Van'daki haç avcıları

Prof. Dr. Ayşe Yüksel, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektör Yardımcısı. Yalova doğumlu. 1979'da İstanbul Üniversitesi...

Prof. Dr. Ayşe Yüksel, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektör Yardımcısı. Yalova doğumlu. 1979'da İstanbul Üniversitesi Florance Nightingale Hemşirelik Yüksek Okulu'nu bitirip İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde akademik kariyere girmiş. Lepra üzerine uzmanlaşmış. Anadolu'nun çeşitli illerinde lepra araştırmaları yürütmüş. Böylelikle Anadolu'yu yakından görmüş ve tanımış.
Yüksel, aynı zamanda Türkan Saylan'ın başkanlığındaki Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği üyesi... Derneğin faaliyetlerine Van ve çevresinde katkıda bulunuyor... Van Üniversitesi öğrencileri için çeşitli destek projeleri gerçekleştiriyor.
Ayrıca şimdi sanık. Van'daki Aşkın davasının sanıklarından biri...
* * *
Ben Ayşe Yüksel'i daha önce hiç görmemiştim. Mahkemedeki sorgusunda gördüm ve dinledim. Mahkemeye yazılı olarak bildirdiklerini şöyle özetledi:
"Ben savcılıktaki sorgulanmam sırasında hakkımdaki esas iddiaların şunlar olduğu sonucuna vardım:
- Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği adına PKK yandaşlarını koruyormuşum... Onları himaye ediyormuşum... Onlardan birine burs vermişim.
- Hıristiyanlık propagandası yapıyor veya yaptırıyormuşum.
- Kız ve erkek öğrencileri aynı binada oturtmak için gayret sarf ediyormuşum.
Bu iddialara şaşırdım ama cevap verdim.
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nin burs ölçütlerini anlattım. Öğrenciler arasında etnik köken farkı gözetmediğimizi, sabıka kaydı bulunanlar dışında şartları uygun olan herkesin burs alabileceğini, ama fakir öğrencilerin tercih edildiğini anlattım...
Savcı, PKK yandaşı olduğu iddia edilen bir kız öğrenciden söz etmişti. Onun hakkında öyle bir bilgi sahibi olmadığımı söyledim. 'Herhalde koşulları uyuyordu da onun için vermişizdir' dedim.
Hıristiyanlık propagandası iddiasının akılsızca bir iftira olduğunu, o konuda daha önce bir yerde yayın yapıldığını, yayın yapanlar hakkında suç duyurusunda bulunduğumuzu söyledim.
Kız-erkek öğrenciler konusundaki dedikodunun da aynı şekilde iftira olduğunu, yurtların dışında öğrenci binası diye bir binamız olmadığını söyledim..."
Ayşe Yüksel, bunları anlattı. İddianameyi gördükten sonra ise daha da şaşırdığını söyledi. İddianamede, sorgusunda cevapladığı o iddialarla ilgili bir suç isnadı ve ceza talebi yoktu, zaten olamazdı ama, hakkında Yücel Aşkın'la ilgili suç iddialarından bazısına örgütlü olarak katıldığı iddiası vardı.
* * *
Ayşe Yüksel mahkemedeki ifadesinde o iddiaları yanıtladı. Ama bizim buradaki konumuz, davanın içeriği değil. Davada suç işlendiği iddiasına ve ceza talebine neden olmayan, ama yayınlara konu olan o 'Hıristiyanlık propagandası' ve 'kız-erkek' konuları...
Bakın bunlar Yüksel'e niçin sorulmuş:
Çünkü o iddialar, üniversitenin içinden veya yakınından bazı kimseler tarafından savcılığa bildirilmiş. Resmi ifadelerle tutanağa geçirilmiş.
Adlarını açıklamaksızın, birkaç örnek verelim. Bir üniversite mensubunun ifadesinden:
"Ayşe Yüksel'in misyonerlik faaliyetleri yürüttüğünü duydum. Yani Hıristiyanlık dininin propagandasını yapıyormuş, ayrıca Ayşe Yüksel bu faaliyetler çerçevesinde özellikle kızlı erkekli öğrencilerin aynı evde kalmalarını temin etmiş, bu konuda somut bir bilgim yoktur, ancak bunlar duyuma dayalıdır."
Peki, bunu söyleyen kişi, elinde 'somut bilgi' olmadığı halde, bu 'duyuma dayalı' şeyleri niçin savcıya söylemiş? Bilinemez. Ama ifadesinde şu cümleler de var:
"Ben 3 yıl önce doçent oldum. Ancak kadroya atanmam 1.5 yıl gecikti."
Bir başka eski üniversite mensubu da, ifadesinde, halk arasında 'söylenti'lerin çıktığını bildirerek şunları söylüyor:
"(Ayşe Yüksel) 60 kadar daire tutarak bazı öğrencilere aylık burs verdiği, bu öğrencileri örgütlediği, kız-erkek birlikte kalma zorunluluğu karşılığında öğrencilere burs ayarladığı, hatta bazı dernek ve vakıfları bu işe aracı olarak kullandığı belirtilmektedir."
Bu 'söylenti'ler, nerede, nasıl, kimler tarafından 'belirtilmektedir', ifadeyi veren bunu 'belirtme'ye gerek görmemiş...
Bir başka ifade örneği: Anlaşıldığına göre, bu ifadeyi veren kişi, Üniversitenin hukuk müşaviri kadrosunda iken, sonradan oradan ayrılıp serbest avukat olmuş. Üniversiteye karşı dava açmak isteyenlerin vekâletini alıyormuş. Şöyle diyor:
"Bir bankta otururken bir öğrencinin elinde Yahoa Nahşihatı isimli bir kitap gördüm. Bu öğrenciye bu kitap nedir diye sordum. 'Bu bir İncil'dir. Bunu bize verenler bize kucak açmışlardır, karnımızı doyurmuşlardır. Ayşe Yüksel'in temsil ettiği Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği tarafından korunuyoruz. Tüm ihtiyaçlarımız karşılanmaktadır' dedi. (...)Ayrıca Ayşe Yüksel'in misyonerlik faaliyeti çerçevesinde kızlı-erkekli öğrenci evleri tuttuğunu duydum."
Evet, ifadeyi veren 'dedi' diyor "duydum" diyor. "Kim" dedi, "kimden" duydu, belli değil. Ama bunları savcılığa ifade olarak vermiş...
* * *
Bunlar, üniversiteyle ilgili olarak yayılan ve bazı yayınların da konusu yapılan iddialardan bazıları... Bir başka iddia ise, davayla ilgili ifadeler arasına girmemiş ama, yerel basına yansımış. Onu da anlatalım:
İddia şu: Üniversite 'Haç' heykelleriyle donatılmış...
Gerçek ise şu: 2002 yılının mayıs ve haziran aylarında üniversitede, bir 'uluslararası heykel etkinliği' düzenlenmiş. Tam adıyla: 'Uluslararası Kireç Taşı Heykelleri Sempozyumu...' Bir şartname düzenlenmiş. Dış ülkelerden heykeltıraşlar davet edilmiş.
Her sanatçıdan bir heykel yapmasının beklendiği, heykellerin üniversite kampusunun belirli noktalarına yerleştirileceği belirtilmiş. Sempozyumun belirli bir 'tema'sı olmadığı, sanatçıların heykellerinin konusunu istedikleri gibi seçecekleri kaydedilmiş.
Dokuz ülkeden heykeltıraşlar gelmiş...
İtalya'dan, Fransa'dan, Belçika'dan, Bulgaristan'dan, Kanada'dan, Ukrayna'dan, Litvanya'dan, Japonya'dan ve Türkiye'den... Hem sempozyum halinde etkinliklere katılmışlar. Hem de heykellerini yapmışlar. Heykeller, üniversite kampusunun belirli yerlerine dikilmiş. Törenler yapılmış. Gitmişler.
* * *
Ve sonra... Aradan üç yıl geçmiş. Birdenbire önce bir yerel gazetede, sonra bir İstanbul gazetesinde heykellerle ilgili haberler yayımlanmış. Şu başlıklar altında:
'Van'da Haçlı Üniversite...'
'Van'da 6 Adet Haç Var.'
'Üniversite'deki Haçlar.'
'Hıristiyanlık Propagandası'..v.s..
Üniversitenin konuyla ilgili profesörleri bunları nasıl cevaplayacaklarını şaşırmışlar.
Gerçi sempozyum sırasında yapılan 10 heykel var. 'Haç'a benzetilerek, fotoğrafı çekilip yayınlanan heykel, bunlardan sadece biri. O da milattan (İsa'nın doğuşundan) 700 yıl önceki dönemden kartal kanatlı bir kadın figürü örnek alınarak yapılmış. Yani Hıristiyanlık'tan önceki dönemden... 'Haç'ın Hıristiyanlığı temsil etmesinin zaman açısından mümkün olmadığı bir dönemden...
Bunlar, üniversite yönetimi tarafından, basın toplantısı yapılarak, demeçler verilerek anlatılmış... Ama ne fayda... Yapılan yayınlarda, "Bu haçtır" denilmeye devam edilmiş...
Peki, öteki haçlar?.. Verilen sayıya göre diğer beş adet haç?.. Onlar hangileri?
'Haç avcıları' birini daha 'yakalamış'lar: 'Kadın ile erkek' adlı bir heykelin kaidesine tersten bakılınca 'haç' görüntüsü veriyormuş.
Başka?.. Öteki heykeller arasında, tersten de bakılsa, yandan da bakılsa haç görüntüsü vermesi mümkün olan başka bir heykel yok.
Ama 'dilin kemiği' de yok... Heykellerin tümüne yakınının 'haç'lı olduğu rivayetleri bitmek bilmemiş.
Üniversite kampusunun en hâkim yerinde, yüksek minareli büyük bir cami de bulunmasına rağmen...
* * *
Van'da bütün bunları görüp, dinleyip, öğrenirken, aklıma eski zamanlar geldi. "Ben bu filmi daha önceleri de görmüştüm" duygusuna kapıldım. 50-60 yıl öncesini hatırladım.
Köy Enstitüleri'ne yöneltilen hücumları düşündüm.
Gerçi o zamanlar 'PKK yandaşları' yoktu. 'Himaye ediliyorlar' suçlaması onlar için yapılamazdı. Ama o zaman da 'komünistler' vardı. Suçlanmak istenen eğitimcilere "komünistleri himaye ediyorlar" denilirdi.
Karma sistemle okuyan çocukların öğretmenleri için, imalı laflar kullanılarak "kızlarla erkekleri bir araya getiriyorlar" denilirdi.
Ve Köy Enstitüsü binalarının, yapılış şekillerinden anlamlar çıkarılırdı. Çok bilmiş bir edayla sorulurdu:
"L biçiminde yapılmış... 'L' ne demek?"
"Lenin demek" denilirdi.
Heykellerle Hıristiyanlık propagandası yapıldığı iddiası henüz ortaya çıkmamıştı.
Ama arada bir bazı heykellerin veya şekillerin 'orak'a, bazılarının da 'çekiç'e benzediğini 'keşf'edenler çıkardı.
Gel zaman git zaman... Bazı değişiklikler var ama, 'işin esası' değişmemiş...