrant Dink'e karşı suikast planları hakkındaki birçok belirtiyi bir yıl süreyle görmezlikten gelen polis... Orhan Pamuk'u (tehditlerden) koruyacak polis de o. Yazarın kendini, kendi ülkesinde güvenlik içinde görmemesi, şaşılacak bir şey değil..." (Süddeusche Zeitung).
***
Gazetelerde, dergilerde bunlar... Ve daha sayfalar ve sayfalarca yazılar, fotoğraflar... Der Spiegel'de Orhan Pamuk gibi tehdit edilen yazarlara açılan davalar da anlatılıyor. Radikal Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan'a, yazarlar Perihan Mağden'e, Elif Şafak'a karşı açılan davalar... O davalardan beraat ettikleri halde karşılaştıkları tehditlerin devam ettiği bildiriliyor.
Özetle: 15 gün önceki durum tamamen başkayken, bugün ürkütücü bir 'Türkiye imajı' var Alman gazetelerinde. (Tabii, televizyonların yayımlarında da...)
Manzara diğer ülkelerin medyalarında da farklı değil, bunu internette kısa bir gezinti yaparak izlemek mümkün. Ama bu konuda Almanya'nın özel bir durumu var...
Türkiye'de bugün yeni bir 'cepheleşme' daha yaratmak isteyenlerin bahane olarak kullandığı 'Hepimiz Ermeniyiz' sloganının bir başka şekilde kullanıldığı yer, Almanya...
Hatırlayalım:
Almanya, malum, 'ırkçılık' denilen tehlikenin çok büyük facialara neden olduğu bir ülke... O yüzden, sadece hedef alınan başka 'ırk'lardan değil, Almanlardan da milyonlar ve milyonlarca insan öldü...
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra yeni Almanya (başlangıçta iki Almanya) kurulurken, o tehlikeye karşı çok sıkı önlemler alındı... Hem anayasal, hem yasal önlemler...
Başlangıçta bunlar etkili oldu. Fakat, Türkler de dahil, yabancı işçilerin gelmesinden sonraki gelişme yıllarını izleyen işsizlik yıllarında o eğilim, bu defa yabancı işçilere karşı olarak yeniden canlandı.
Hele, iki Almanya'nın birleşmesinden sonra doğudan başlayıp batıya da yayılan yeni işsizlik dalgasının etkisiyle, özellikle gençlerden oluşan ırkçı gruplar azdıkça azdı... 'Yabancı'lara sokakta pusu kurup bıçakla saldırmaktan evlerini, yurtlarını kundaklamaya kadar, her türlü şiddet eylemine girişmeye başladılar. Birçoğu da Türk olan pek çok yabancıyı öldürdüler...
Alman devletiyle birlikte Alman kamuoyunun büyük bir kısmı bu cinayetleri kınıyordu ama, ırkçılara yakın gruplar da o cinayetleri- 'ekonomik', 'sosyolojik', 'psikolojik' açılardan- mazur gördüklerini saklamıyordu.
'Bunun nedeni yabancılardır' gerekçesi altında, 'yabancılar dışarı' sloganları, her yerde işitilebilir, her duvarda görülebilir hale geliyordu.
İşte o sloganlara karşıdır ki, Alman kamuoyunun geniş kesimlerinde, Alman devletinin de desteklediği o slogan oluştu:
'Ich bin ein Auslaender' (Ben bir yabancıyım) sloganı...
O slogan 8 Kasım 1992 günü Berlin'de, 350 bin kişinin katıldığı yürüyüşün ana sloganı oldu ve daha sonra Almanya'nın her yerindeki yürüyüşlerde tekrarlandı. Möln'de ve Solingen'de Türklerin evlerinin yakılmasından sonraki törenlerde de, 'Ich bin ein Türke' (Ben bir Türk'üm) diye, doğrudan doğruya Türkler için kullanıldı.
Bunun anlamı belliydi: Alman göstericiler, bununla 'gadre uğramış', 'zulme uğramış', insanlarını kaybetmiş olan 'yabancı'ların acılarını paylaşmak istiyorlardı. Onlarla dayanışma içinde olduklarını belirtiyorlardı.
(Bunun bir geçmişi de vardı. 1963 yılında ABD Başkanı John F. Kennedy, o zaman bölünmüş olan ve 'Doğu Bloku'nun kuşatması altında zor şartlar içinde yaşayan Batı Berlin'in halkına -bir eski Roma sözünü yorumlayarak- 'Ben bir Berlinliyim' diye seslenmişti. Aynı gerekçeyle...)
***
1992 yılında 350 bin kişinin katıldığı büyük Berlin gösterisinde, ırkçı gruplar, bu slogana karşı eylemlere giriştiler.
Göstericilerin başında şu isimler vardı: Cumhurbaşkanı Richard von Weizsaecker, Meclis Başkanı Rita Süsmuth, Başbakan Helmut Kohl, Anamuhalefet Partisi (SDP) Başkanı Björn Enghölm... Yani federal devletin tüm üst protokolü...
Ve (Bavyera hariç) tüm eyaletlerin başbakanları... Tüm partilerin, gerek federal, gerek federe düzeydeki bakanları, milletvekilleri.
Onların da dahil olduğu 350 bin kişiye Cumhurbaşkanı Weizsaecker hitap edecekti. Kürsü civarında 300 kadar kişiden oluşan bir ırkçı grup, daha önceden yer almıştı. Cumhurbaşkanı'nın konuşması başlarken kürsüyü yumurta yağmuruna tuttular.
Cumhurbaşkanı aldırmadı. Konuşmasını, polisin tuttuğu kalkanlar arasından yumurta yağmurunun altında yaptı. Şöyle başladı:
"Alman Anayasası'nda, sadece Almanların değil, tüm insanların onurundan söz edilir. Ve tüm insanların onurunun her şeyden üstün olduğu belirtilir..."
***
Irkçı gruplar, o gösteriden sonra da eylemlerini birden bırakmadılar... Hatta biraz daha tırmandırdılar. Möln ve Solingen olaylarıyla birlikte başka olaylar da yaşandı. Ama Almanya'da 'Ben bir yabancıyım' diyen milyonlarca Alman da, cumhurbaşkanı başta olmak üzere, ırkçılığa geçit vermemek için elinden geleni yaptı.
Bunda tam başarıya ulaşıldığı söylenemez. Gerçi artık 1990'lı yılların başlarındaki o cinayetli dönem, çoktandır aşılmış görünüyor. Ama -şiddetten uzak kalsalar da- yabancılara karşı çeşitli şekillerde tavır alan ırkçı gruplar hâlâ var. Fakat o ayrı bir konu... Biz burada, bizde kullanılan o 'Hepimiz Ermeniyiz' sloganının 1990'ların başlarında nasıl kullanıldığını hatırlatmak istedik.
O sloganı Almanlar, Türkler için kullanırken memnun olmuştuk. Bununla, acılarımızı paylaştıklarını, bizimle dayanışma duygularını ifade ettiklerini anlıyorduk. Gazetelerimize 'yalnız değiliz' diye başlıklar atmıştık.
Ama şimdi kendi kendimize sormamız gerekiyor: Aynı sloganı Türkiye'de Ermeniler için kullananların da aynı şeyi ifade etmek istediğini, nasıl oluyor da, anlayamıyoruz?




8 Kasım 1992'de Berlin'de Alman Cumhurbaşkanı ve tüm devlet erkânı dahil, 350 bin kişinin katıldığı gösteride her türlü ırkçılık kınandı. Yabancı karşıtlığına karşı 'Ben bir yabancıyım' sloganı kullanıldı. Bazı kurumlar da bunu gazete ilanı yaptılar. (Sağda:) Lufthansa'nın ilanı: 'Biz her gün yabancıyız.'



Berlin'deki göstericilere hitap etmek için kürsüye çıkan Alman Cumhurbakanı Weizsaecker'i bir grup ırkçı yumurta yağmuruna tuttu. Ama cumhurbaşkanı, polis kalkanlarının altında söyleyeceğini söyledi: 'Sadece Almanların değil, tüm insanların onuru, her şeyden üstündür'.